sevdiğini söyleyen genç adamdan gözlerini kaçıran kız
utangaç bir tonla
ama, ne bileyim 'beni ikna etseniz, bilmek isterim' dedi.
genç adam başını eğdi.
içinden bir sızı geçti, gözleri uzaklara daldı:
“sevdiğimi bilmek mi istiyorsunuz?” dedi kısık bir sesle.
“ispatını istiyorsunuz, anladım...
oysa ispat, kalbin değil, aklın aradığı şeydir.
ve ben, sizi ikna etmek için değil; anlamanızı isterim.
“çünkü bilmek aklın işidir; anlamak kalbin.”
(film repliği)
kasım soğuğu bastırmıştı, hava sertti.
mahallenin köşesinde kasketli bir adam, elinin tersiyle gözünü ovuşturdu.
sonra yanından geçen hocaya döndü, alay vari, gevşek bir tonla gülümseyerek:
“bir şey söyle be hoca,” dedi,
deli düşünceler sarıyor beni allah’la ilgili.
öyle çok ki…”
hoca bir an sustu.
sanki kelimeleri tartıyordu,
çünkü bazen söz söylerken bile sessiz kalmak gerekirdi.
yanında abdest alan ökkeş, suyun sesine karışan bir fısıltıyla mırıldandı:
“bilmek değil de anlamayı denesen...
aklını değil, kalbini açsan belki olur.”
evet dostum, mesele tam da burası.
biz hep ikna etmeye çalışıyoruz,
oysa iman edilmez ikna olunarak.
ismet özel’in dediği gibi:
“ikna edilmişlerle yola çıkılmaz, yola inanmışlarla çıkılır.”
ne çok konuşuyoruz farkında mısın?
ne çok açıklıyoruz!
ateiste, deiste, mesafeli duran herkese bin delil, bin mantık sunuyoruz.
bir ayeti bir felsefeciye, bir hadisi bir psikoloğa beğendirmeye çalışıyoruz.
aklını önyargılarına,
kalbini şeytani bir konfora teslim etmiş olana
hakikati anlatmaya çalışıyoruz.
oysa iman,
aklın onayıyla alkışıyla değil,
kalbin boyun eğmesi yani secdesiyle başlar.
bak, teklifin kendisine...
allah’a inanmak, meleklere, vahye, ahirete…
hiçbiri akılla izah edilebilir şey mi?
hepsi gayb.
hepsi görünmeyene dair bir çağrı.
ve işte o çağrı, kalbin derin bir yerinden gelir.
“din akıllı olana teklif edilmiştir.”
evet.
ama kabul eden yer kalptir.
çünkü iman, bilmekten çok anlamaktır.
bilgi akılda durur, anlam kalpte kök salar.
ve dost, kök salan şeydir meyve veren.
hatırlasana…
kör bir adam vardı aziz kitapta,
peygamberin yanına gelen, “beni arındır ey muhammed ” diyen…
o adam, görmeyen gözleriyle kalbinin gören yerinden seslenmişti.
peygamberin etrafında akıllarını büyüleyen ekabirler vardı oysa.
onlar hesap soruyordu,
o ise yönelmişti.
o kör adamla allah, habibini uyardı:
“senin görevin yüz çevireni değil, arınmak isteyeni uyarmaktır.”
işte mesele bu.
yüz çevireni ikna etmeye uğraşmak beyhude iştir.
ama arınmak isteyeni bir kelimeyle diriltmek mümkündür.
çünkü kalbi diri olanın aklı zaten bir gün teslim olur.
ey yolcu,
eğer bir gece “deli düşünceler” sararsa aklını,
ve o an utanır, yüzün kızarırsa,
korkma.
iman, kalbine çoktan yer etmiştir.
yeter ki o sızıyı kaybetme.
dindarlık bilgiyle değil,daha çok
anlamakla ilgilidir...
Hoş geldin rahmet mevsimi!
19.02.2026
İRAN VE BÖLGESEL TAHLİL SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 22.02.2026
cennet’ten notlar ay’ı RESUL UZAR 20.02.2026
DİNİN İSTİSMARI ÜZERİNE YUSUF YAVUZYILMAZ 21.02.2026
YABANCI SÖZCÜK KULLANMA TAKINTISI AYTEN DURMUŞ 22.02.2026