Mutluluk Arayışı
Adamın çalışmayan, birbiriyle sürekli kavga halinde olan iki oğlu varmış. Gece gündüz kavga edip birbirleriyle uğraşırlarmış. Sürekli mutsuz olduklarını dile getirip şikayet ederlermiş.
Adam, günler böyle geçerken, bir gün onları yanına çağırmış ve onların mutsuzluğunu giderici bir pınar olduğunu, hazırlıklarını yapıp yola koyulmalarını ve bu mutluluk pınarını bulup ondan içmeleri gerektiğini söylemiş. Sürekli kavga gürültü, tartışma ve tembellik hâlinin hakim olduğu bu yaşantıdan bir an önce kurtulmak isteyen bu iki kardeş hemen hazırlıklarını yapıp yola koyulmuşlar.
Günler süren yolculuk sonunda bilge bir adama rastlamışlar. İki kardeş bilgeye mutluluk pınarını sormuşlar. Bilge, kardeşlerin davranış ve görünüşlerinden onların durumunu anlamış ve ikisine de pınarı göstereceğini; ancak bunun bir şartla olabileceğini belirtmiş. İki kardeşten her birine bitirmeleri için bir iş vereceğini ve bu iş bitene kadar su içmemeleri gerektiğini aksi halde pınarın yerini söylemeyeceğini kati bir şekilde belirtmiş. Hayatlarını tembelliğin yığınları altında birbirleriyle didişerek sürdüren kardeşler çaresiz bir şekilde bu teklifi kabul etmişler.
Kardeşlerden biri kendisine verilen yığınla tomruk kesme işine, diğeri de tarlayı orakla biçme işine başlamış. Başlamışlar başlamasına ama yazın tam ortasında ve sıcaklığın zirvede olduğu böyle bir durumda susuzluktan neredeyse bayılacaklarmış. Ancak mutluluk pınarına kavuşma ümidi onları işi bitirmede dayanıklı kılmış ve işlerini bitirmişler. Çok susamışlar ve dedenin göstermiş olduğu çeşmeden kana kana su içmişler. Suyu içer içmez bir serinlik ve ardından ferahlık sarmış onları. Başlarını sudan kaldırıp birbirlerine bakmışlar. “Çok mutluyum” diyen kardeşine diğer kardeşi “ben de çok mutluyum” demiş. Araya giren bilge, “Aslında bu pınar, yüzlerce pınardan sadece biri. Ancak onu mutluluk pınarı kılan şey, mutluluk akıtması değil, sizin ona gerçek anlamda ihtiyaç duymanızdır” demiş.
...
Mutluluk hazzı yakalamak mı yoksa anlamı yaşamak mıdır? Mutluluk arayışına iten etkenler ile mutsuzluğu doğuran faktörler aslında insanın eylemlerinin ürünü değil midir?
Mutluluk arayışı insanın eksikliğinden kaynaklanan yanını doyurma telaşıdır. İnsan eylemleri ne kadar amaçsız olursa kalbe çöken hüzün o kadar artar. Bu yüzden ömür, ihtiyaçların karşılanması üzerine sürdürülebildiğinde mutluluğu elde eder.
Arayış, her şeyden önemlisi yönü bilmek ve o yöne yönelmek ile anlam kazanabilir. Neyi aradığını bilen, bulduğunda durabilir. Bilinmeyeni elde etme uğruna atılan adımlar ise insanı yoran koşuşturmalardan ibarettir. Ve insan durmak bilmez varlığa dönüştüğünü bu yorgunluğun getireceği tükenmişliğe kadar kavrayamaz hale gelir. Belirsizliğe doğru yürümek çoğunlukla elde edileni yük haline getirdiği için insanı bitkin düşürür. Bitkin insan doğruyu eğriden ayırt etmek yetisini elde edebilir mi? Çok zor!
Hayatı bir amaçtan yoksun sürdüren insanlarda genellikle kargaşa durumu hakim olur. Gerçekleştirdiği eylemleri olgunluktan ve doyumdan bağımsız olduğu için sürekli olarak bir çatışma ruh halini sürdürür. Gereksiz sataşmalar, tahammülsüz yaşamlar ve savrulmalarla dolu yönelişler giderek etkisini artırmaya başlar. İnsanda meydana gelen böylesi bir ruh halinden yaşamında mutluluk büyütmesi çok güçtür.
Her istenileni elde etme mücadelesi insanı ciddi anlamda yorar. İnsanın sürekli bir ulaşılabilir hayal dünyası olmalı. Buna umut yolculuğu da denilebilir. Umuda giden bu yolda belli aralıklarla dinlenip soluklanmak ve tefekkürü yüklenmek tam anlamıyla mutluluk esintisidir. Ruhun tam da açlık hissettiği ve doyuma odaklandığı bu çabanın akıbeti insanın mutluluk pınarıdır. Eksik yanın uygun olan yönelim ile doyurulması, susuzluğun doruk noktasında insanın suya kavuşması gibidir. O an ki mutluluk belki hiç bir kelimenin tarif edemediği kadar tarifsizdir. İnsanı çok çalışıp susatan şey ile insanın ömür sürecinde anlam yapbozundaki eksik parçanın yerine konulması arasında bir bağ vardır. Susuzluğun son bulması bedenin elde ettiği mutluluk; arayışın anlam ile neticelenmesi de ruhun elde ettiği mutluluktur. Esas olan gereksiz yönelimden anlamlı arayışı bulma girişimidir.
Yorulmayan insan suya ihtiyaç duymaz ve ihtiyaç duyulmayan sudan tatmak mutluluk getirmez. Daha da önemlisi yorulmayan insan meşguliyetlerine gereksiz yaşamların rengini katar. Bu renkler ona oyalanmalar sunar. Oyalanmalara teslim olan insanda huzursuzluklar belirmeye başlar. İnsanın mutsuzluğa dair düşünceleri bu andan itibaren çoğalır. Çünkü arayış yok. Arayışı besleyen amaç ve amacı büyüten anlam yok. Anlam pınarına kavuşma ümidi beslemeyen kişide mutluluk elde etmek boşa kürek çekmek gibidir. Modern yaşamın sunduğu uğraş alanı, insanın arayışa yönelmesini engellemeye dönüktür. Çünkü arayışa yönelen zihin boşlukların farkında olur. Bunları doldurmak adına içindeki tembellik ve sinmişliğe karşı amansız mücadele verir. Yıkılmaz ve yoluna devam ederse o zaman mutluluğu diğer adıyla anlamı yakalaması kolaylaşır.
Oyalayıcı alanda kalbini ve zihnini yoran insan, yanı başında var olan mutluluğu göremediği için erişilmesi halinde insanı tüketen yerlerde mutluluk arayışına girer. Aslında bulmaya çalışırken elde edeceği şey onu asla mutlu etmeyecektir. Çünkü eksik parçayı tamamlayan parça arayışı değildir bu. Bu çabası olsa olsa biraz oyalanma, biraz yorulma, biraz da dalma teşebbüslerinden ibarettir.
Netice itibariyle şunu söylemek mümkün:
İnsan ruhu, bataklığa sürükleyen modern hayatın cezbedici ama bir o kadar da kahredici uğraşları altında can çekişmekte. Bu büyük yorgunluk, ancak ruhun eziyetini arttırır. İnsan, bu durumdan sadece ruhunu besleyerek kurtulabilir. Anlam üzerine inşa edilecek bir yaşam ve bu yaşamı besleyen zihni dönüşüm ile ruhu mutluluk pınarına ulaştırmak kolaylaşacaktır. İş, aslında pınarın olup olmamasında değil; o pınara giden yolda eylemlerin ortaya koyduğu nitelikte bitiyor. Kişi ömrünü bereketli yaşadığı zaman tattığından lezzet alır. Ömrü çekilmez davranışlarla doldurmaya çalıştığında ise sürüngenler gibi yaşamaya mahkum olur.
Anlamsızlık mutluluğu öldürür; mutsuzluk dibe çöküşü doğurur. Dibe çökmek çoğu zaman kaybolmaktır. Tıpkı var olup da yokluğun soğuk bağrında nefes almaya çalışmak gibi...
Mutluluk uzaklarda aranmaz. Bazen bir yöneliş, bazen özüne dönüş bazen de uykudan uyanıştır. İnsanın uzanıp dokunabileceği yakınlıktır.
Yorumlar
2