ZİHNİN UYANIK HALİ

 

Tolstoy şöyle der: "İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir."

Bedenin acı çekmesi çareye yönelimi doğurur. Beden acı çekti mi insan yorgun düşer. Ancak tedavi yoluyla bu acıdan kurtulmak mümkün. En ağır yaralanmaların bile bir süre sonra vermiş olduğu acı yok olmaya başlar. İnsan beden acısının vermiş olduğu etkiyi bir süre sonra hissetmez duruma gelir. Bu insanın biyolojik varlığı ile ilgilidir. Ağır bir ameliyat sürecindeki acıyı hissetmemek için insan bedeninin uyuşturulması gerekir. Operasyon boyunca acı çekmemek maksadıyla bu bir gerekliliktir.

Ancak insanın ruhi açıdan çekmiş olduğu acılar başka türlüdür. Bedenin en ağır acısı belki ölümle son bulur. Fakat ruhun acısı insanı günden güne eritir, onu tükenişe sürükler ve acılar içinde kıvranarak her gün ölümler yaşamasına neden olur. Zihni kuşatan saldırılar ruhu esir alır. İnsanın zihni bunalımdan kurtuluşu sadece bu durumun farkında olmasıyla mümkündür. İnsanın bedenen esir düşmesi direnci köreltmez. Ancak zihnen yenik düşmesi insanın felâketidir. Zihnen teslimiyet göstermek, mağlubiyetleri kabul etmek ile eş değerdir. İnsan zihinsel işgale maruz kaldığını kabul etmediği zaman uyanması oldukça güçleşir. Her şeyden önce insanın uyku halini terk etmesi gerekir. Zira bir yanlışın sınırları içinde bulunmamak açısından o sınırları tanımanın gerekliliği zorunludur. Uyuşmuş zihinler, yanlışlar içinde doğrunun müntesibi olduklarını zannetmekle ömür geçirirler. Uyuşukluk hâli uzun sürenlerin, doğru yolu bulmadaki zihin karışıklığı uzadıkça uzar. Uykudan uyanmayı reddeden insan, bunalım tufanı tarafından derdest edilmeye mahkumdur.

Özellikle çağımız kurnazlık çağı. Ve bu durum uyanık olmayı ve uyanık kalmayı gerektiriyor. Zihne bulanık fikirlerin saçılması ile gerçekliğe olan bakış açısı önce sapmaya sonra dağılmaya başlar. Zihin kodlarımız, başka sapmaların saldırıları ile şekillendiği zaman hayata olan bakış açımız değişmeye, dahası kirlenmeye başlar. Bundan sonrası kimlik erozyonunu doğurabilecek tehlike sesleridir. Nasıl düşüneceğimiz, neyi benimseyeceğimiz ve kimi savunacağımıza dönük fısıltılar ile esir oluşumuz başlamış olur. Uykulu zihinler bu süreçten mağlup çıkmak dışında bir şey elde edemeyecek kadar bitkin olurlar.

İnsan acılarını hafifletebilen varlıktır. Bedenin acı çekmesinden ziyade ruhun acı çekmesi daha vahimdir. Ruhun acı çekmesi hayatı zindana çevirir. Bedenin acı çekmesi insanın kişisel hayatına dönük zindandır. Oysa ruhun acı çekmesi toplumsal yaşantının zindana dönüşmesini doğurur. Ruhi bunalım, öteki insanlarla ilişkilerin bozulması ve pusulasız yolların çoğalmasına neden olur.

İnsanı ayakta tutan değerlerin korunması, onun güçlü bir zihni bunalımdan kurtuluşu anlamına gelir. Zaten insan, tutunduğu bir dalın sağlam olmasıyla yıkılışa karşı direnebilir. Zamanın saldırıları silahtan öte, artık fikri ve yaşamsal yozlaşmaya dönük faaliyetlerdir. İnsanın çok kolay bir şekilde kapılabildiği bu sele karşı setler oluşturmak elzemdir. Bu yozlaşmaya karşı insanın direncini ancak sağlam bir uyanık hâli arttırabilir. Aksi durum değerlerden soyutlanmak ve ardından yok oluş sürecine dahil olmaktır. Her an teyakkuz halinde kalarak ruhun kapalı kapılar arkasındaki tükenişini engelleyebilir ve ayakta kalarak uyanıklığın anlam yönü dik tutulabilir.

