metrika yandex
  • $43.89
  • 51.72
  • GA51965

DİNİN İSTİSMARI ÜZERİNE

YUSUF YAVUZYILMAZ
21.02.2026

"Şirk dininin her zamanki çabası şu olmuştur: Tabiat ötesi inancı, ilah veya ilahlara olan inancı, ahiret inancını ve mukaddesata olan inancı kullanarak; Gaybi güçlere olan imanı tahrif ederek, kısacası bütün dini ve itikadi esasları kitabına uydurarak ve tahrif ederek mevcut durumu meşru göstermek ve temize çıkarmak. Yani dini kullanarak halka; "Sizin toplumunuzun içinde bulunduğu durum, olması gereken bir durumdur." inancını kabul ettirmek... Zira sizin bu durumunuz, Allah'ın iradesinin bir tecellisidir, takdiri ilahi böyleymiş, sizin ve toplumunuzun alınyazısı böyle çizilmiş."

(Ali Şeriati, Dine Karşı Din, Sayfa 27 - Fecr Yayınları)

 

Din istismarı, tarihin en önemli sorun alanlarından biridir. İstismar, bir şeyin kendi sınırları dışına çıkılarak başka bir amaçın gerçekleşmesi için araçsallaştırılmasıdır. Kuşku yok ki, teorik olarak sadece dinin değil, her ideolojinin, dünya görüşünün ve siyasi anlayışın araçsallaştırılması mümkündür. Araçsallaştırmada en önemli gösterge öğretinin savunduğu ahlak ile pratik yaşam arasındaki uyumsuzluktur. "Öyle ki, felsefi bir ahlak teorisinin olması gerekli ise de, pratiğe dökülmeden bir ahlak tercihinin, ahlak olma şansı yoktur. Zira onun ahlakı ilkelerin görünür olduğu yaşam alanlarında tercih edilmesi gerekmektedir ki, bu ilkeler yaşanan bir değere dönüşebilsin." (Namık Kemal Okumuş/ Sağlam Kulpa Tutunamayanlar, Araştırma yayınları) İslam ahlakını benimseyen ancak gereklerini yerine getirmeyen insanların durumu böyledir. Teorik olarak inandığı değerleri pratik yaşamda uygulamadığı için başkaları üzerine etkili olmadığı gibi, kendisi de ahlaksız konuma düşer.

Nurettin Topçu’nun yerinde ifadesiyle “İslam dini, softa, hurafeci ve falcılardan ibaret ulema denilen bir grubun elinde, bu yüksek değerlerinden sıyrılmış olduğundan, bütün hayat kuvvetini bugün kaybetti; şimdi sahipleri, besledikleri hırsızların karşısında dilencilikle hayat geçiriyorlar. Mecburilik, vicdanın olmaktan çıktı; türlü zorbalıkların oldu… Allah korkusu, dünya hadiselerinin benzeri olan bin türlü hadiselerin korkusuna bağlandı ve böylelikle dindar geçinen bu zümrenin elinde, Allah katledildi… Bütün kirlerinin üstüne dindarlık elbisesini giyinenler, din hayatının sarrafları veya karaborsacıları kesildiler. Mallarının sürümünü sağlayanlara cenneti peşkeş çektiler. Kendileri ile alış veriş yapmayanları ise cehenneme gönderdiler ve sanki kendileri Allah’ın umumi vekaletine sahipmişler gibi, iman ile isyanın sınırlarını sımsıkı ayırdılar.” (Nurettin Topçu, Ahlak Nizamı, Dergah yayınları, s: 79)

            Dini araçsallaştıran kişi aslında hiçbir zaman iç huzurunu sağlayan kişi olamayacaktır. Bir şeyleri istismar ettiğinin farkındadır; ancak nefsi istekleri bunu yapmasını kışkırtmaktadır. O aslında bir türlü inancını verdiği huzur iklimini yaşayamamış tatminsiz bir kişiliktir. İç huzuru sağlayamadığı için dini görünüşüne( biçim/ form, kural) gereğinden çok önem vermiş gibi gözükerek toplumda saygınlık elde etmeye çalışır.

