Din , İnkılâp, İrtica
Peyami Safa
Ötüken Yayınları / İstanbul
Peyami Safa (2 Nisan 1899 - 15 Haziran 1961 İstanbul), yazar ve gazeteci. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ve Yalnızız gibi psikolojik türdeki eserleriyle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında ön plana çıktı. Yaşamı ve fikrî hayatındaki değişimlerini eserlerine de aks ettirdi. Server Bedi takma adıyla birçok roman kaleme aldı. Cingöz Recai tiplemesini Fransız yazar Maurice Leblanc'ın Arsen Lüpen karakterinden esinlenerek meydana getirdi. Aynı zamanda çeşitli kurum ve kuruluşlarda gazetecilik yaptı ve ağabeyi İlhami Safa ile birlikte Kültür Haftası gibi çeşitli dergiler çıkardı.
Aşağıda sözünü ettiğimiz ve alıntılar yaptığımız yazarın kitabı: Peyami Safa DİN, İNKILÂP VE İRTİCA eseri 1950-1960 arasında din, inkılâp ve irtica kavramları ile ilgili Düşünen Adam, Tercüman, Ulus, Son Havadis, Milliyet, Havadis, Yeni Mecmua, Yeni İstiklal, Türk Düşüncesi gibi gazete ve dergilerde yazdığı yazılardan derlenmiş bir eser olup onun bu kavramlara yüklediği manaları okuyucuyla paylaştığı ve düşüncelerini açıkladığı kaynak niteliğindeki bir içeriği ihtiva etmektedir.
Peyami Safa bulunduğu zaman diliminde fikirlerini serbestçe dile getirmiş ve onları gerekçeleri ile beraber savunabilmiş bir kalem erbabıdır.
Peyami Safa’nın din, inkılâp ve İrtica ile ilgili bazı düşünceleri ise şöyle:
Mürteci, muhafazakârların soysuzlaşmış tipidir. Geçmişi geleceğe bağlayan köprüyü geçmek istemez, ona arkasını döner ve zamanın tek bir buudu içinde kakılıp kalır. Muhafazakâr bu köprüyü kurar ve üstünden geçer. Bir ayağı geçmişte olmayan bir köprünün geleceğe kurulmayacağını bilir. Zengin bir tarih şuuruna sahiptir, geleceğin geçmişten doğduğunu bilir geçmişle ilgisini kesen devrimbazdan ayrılır. Devrimci değildir, inkılâpçıdır. Devirmez yaratır, geçmişin temelleri üzerine geleceğin çatısını kurar. Bu temellerden mahrum devrimler yıkılmaya mahkûmdur, geçmişe sırtını çeviren devrimbazla geleceğe sırtını çeviren mürteci, zihin yapısı bakımından, aynı adamdır, zamanın üç buudunu kavrayamaz, içinde yaşadığı hâlin öncesiyle sonrası arasındaki münasebetin idrâksizliği içindedir (s:12).
Dinî iman sahibi olup olmamakta herkes serbesttir. Türkiye için temenni edilecek şey, imanlıların da, imansızların da son hükme varmak için, yalnız arzu veya nefret duygularına tabi olmamaları, yalnız bir iki adama inanıp peşine takılmamaları, akla ve ilme de danışmalarıdır (s:15-16)
Okuyucumuz asrımızın en büyük ilmî dehâsı Alman Einstein’ın az çok bir şeyler bildiğine inanıyorsa, onun da her zaman tekrarladığım meşhur bir sözünü hatırlatırım: ‘’İlimsiz din, topal; dinsiz ilim, kördür.’’
İşte en selâhiyetli müsbet ilim mensuplarının din hakkındaki mütalâları.
Hiçbir asırda, bugünkü kadar, müsbet ilimler Allah’a ve dine yaklaşmamışlardır (s:20).
Mürteci bilmez: Avrupalı olmak dindar olmağa mâni değildir.
