metrika yandex
  • $19.19
  • 20.82
  • GA1200

İnsanlık Üzerindeki Kirli Eller

KADİR ÇİÇEK

29.07.2022

 

Ekonomik bunalım, kişinin sağlıklı ve ölçülü düşünmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Kişi, karnını doyurma uğraşı verdiğinde çevresinde meydana gelen olayların farkında olamayacak kadar kapalı konumda olur. Belki de ve büyük bir ihtimalle bu sebepten ötürü insanlık bugün ekonomi ile terbiye edilmeye çalışılmakta. Görünürde insanların canla başla çalışarak evini geçindirmeye çalışmasındaki telaş, onun dünyada meydana gelen olayları tahlil ve tefekkür etmesini önlemektedir. İnsanlar bu oyalanma ve zorlukla karşı karşıya kaldığı için duraksız zamanlarda hayatını idame ettirecek gücü elinden kaybetmeme mücadelesi verir. Çünkü midenin boşluğu hayatın son bulması ile noktalanacak kadar ciddiyet içerir. Açlığın vahim tarafı, insanın kendini bulmasındaki büyük engellerdendir.

 

Bugün için kaos, artık sadece toplumda değil evlerin içinde de belirginleşmeye başladı. Korku imparatorluğu yayılarak ve ekonomik buhran çerçevesinde insanlar telaşa sürülerek sağlıklı kişiliklerin ve dolayısıyla ödünsüz kimliklerin kendi niteliklerinden uzaklaşması hedeflenmekte. Bir taraftan suni gündemlerle insanlar derin düşünceden mahrum bırakılıp gereksiz, magazinsel konularla oyalanırken, diğer taraftan değerleri çiğnenmekte, ilkeleri al alaşağı edilmektedir. Sinsi ellerde hayat bulmuş makyajlı konuların oyaladığı bir kişinin uyanması elbette ki zordur. İlkelerinden kopan bir zihnin, bir süre sonra mankurtlaşması kaçınılmazdır. İnsanı kurtaracak ve koruyacak en büyük etken ilkelerine bağlılık ve bu ilkelere uygun eylem geliştirmektir. Aksi durumda ayakta durması imkansızdır. Böyle bir durumun neticesi açıktır: Kıpırdayışa dair takatin kalmaması. Bir bakıma ölü fikirler ülkesine yolculuk böylece başlamış olur. Ve ne yazık ki insanlık bugün ekonomik krizin varlığından şikayetçi olduğu kadar ahlâkî krizin varlığından rahatsız değil. Bundan ötürü de her çırpınma girişimi ile birlikte bataklığa sürüklenme biraz daha ivme kazanmakta. İnsanlar ekmek kaybetme korkusunun vermiş olduğu direnişi, gelecek ve onur kaybetme korkusunda gösterememekte. Bu da bir yandan toplumsal yozlaşmanın önünü açarken; diğer yandan düşünsel anlamda iflasa sürüklenmiş bireylerin sayısını arttırmaktadır.

 

Bugün yeryüzü, tek bir yerden yönetilme durumuyla karşı karşıya. Bu, ister dünya düzenini oluşturan aile olarak, ister dünyada sözü geçer sistemlerin medya yoluyla şekillendirdiği yönetim olarak düşünülsün. Ancak bizce bir gerçek var ki, insanların herhangi bir konu hakkında görüş belirtildiği zaman sakız gibi dillerine doladıkları "bu kadar da komplo teorisine gerek yok" sözleri bir yerden sonra bıkkınlık oluşturuyor. Aklına uymayan, yaşadığı çağın olaylarını okumayı bilmeyen, görüş geliştirmeye çalışmayan ve en önemlisi de toplumsal ifsat için her yerden düğmeye basıldığı gerçeğini görmek istemeyen için, önüne gelene komplo teoricileri demek elbette kolaycılıktır. Bunu söylerken elbette meydana gelen bütün olaylarda büyük ellerin oynadığı oyunların etkisi olduğu düşünülmemeli veya en ufak bir olayda bile akla hayale gelmeyecek surette kurguyla birleştirilmiş cümlelerle teori oluşturulmamalıdır. Ancak toplumun giderek yıkıntı endeksli olaylarla çalkalanıyor oluşu ve nesillerin ve ailelerin temellerine dinamit konularak ilkesiz ve niteliksiz kılınmaya çalışılmasında, yeryüzünde çıkar odaklı ve menfaat yüklü ellerin planları olduğu bir gerçektir. Bu ellerin zihniyetinde insanları dize getirme yatar. Ancak bu tamamen rıza yoluyla olacak bir teslim olmadır. Böyle bir teslimiyet göstermeye karşı duran kişiler bir şekilde toplumda dışlanmışlıkla karşılaşabilmektedir. Öyle ki kırmızı çizgileri olan belli kesimler, düşünme yetisini kaybetmekte olan diğer bir kesim tarafından aşağılanmaya maruz kalabilmektedir.