Dinin siyasete alet edilmesi yapılan eylemle değil, eylemin hangi niyetle yapıldığı ile ilgilidir. Kuşkusuz bir Mümin ve bir münafık görüntüde aynı eylemleri yapabilir, ikisi de namaz kılabilir, oruç tutabilir, hacca gidebilir, hatta cihada çıkabilir. İkisin arasındaki fark eylemlerin hangi niyet ve amaçla yapıldığına göre değer kazanır. Eğer bir ibadet ya da eylem Allah’ın rızası dışında bir amaca yönelmiş, dünyevi çıkarlar için araçsallaştırılmışsa kuşkusuz münafıkça bir eylemdir. Bu noktada Aliya İzzetbegoviç’in “Doğu ve Batı Arasında İslam” adlı eserinde yaptığı değerlendirme çok yerindedir: “Bir yanda samimi bir dindar fakat ahlaksız bir kişiyi; diğer yanda ise samimi bir ahlak sahibi fakat dinsiz birisini düşünmek mümkündür. Engizisyoncunun da dininde samimi olduğu unutulmamalıdır. Bilgi ile uygulama arasında tutarsızlık hayatın her sahasında olduğu gibi burada da mümkündür. İmandan amele geçiş sırasında bir belirleyici ilişki olsa da bu zorunluluk olarak tezahür etmiyor. Kur’an-ı Kerim en az elli yerde “iman edip salih amellerde bulunun” demektedir. Yani hem iman edin hem de salih amellerde bulunun diyor. İman ettiğinizde salih amelleriniz de bir zorunluluk olarak kendiliğinden gelir demiyor. Ve salih amellerde de bulunun diyor. “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iman etmiş olmazsınız.” diyor. Yani iman et ki iyi insan olasın demiyor; iyi insan ol ki iman etmiş olasın diyor. İslam, iman ile ahlakı bir bütünün iki yönü olarak değerlendiriyor.” İman ile ahlak arasında kurulan ilişki, son derece yerindedir ve önemlidir.

Dinin araçsallaştırılması özellikle siyaset alanında sıklıkla karşılaşılan bir olgudur. "Din bilginleri veya dini hayata otorite makamında olanlar, bazen kendilerine tabi olanlar üzerindeki etkinliklerini devam ettirmek, bazen de siyasi iktidarların gözüne girmek veya zengin sınıflar nezlinde itibar kazanmak amacıyla bu yola saparlar. Bu yüzden İslam tarihinde genel bir ilke olarak İslam bilginleri " Sultanın sarayından, zenginlerin sofrasından uzak durulması " gerektiğini söylemişlerdir. “( Ali Bulaç, Kur'an Dersleri, Çıra yayınları, cilt1 s 382). Bu noktada Ebu Hanife’nin siyaset ile ilgili tavrı ve eleştirel duruşu son derece önemli ve ufuk açıcıdır. Kuşku yok ki, alimin siyasal iktidar ile ilişkilerinde duracağı konum son derece önemlidir. Alimler siyasal iktidarın uygulamalarını meşrulaştıran bir noktada değil, hakikatin anlatılması noktasında durmalıdırlar.

Tarih boyunca çeşitli zümreler halkın düşüncelerini yönlendirmeye çalışmışlardır. Siyasal iktidarlar da bu işlevi üstlenen ve kendi uygulamalarını meşrulaştıran kimselere büyük imkanlar sunmuşlardır. "Belli ki tarih boyunca din adamları, rahipler, kahinler, iktidarların ve hakim sınıfların çıkarları doğrultusunda hareket eden din bilginleri, akademisyenler, aydınlar halkı dünyevi çıkarları karşılığında haktan ve hakikatten uzak tutmaya çalışmışlardır.” ( Ali Bulaç, Kur'an Dersleri, Çıra yayınları, cilt1, s: 383) Kuşkusuz aydınların insani zaaflarından siyasal iktidarlar fazlasıyla yararlanmışlardır. Bu zaafların başında ekonomik gerekçeler ve bürokratik makam talepleri gelmektedir. Bu durumda muhalif aydının en önemli zaafı ekonomik sıkıntılar olmaktadır.

Siyasal iktidarların uygulamalarını meşrulaştırmak için din adamlarının bir bölümü Kutsal kitapta yer alan ifadeleri yorumları ile değiştirip dönüştürmüşlerdir. Bir kısım ifadeleri de görmezden gelip gizlemişlerdir. "Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az( bir şeyi ) satın alanlar"ın Yahudi bilginler olduğu öne sürülmüşse de - ki Kitap ehli din bilginlerinin bunu yaptığı doğrudur. ( Tevbe /34), şu veya bu dine mensup bilginlerin, din adamlarının tümünü kast ettiğini söylemek mümkün. Çünkü nüzul sebebi hususi de olsa bile lafzı umumidir. Müslümanlar içinde de bazı bilginler, halk üzerinde etkili olan hocalar, imamlar, alimler veya müftüler Kur'an'ın bir kısmını gizleyecek olurlarsa aynı hükme muhatap olurlar.

