Anlayanlar Dinleyenlerdir
Dinlemek, insanlar arasında gittikçe kıyıma uğrayan ve bu yüzden de tahammülsüzlük rüzgarlarının toplum arasında etkisi gittikçe artan önemli bir kavramdır.
İnsanlar dinlemeyi bilmiyor. Daha doğru bir ifadeyle, dinlemeye tahammül edemeyecek kadar meşguliyetler yüklenmiş durumdalar. O kadar büyük meşguliyetleri var ki kendi dünyasından dışarı çıkma iradesini gösteremiyorlar. Üstelik meşgul olduğu alanların büyük çoğunluğunu oyalanma durumu oluşturmaktadır. Bir bakıma insan, kabuğuna çekilerek dinleme dünyasına vedasını gerçekleştiriveriyor. Daha çok konuşmak için daha fazla dinlemeye yabancılaşmak; daha fazla tartışma uğruna biraz daha uzayan kelimeler yığını kaplıyor zihin dünyasını.
Giderek büyüyen sorunlar silsilesi bir açıdan bakılacak olursa dinlememenin neticesidir. Sorunlar dinlenildiği taktirde anlaşılır. Çözülmesi gereken bütün sorunlar anlaşıldıktan sonra yatağını bulur. Bu yüzden dinlemeyi başarabildikten sonra sorunlarımızın üstesinden gelebiliriz. Konuşmadan önce dinlemek zihne iyi gelir. Zaten zihni dinç tutan en büyük etkenlerden biri açıklıktır. Dinlememek, açıklık halinin önünde büyük bir kirlilik halidir. Zihni yoran ağır bir karmaşa ve yüktür. Zira zihin, dinlemediğinde sakinlik hâlini kaybetmeye başlar. Gerçekleşen bütün konuşmalar anlaşılmaktan uzak olduğu için saldırı olarak algılanır ve karmaşa vuku bulur.
İnsanlar konuşmaya meyillidir. Konuşurken kendisini herkesin dikkatli bir şekilde dinlemesi beklentisi içerisindedirler. Ancak aynı davranışı başkaları konuşurken yerine getirmeye çok dikkat etmezler. Bu, bir bakıma sadece kendi duygu, düşünce ve ifadelerine önem gösterdiklerinin işaretidir. Başkaları onun için dinlemek zorunda olan seyirci konumundadır. Anlaşılmaz ve bitmek bilmeyen konuşmaların amacı bu nedenle belirsizliğin baskısı altında ezilmektedir.
Dinlemek anlamayı, anlamak anlaşılmayı doğurur. Anlaşılmayan insanda bir süre sonra nefret kıvılcımları belirir. Birbirini anlamayan insanlar bir bakıma kelimelerine nefretten kurşunlar yükler. Toplum içinde nefretin uç kısımlarda varlık göstermesi bundan dolayıdır. Bir türlü dinmek bilmeyen tahammülsüzlük fırtınası, bugün farklı fikirdeki insanların bir araya gelmesi önünde büyük duvarlar örmektedir. Dinlemeye yabancılaşan bir zihin dünyasında, bir arada olabilmeyi beklemek boşa kürek çekmektir. Dağ gibi büyüyen ve içinden çıkılmaz hale dönen sorunlar birikintilerinin altında can çekişen toplum "dinlemeyen" toplumdur.
Çok konuşmak insana oldukça çekici geliyor. Her duyduğuna dikkat kesilmeyen; ancak düşünce dünyasına yakın seslere yatkınlık gösteren bir yapıdadır insan. Duymak istediklerini dinler. Dinlemek istediklerine de ilgi duyar. Onca bilgi yığınından "işine geleni" cımbızla almak dinlemeyi başaramamış insanın özelliğidir. Bilgi ağacından temiz ile kirli bilgiyi ayıramayan kişinin içinde bulunmuş olduğu ruh hali, dinlemeyen kişide oluşan karmaşa hâli gibidir. Dengeyi tutturamamak ve yolu bulamamak gibi...
Bize göre, dinleyebilen insan görebilen insandır. Kör kesilmeyen insan aynı zamanda sağır kesilmeyen insandır. Görebilenler dinlemeyi başarabildikleri için bulanık bakışlardan uzaktırlar. Kör insan ise sözün sesine kulaklarını kapatıp, güce yoğunlaşan insandır. Hele bir de kalbi kör ve katı kesilmişler var ki bütün kalbi yaralılara kurşun yağdıran bunlardır. Hakikate kör kesilenler de yine bunlardır.
Bugün, dinlenilmeye layık görülen kesim sözü olanlar değil, gücü olanlardır. Söz ve kelime hiç olmadığı kadar yetim bugün. Değer kıyımına uğrayan söz iken hakikat de itibar saldırısı altında kıvranmaktadır. Gücün sesi her daim baskın gelirken, diğer taraftan hakikat bile olsa söz, eğer güce aykırılık teşkil ediyorsa üstü örtülmektedir. Bir mazlumun sesi duyulmayacak kadar kısılmakta, bir hakikatin çığlığı ve haklılığı dinlenilecek kadar değerli görülmemektedir. Bu bir faciadır. Varlık dünyasında büyük bir depremdir. Yıkıntılar arasında çocukların sesine bütün kulaklar sağır kesilmişken, bombaların yoğun ve yıkıcı etkisiyle oluşan gürültü altındaki mazlumun sesi hiç olmadığı kadar duyulmaz durumdadır. Kulaklar bugün, son ses şarkılara açık haldedir; gereksiz konuşmalara, sonu gelmez tartışmalara, kavgalara açık haldedir. Bugün mazlumun çığlığını duymadığı halde kötülüğün fısıltılarını duyan yüzler ön plana çıkıyor sürekli. Ne yazık ki sözü de hüznü de olanlar dünyada dinlenilecek alanın dışına itiliyorlar. Bunun yerine tanrı diye taptığı gücü, cinselliğini ön plana çıkaran cesareti, paraya tapan sapkınlığı, kör kesilen vicdanı ve şehveti yaşamın merkezine koyan anlayışı olanlar dinleniyor veya dinleyen kitle buluyor. Çünkü çağ, uykuya çağıran sesin baskın olduğu çağdır. Mazluma yaşam hakkı tanımayan gücün varlık gösterdiği çağdır. Dinlemek ve merhamet etmek, zalimlerin putçuluk sistemlerine yakışmayan iki önemli kavramdır.
Oysa insan dinleseydi anlardı. Anladığını yanıtlar ve anlatırdı. İnsan dinleseydi sabrı da öğrenir, merhameti de hoşgörüyü de. İnsan dinleyebilseydi kalemine rahmeti doldurur, diline ölçüyü koyardı. En saldırgan dil, kulakla irtibatını koparan dildir. Tıpkı kalbe düşman kesilen akıl, yağmuru istemeyen toprak, umudu reddeden yaşantı gibi... Bugünün insanı dinlemeye tahammülü olmayan koca bir sanal alemde eriyip gitmektedir. Sayısız ifadeler içinde değer taşımayan sesini duyurmak için çırpınırken ne yazık ki kendisini en fazla kapattığı alan hakikatin alanı oluyor.
İnsan bir gün dinlemeyi öğrendiğinde, söz, gerçek değeri üzerine yükselecek ve gereksizlik dehlizlerinde yok oluşa doğru yuvarlanan insan, o vakit daha tutarlı bir duruş sergileyecek. İşte o gün dinlemek, zihinde üretkenlik doğuracak yürümesi gereken temiz yollar çizmeyi insan o gün daha iyi öğrenecek.
Yorumlar
0