Züppe bilmez: Dindar olmak Avrupalı olmağa mâni değildir (s:84)
Kozmopolit bilmez: Milliyetçi olmak insaniyetçiliğe mâni değildir.
Milliyetçi bilmez: İnsaniyetçi olmak milliyetçiliğe mâni değildir (s:84)
Marksçı bilmez: Mülkiyet kapitalizmin haksızlıklarını ortadan kaldırmağa mâni değildir.
Liberal bilmez: Kapitalizmin haksızlıkları ortadan kaldırmak mülkiyete mâni değildir (s:85)
Kalbini Doğuya, kafanı Batıya bağla: Kendini bulursun (s:87).
DEVRİM serserileri edebiyatımıza da musallattırlar. Bunların inkılâp felsefesinin ve sosyolojisinin verdiği mânadan, tarihin verdiği mânadan haberleri yoktur. Maksatları inkılâpçı görüşe sâhip olmak değil, yenilik heveslilerini dolandırmaktır.
Eğer
Üzüm üzüme baka baka kararır
Yerine
Kararır baka baka üzüm üzüme
Derseniz edebiyatta devrimcisiniz, (sanki yeni moda ceket giymek eski ceketi tersine çevirip giymektir (s: 92)
TÜRKİYE fikir değil, hayâl memleketidir. Âlimleri çok az, şâirleri pek boldur. Bize Hürriyet ve Demokrasi ilim yolu ile değil, Namık Kemal’in şiirleri ile girmiştir. Komünistliğin de, Marx’ın kitapları ile değil, Nâzım Hikmet’in şiirleri ile bazı şahsiyetsiz gençleri zehirlemesi gibi. Batıya hayranlığımız da romantiktir. Hiçbir ilmi temeli yoktur.
Bu ilmî düşüncesi kıt memlekette, kültür, inkılâp, ekonomi, politika, her şey edebiyattır (s: 102)
EZANIN çana karşı en büyük zaferi, beş yüz sene evvel, kiliseden cami haline getirilen Ayasofya minarelerinden ‘’Hayyâl-lel- felah’’ sesleri yükseldiği zaman ilahi ifadesine kavuştu. Bu sesler devam ettiği müddetçe, Hristiyanlık âleminde İstanbul’u yeniden ele geçirmek ancak delilerin rüyasına girebilirdi. Çanakkale harpleri bu şehri fethetme teşebbüslerinin akıl dışı maceralar olduğunu gösterdi.
Fakat Ayasofya minarelerinden ezan sesi kesilince, Ortaçağ artığı ihtirasları kabarmağa başladı (s: 188)
Müslümanlık medeniyet düşmanı değildir. İslâm medeniyeti en büyük şahittir. Medinetüzzehra sarayının kapısında Zehra’nın heykeli vardır. Elhamara, Elbeyza saraylarının kapı ve duvarlarında çeşitli resimler, sağda solda hayvan, insan ve aslan heykelleri vardır (s: 225-226)
Mısır Darbesi ve Şehitler Unutulmadı
13.07.2026
PARANIN DİNİ İMANI YOK MU?|YUSUF YAVUZYILMAZ
14.07.2026
Hayır ve Şer|Mukaddes Özkan
21.06.2026
İlkel “komünal” toplum|Vahdettin İnce
21.06.2026
Amerika Kaybetti / Mehmet Taşdöğen
26.06.2026
Fetö'nün Çaldığı En Değerli Şey AHMET GÜRBÜZ 13.07.2026
bırak da olsun be dost! MUSTAFA AKMEŞE 10.07.2026
AMERİKA, NATO VE TÜRKİYE YUSUF YAVUZYILMAZ 11.07.2026
TEBDİL-İ MEKÂNDA FERAHLIK VARDIR! AYTEN DURMUŞ 10.07.2026
İnsan, Ahlak ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 21.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 7 ÜSTÜN BOL 19.06.2026