Din bilginleri veya halk üzerinde etkili olanların Kitap'tan bir şeyi gizlemeleri dört şekilde vuku bulmaktadır:

1- Kitabın bir kısmını öne çıkarıp diğer kısımlarını ihmal etmek, gözden uzak tutmaya çalışmak. Mesela İslam'ın dünyevi hükümlerini zikretmemek, muamelat ve ukubat yönünü iptal etmek; faiz, cihat, haksızlıklara karşı direniş, sömürünün ve hukuk ihlallerini kötüleyen ayetleri öne çıkarmak.

2- Politik iktidarların, mütegallibe güçlerin hoşuna gidecek şekilde başları tevil ve tefsir etmeye çalışmak.

3- Şahsi görüş ve indi mülahazalara göre fikir yürütmek, kişinin kendi düşüncelerini Kur'an'a onaylatmaya çalışmak,

4- Zamanın hakim telakkilerini, ideoloji ve doktrinlerini esas alıp Kur'an'ı bunlara uyacak şekilde tefsir ve tevil etmeye çalışmak “ ( Ali Bulaç, Kur'an Dersleri, Çıra yayınları, cilt1, s: 382)

            Yaşantısı İslam'ın temel değerlerine uymayan, dini değerleri çıkarları uğruna araçsallaştıran, bu haliyle kimseye olumlu örnek olamayan kişilerin dine en büyük zararı verdiği günlerden geçiyoruz. Salih amel ve samimiyet içermeyen istismarcıların yaptıklarının faturası ise dinin kendisine kesiliyor. Bu noktada en önemli sorun dini araçsallaştıranların elinden kurtarmaktır.

            Gazali’nin verdiği bilgilere göre siyasal iktidar sahiplerinin kendilerine özgü bir kişilik yapıları ve zaafları vardır. Özellikle dünyevi çıkarlar ve endişeler onları hiç istemedikleri farklı bir noktaya savurur. Bu insanlar ikiyüzlü, çıkarcı, menfaatçi, ahlaksız bir yapıya sahiptir. “Bütün makam sahipleri kıskançlıklara hedef olur, sıkıntılarla karşılaşırlar. Devamlı makamlarına bir zarar geleceği korkusuyla yaşar, sevenlerinin gönüllerindeki itibarlarının değişeceğinden kaygı duyarlar. Gönüller, kaynayan tencerenin içindekinden daha hızlı değişir, bugün değer verdiklerinden yarın yüz çevirirler. İnsanların sevgi ve iltifatlarına güvenenler, dalgaların üstüne ev kuranlara benzer.” (Gazali, İhya, III, 288)

            Dini araçsallaştıran ve istismar edenlerin yaptığı en önemli faaliyet, Kur’an’ın semantik yapısına müdahale etmektir. Bu kişiler için önemli olan Kur’an’ın ne söylediği değil, Kur’an’a kendi istediklerini söyletmektir. Bu mantıkla Kur’an’a yaklaşan birinin yapacağı ilk eylem, kelimelerin anlamlarını, içeriklerini dönüştürmektir. "Kelimelerin anlam yapısıyla oynamak, iç anlamlarını saptırmak( tahrif) Hakikat ile insan arasına engel koymak, Hakikat’in üzerini örtmektir. Kur'an'a göre Hakikat'i örtmek ' küfür 'dür ve ' kelimeleri tahrif yoluyla saptirmak' da 'küfür içinde yüzmek'le aynı şeydir. ( Maide 41)Tabiatıyla bütün kutsal metinler hem lafız hem de anlam itibarıyle tahrif edilmekle karşı karşıya kalabilirler; nitekim tarihte insan her zaman bu yönde teşebbüslerde bulunmuştur. Kur'an gibi bir kitabı lafızları üzerinde oynamak suretiyle tahrif etmek neredeyse imkansız gibidir, ancak anlamı değişikliğe uğratarak tahrif etmek her zaman mümkün olabilir. Buna, iyi ya da kötü niyetle olsun, Kur'an'a semantik müdahale diyebiliriz." ( Ali Bulaç, Kur'an Dersleri, Çıra yayınları, cilt1, s: 208)

            Dinin araçsallaştırılmasının önüne geçmek kişinin aklını kullanması ile ilgilidir. Kişinin başka birisini kendini inkar edecek şekilde izlemesi, onun düşüncelerini hiçbir eleştiri süzgecinden geçirmemesi, tümüyle ona teslim olması, bireyi düşünmekten uzaklaştırmakta, kendine olan güvenini zedelemekte ve bunun sonucunda sorunlu bir kişilik yapısı ortaya çıkarmaktadır. "İkame edilecek hiçbir şey, insanın yerine düşünemez, hiç kimse başka birisinin hayatını yaşayamaz. Alçalmanın en kötüsü, bir insanın aklının bir başkasının aklına boyun eğmesine izin vermesi, bir yetkenin kendi beyninin üzerinde olduğunu kabul etmesi, başkalarının doğru diye söylediği her şeyi hiçbir eleştiriye başvurmaksızın doğru olarak kabul etmesi, o sözlere bilinciyle varoluşu arasında aracı rolü yüklemesidir." ( Nevzat Can, Özgürlükçü Eğitim Felsefesi, Elis yayınları, s:91