 

Bugün yeryüzü büyük bir fitne ile boğuşmakta ve bu durumun, "çoğunluğu" esir aldığı rahatlıkla söylenebilir. Zira insanlar, kolay devrin yapmacık ve sorgulamayan bireyleri haline dönüşmüş durumda. Ne bilginin içeriğini sorgulayacak bir akıl, ne de bilgi saldırısının olabilme ihtimalini idrak edecek bir olgunluğa sahipler. İşine geleni almak, bilginin saldırganlığı tetikleyecek tarafına müptela olmak ve insanlar arasında nifak tohumlarını ekecek kolaycılığa sahiplik, bu çağın insanının en belirgin özelliğidir. 

 

Dünya ahlâkî olanla savaşı çetin bir şekilde başlatan içten pazarlıklı, insanlık adına vahim varlık olmak dışında hiçbir değeri olmayan insanlarla dolu. Olabilecek en berbat yollarla insanlığa zehir aşılayan böylesi insanların, tek elin paralı köleleri olduğu açık. İnsanlık adına sonun başlangıcı denilebilecek sürecin müsebbibi de bunlar. Bütün pisliklerin üreticisi, ailenin düşmanı, kişiyi sahte vaatler etrafında süslü sözcüklerle yokuşa sürükleyen, toplumu içinden çıkılmaz karanlığa evrilmesi için elinden geleni yapan vahşi varlıklar gibi... İnsanlığın selametine olacak her ne varsa gözünü oraya dikerek yıkımı başlatan bu el, rolünü başarılı bir şekilde oynamakta. Ama işin acı tarafı, geleceklerindeki güzelliği, ışığı, umudu ve esenliği böylesi çağrıların sahte seslerine kapılarak feda eden gençlerin/insanların varlığı. Bu kirli ellerin açmış olduğu savaş dünyaya özgürlük, tercihlere saygı şeklinde yansıtılırken; koruyucu nitelikteki kutsalın bertaraf edilerek geçersiz kılınması koca nesillerin umudunu da geleceğini de yakıp kül etmektedir. İnanç adına küçümseyici ifadelerin manşetlerden düşmediği, mutluluğun sahte olanını tek realite gibi sunan kurşun niteliğindeki programların varlığı ve gerçek özgürlüğün sınırsız isteklerin yerine getirilmesiyle gerçekleşeceğinin sunulması olumlu yönde atılabilir adımların ihtimalini de düşürmektedir.

 

Bundan hareketle; yeryüzünde bir taraftan cinsiyeti yok etme savaşı başlatılırken; diğer taraftan cinsiyetçi, ırkçı politikalarla insanlar üzerinde büyük bir algı yaratılıyor. Önceden şiddetle karşı çıkılan ve hatta uğruna büyük mücadele verilen bazı durumların şimdilerde önce sessiz bir şekilde karşılandığı, daha sonra bunlara "tercihlere saygı duyulması gerektiği" şeklinde yaklaşıldığı görülmektedir. Bunun bir adım sonrası, kabul etmek ve kabul etmeyenleri dışlamak şeklinde olacaktır.

 

Bir el, sanki bütün gündemleri belirleyici konumda bulunmakta. Ne tarafa baksak eş cinsellik, cinsiyetçilik, cinayetler, cinayetlerin cinsiyet ve mesleğe göre tasnifi, kadına ve sokak hayvanlarına yönelik saldırı v.s haberleri... Bu büyük bir algıdır. Algının özelliği gözler önüne sunularak zihinlerin kabul etmesini kolaylaştırmak, bilinç altındaki etkisini güçlendirmektir. Algının toplumsal alandaki kabulünde önce görmek, sonra alışmak ve en sonunda normal görmek yani tepkisiz kalmak vardır. Eğer algıya karşı tepkiler azalmaya başlarsa, o algının mesajı giderek etkililiğini arttırır. Bir süreden sonra kabul edilebilirliği konuşulmaya başlanır.

 

Bugünün en büyük algısı, eş cinsellik üzerinden yapılmakta. Nesilleri zehirlemeye dönük bu faaliyetlerin muhafazakar veya Müslüman coğrafyalarda kabulü öncesinde düşünülemeyecek kadar kesinlik içeriyordu. Ancak öncelikli iş olarak dizi filmlerde iyiliksever, insancıl ve her türlü fedakarlığı yapacak rollerin eş cinsel olan bireylerde toplanması, onları izleyen bizlerde bir yumuşama/taviz doğurmaya başladı. Belki de zihinlerimizde küçük soru işaretleri belirmeye başladı: Acaba?

 

Cinayetleri "kadın cinayeti" ve "erkek terörü" olarak yansıtan kirli zihniyetlerin tek bir amacı olabilir: Toplumu derin kutuplaşmaya, dolayısıyla barışın mümkün olamayacağı düşmanlığa sürüklemek. Bu haberlerin ardından işlenen cinayetlerin sayısındaki büyük artışlar, bu haberlerin algıya dönük olduğunu ve toplumda yaralar açtığını gösterir niteliktedir. Dahası bunların amacına ulaştığını da rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Ayetin deyimiyle "...yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çalışırlar. Allah ise bozgunculuğu sevmez." Bir nesil çürütülmeye, kaos ortamı hakim kılınmaya, ekin yok edilmeye çalışılmakta. Bunu yapan el bozgunculuğun aktif elidir. Bu bozgunculuk tarihin her döneminde varlığını korumakla birlikte, iyilik postu giydiğinden ötürü her zaman taraftar toplayabilmiştir. Nesilleri adeta kötümser yolun karmaşık beyinleri şeklinde kötülüğün hakim olması için kullanmakta. Netice itibariyle kötülük, bugün saltanatını, ülkelerin büyük elleri tarafından gönüllü alıcı niteliğindeki bizlerce sorunsuz bir şekilde sürdürmektedir. Bizler korunaklı alanlarımızdan her ayrıldığımızda veya ilkesel duruştan her taviz verdiğimizde kütük gibi savrulmaya mahkumuz.

 

Toplumu daha çok açlık korkusuyla, zihinleri algı yoluyla ve büyük bir dezenformasyonla dize getirmeye çalışan dünyanın bozuk yürekli başları, ellerindeki bütün imkanları kullanarak insanların, ahlâkî anlamdaki yozlaşmalarını arttırma amacını gütmektedir. Ortada büyük bir düşünsel bozukluk, ahlâkî yozlaşma, ekonomik bunalım, bilgi kirliliği, zehirli bilgi saldırısı, hikmetten yoksunluk ve derin basiretsizlik olduğu kesin. Olabilecek en çabuk yoldan kendi özümüze dönmek mecburiyetindeyiz. İlkelerimiz bizim zırhımız; zırhımız anlamın doruk noktasını oluşturan vahiy; vahiy de hayatın neşet ettiği Kitabımızdır. Vakit kaybetmeden kaynağımızdan toplumsal ıslaha dönük program oluşturmak durumundayız. Aksi halde kaybeden biz olacağız. Ve biz kaybettiğimizde, dünya, kaybedenlerin ülkesi olmaya doğru evrilecek. Uçurum aniden önümüzde belirecektir.

 

Yaşadığımız hayatı güzelleştirmek bizim elimizde. Tıpkı insanlığı diriltecek mesajla buluşturmanın bizim elimizde olması gibi...

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Çok okunan haberler
Çok okunan yazılar