İnsan kendi ilkelerini ayakta tutabildiği oranda savrulmalardan kurtulur. İlkelerin sağlam oluşu ve yaşama aktarılması insanın uyanık kalmasını sağlar. İlkelerden uzaklık kendi ruhuna aykırılıktır. Bütün kopuşlar, insanın kendisinden uzaklaşmasına neden olur. Bu kopuş ruhun esenlik dünyasına darbe niteliğinde ise çok daha derinlere sirayet edecek dereceye çıkar. Kendi dünyasına yabancılaşan kişinin yolculuğu felaketlerle geçer. Buradaki felaket ruhun daralması, bunalması ve çıkmazlara girmesidir. Ne kadar kendisinden soyutlanmalar yaşarsa o kadar uzaklıklar biriktirir. İnsanın uzaklara yaptığı bu yolculukta kendi kendisini terk etmesi onun açısından oldukça trajik bir durum. İnsan dünyaya daldıkça kendisini ihmal eden zavallı bir varlık olur. Kendi ömründen anlamlı parçaları çok az bir pahaya satıp yabancısı olduğu yaşantıları kendisine uyarlamakta inat ediyor. Derin uykular sahibi olmayı hüner sanıyor insan. Uykuları derinleştikçe kendisine dönük hayatın çok uzağında savrulmaya başlıyor. Uykuları uzadıkça da bunalımlar ülkesine göçü başlıyor. Bu, bir ömrün hazin yapraklarını dökmesi gibi. Ömründen anlamı kovan böylesi bir yaşantının mensubu olarak kendisini doğruluğun merkezinde sanması, onun geri adım atmasını engelleyici etkeni oluşturabilir. İnsan ancak kabul ettiğini düzeltebilir. Kabule yanaşmadığı ve inatla sürdürdüğü bir anlayıştan değişim yönünde dönüşüm gerçekleştirmek mümkün değildir. Bu doğrultuda, acının ruhu esir aldığının farkında olmak, reçeteyi bulmayı kolaylaştırır. İnsanı bunalımlardan koruyup uyandıracak olan reçetedir. Doğru reçete ise sadece ilkelerin yazılı olduğu reçetedir.

İnsan, yanlışlar ihtimalinin yüksek olduğu bir dünyada yaşar. Önemli olan bunu kabul edebilme iradesi ortaya koymaktır. Dünya derin ruhi bunalımlar geçiriyor. Bu durum da insanın, bedenen uyanık olduğu halde uykularını derinleştiriyor. İnsanın çektiği bedeni bir acının, daha fazla etki bırakmaması için tedavi edilmesi gerekiyor. Bunun için de tedavi sırasında uyuşturularak insanın bu acıdan bir süreliğine mahrum  bırakılması şart. Ancak insanın çekmiş olduğu ruh acısının son bulması için zihnen ve fikren uyandırılması gerekiyor. Burada önemli olan ise sağlam fikirlerle beslenmiş uyanık zihinler inşa etmek ve yürek acısını dindirecek tedavi seslerini hayatta söz sahibi kılmaktır.

Duymak istemeyen kulak, görmek istemeyen göz kadar çöküşe yakın varlık yoktur. Bunların uyandırılması da hakikate yönelmeleri de oldukça güçtür. Tedaviyi reddetmek, iyileşmeyi istememektir. Karanlığın sesine kulak vermek en başta aydınlığa sırt dönmektir. Bu, sadece uykudan uyanmayı geciktirir ki böylece ruhun acı çekmeye devam etmesi uzun bir sürece yayılmaya devam edecektir.

Uyanmak, başta insanın kendisini sonra da toplumu harekete geçirebilme adımıdır. Uyanabilmek, ruhu esaretten kurtarma umudunu çoğaltmaktır. Sadece uyananlar uyandırabilir. Uykuyu kurtuluş zannedenler ise ancak kölelerdir. Uyanmak en büyük diriliştir; ve hayatı anlamlı kılacak olan sadece dirilerdir.

Paylaş