Öte yandan toplumda yapıda meydana gelen sorunlu ilişkiler insanların başka insanlara koşulsuz bağlılığından beslenmektedir. " Bu insanlar da önderlerinin, efendilerinin, üstatlarının, liderlerinin kendileri için belirlemiş olduğu doğrultuda hareket edip, onların çizdiği sınırların dışına çıkmamakla ahlaki anlamda en yüce erdem sahibi olduklarını düşünürler. Hatta içinde bulundukları grup, ya da cemaatlerinin lideri olarak kabul ettikleri insanların görüşlerinin kutsal- irdelenemez - hatasız olduğunu düşünüp bunların değiştirilemeyeceğini dahi dile getirmekten çekinmezler. " ( Nevzat Can, Özgürlükçü Eğitim Felsefesi, Elis yayınları, s 91) Bu durum kolaylıkla yönlendirilebilen bir toplum yapısı ortaya çıkarmaktadır. Kendi aklını kullanmayan kişiler, başka insanların çok kolay kullanacakları araca dönüşürler.

            Bugün eğitim sistemi ahlaki donanım demek olan eğitim anlamından çıkıp bilgi eksenli mesleki donanım anlamına gelen öğretim anlamına evrilmiştir. Ahlaki donanımı eksik ve yetersiz olan insana bilgi yüklemek onu daha bilgili, daha donanımlı, daha etkili bir ahlaksız yapar. Yani eğitim sistemi iyi insan değil bilgili insan inşa etmektedir. Daha üst düzey hırsız, daha üst düzey yolsuzluk yapan, daha üst düzey menfaatçi insan ortaya çıkmaktadır.

Dindarlığın ölçütü herhangi bir partiye bağlılık, bir partiyi desteklemek ve kazanmasına çalışmak değildir. Dindarlık Kur'an'ın ahlaki ilkelerinin izini sürmek, dinin temel değerlerine uyarak Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmaktır.

Ne yazık ki, son zamanlarda gelişen ve dönüşen dindar muhafazakarlığın sorunlu bir yapıya büründüğüne şahit oluyoruz. Bu değişim dinin araçsallaştırılmasının nelere yol açabileceği hakkında uyarıcı olmalıdır. Özellikle sosyal medyada boy gösteren ve birer fenomen haline gelen tavırlar son derece öğreticidir. Hadsiz ve kibirli Muhafazakarlığın lüks yemek paylaşımlarındaki hoyratlık ve kabalık fark edilemeyecek gibi değil.

Dinin özünün ahlak olduğu unutulmamalıdır. Anlak olmaksızın ibadetler kuru bir formdan ibaret kalır. Yaşadığımız günler formun öne çıktığı buna karşılık ahlakın giderek silikleştiği bir döneme girdiğimizi gösteriyor.

Öte yandan dinin araçsallaştırılması bahanesi üzerinden, dini değerlerin ve taleplerin siyasi alanın dışına atılması düşüncesine karşı da uyanık olunmalıdır. Dini değerleri başka bir amaç için araçsallaştırmak, istismar etmek sorunludur. İstismar bir değeri siyasi, ekonomik ve toplumsal alanda statü elde etmek amacıyla kullanmaktır. Bu sadece siyaset alanı için değil, her alan için söz konusudur. Ancak böyle bir risk var diye hayatın hiçbir alanını dindar insanlara kapatamayız. Kaldı ki bu din dışı değerler için de söz konusudur. Belli dönemlerde yoğunlaşmak üzere Kemalizm de parasallaştırılabilir. Nitekim Uğur Mumcu bu duruma işaret etmiştir: “Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır"

Hayatın her alanında her değer ve her ideoloji araçsallaştırmaya açıktır. Nitekim Galip Erdem, "Bizler davayı Ağrı Dağı'nın zirvesine çıkaracaktık. Bin zahmet ve acılar çekerek tırmandık. Zirvede sevincimiz sonsuzdu. Ama bir noksanımız olduğunu fark ettik. Davayı dağın eteklerinde unutmuştuk. Meğer biz davayı değil kendimizi dağın zirvesine çıkartmıştık." sözleriyle istismarın bütün ideolojiler için söz konusu olduğuna işaret etmiştir. Kuşkusuz istismarın en kötüsü din istismarıdır.

Son söz: CHP geleneği Atatürk'ü, muhafazakar/ milliyetçi/ sağcı partiler ise dini istismar etmişlerdir.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş