Türkiye modernleşme sürecini etkileyen ve yönlendiren bilimsel anlayış ağırlıklı olarak Auguste Comte’un sistemleştirdiği pozitivizm olmuştur. Bunun en önemli nedeni, Türkiye modernleşmesinin öncülüğünü yapan kadronun toplumsal idealleri pozitivizmin ilkeleriyle uyuşmasıdır. Daha açıkçası Türkiye modernleşmesinin başarılı olabilmesi için pozitivizm kullanışlı bir araçtı.
Celal Şengör, Türk pozitivist modernleşmesinin en steril örneği olarak karşımıza çıkar. Bu onu Cumhuriyet modernleşmesinin en iyi prototipi olarak öne çıkarır. Kuşkusuz Celal Şengör iyi bir pozitivist olmasının yanında iyi bir Kemalist' de. Bu yönüyle Köy Enstitüleri ile yetiştirilmek istenen neslin en iyi örneği olarak karşımıza çıkar.
Celal Şengör, bu toplumun değerlerine, kültürüne, inançlarına yabancı, açıktan alay eden bir provokatif kişiliktir. Bilim tarafsız bir epistemolojik alan olarak tanımlanır. Ancak bilimcilik ideoloji yüklü bir anlayıştır. Bilimi kullanan zihniyet önemlidir. Bundan dolayı kıyamet kadar Faşist, Nazist, Sosyalist, Siyonist bilim adamı var.
Bir bilim adamı bazı gerçekleri dile getiriyor diye halkın dini değerlerini ahlaksızca aşağılayamaz. Bir bilim adamı ahlaki değerlere duyarsız olabilir ki, bunun en güzel örneğidir Celal Şengör. Gazali'nin isabetle vurguladığı gibi, bir bilim adamının kendi alanında bazı doğruları ortaya koyması din ve metafizik alanında yaptığı yanlışları haklı kılmaz. Daha da vahim olan bazı muhafazakarların bilim adamlarının her konuda söylediğini kabul eden kompleksleridir. Celal Şengör, bilim adamı olabilir. Ama kesinlikle iyi bir insan değildir. Başkalarının inançlarını aşağılayan bir kişiliktir. Ayrıca bok yemek( kendi ifadesi) onun tercihidir karışmıyoruz. Bazı muhafazakarların Stockholm Sendromu tavrını da anlıyoruz. Bilime sahip çıkılmalı, bilim adamının ahlaksızlıklarına değil. Bilim adamı olmak başka ahlaklı olmak başkadır.
Gazeteci Haşmet Babaoğlu’nun Celal Şengör hakkında yaptığı değerlendirme ufuk açıcıdır. “Prof. Celal Şengör'ün Radikal internet sitesinde çıkan röportajı dün medyada alıntılanırken "Kenan Evren'in yaptığı her şey istisnasız doğrudur" ya da 12 Eylül rejiminde insanlara dışkı yedirerek işkence yapılması konusunda ettiği "dışkı yedirmek işkence değildir" sözleri manşetlere çıkartılmıştı.
Tabii gazetecilik açısından bu sözler pek çarpıcı ama bir tür meczupluk olarak algılanıp geçilebilir. (Meczuplara da haksızlık ediyoruz; onlar böyle "insanlık"tan uzak olmazlar, hatta ermişlere yakındırlar!)
Şengör'ün asıl üzerinde durulması gereken sözleri "Cumhuriyet seçkinleri" diyebileceğimiz bir sosyal kesimin zihniyetini "kusan" ifadeleridir. Malum, kendini "elitin en tepelerinde bir yerde" gören profesörümüz "dağdaki çobanla onun oyunu bir tutan" demokrasiden nefret eder. Ancak bu sözü meşhur eden manken için de "Aysun Kayacı'nın oyu da pek makbul bir oy sayılmaz, kusura bakmayalım" demeyi de ihmal etmemiş. (Bu da "yırtmak için en küçük fırsatı bulduğunda hemen halka çakan bütün Aysun Kayacı'lara ders olsun!)
Sorarsanız, kendi dalında büyük bir bilim adamı. Fakat Uganda'da bir kabileden, "ilkel insanların cahilliği"nden bir söz edişi var; antropoloji bilimi bu felaket karşısında oturur ağlar.” (Haşmet Babaoğlu,25 Kasım 2015,Sabah Gazetesi)
Son zamanlarda yaygınlaşan ancak Auguste Comte pozitivizmi ve ağırlıklı olarak Mantıkçı pozitivistlerin ileri sürdüğü bilim anlayışı yeniden gündeme geldi. Genel anlamda klasik bilim anlayışı olarak adlandırılır ve en yalın ifadesini Auguste Comte’un " Pozitivizmin İlmihali " adlı eserinde bulur. Bu tezin günümüz Türkiye’sine yansıması şudur: İslamcı, muhafazakar ya da milliyetçiler içinden bilim adamı çıkmaz. Çünkü iyi bir bilim adamı Tanrı’ya inanamaz.
Bu tezin Türkiye’de' ki en rafine temsilcisi Celal Şengör’dür. Ona göre bilim doğası gereği ateisttir. Dolayısıyla bilim adamı da ateist olmalıdır. Bu anlayışa göre Fuat Sezgin ve Mehmet Genç bilim adamı olamaz. Çünkü ateist değiller.
Aslında buradaki temel sorun Allah- insan- evren arasındaki ilişkidir. Bu ilişkiyi dinamik ve kesintisiz olduğunu kabul insanı bilimin dışına atar. Dolayısıyla akla yer açabilmek için Tanrı’yı yeryüzünden uzaklaştırmak gerekir.
Celal Şengör, bir söyleşisinde " Benim damarlarımda bir gram "Türk kanı" yok, ama kendimi Türk milliyetçisi olarak tanımlıyorum" diyor. Celal Şengör tüm bilimselliğine karşın yanılıyor. Bilimsel literatürde "Türk kanı" diye bir kan türü yoktur. İkincisi Türk milliyetçisi olmak için Türk olmak zorunlu değildir. Yani Türk olmaması Türk milliyetçisi olmasına engel değildir.
Sosyal bilimler de olan nedensellik ilişkisi, fen bilimlerindeki gibi değildir. Fen bilimlerinde var olan determinizm, sebep sonuç arasındaki ilişkiyi zorunlu görür. Oysa sosyal bilimler böyle bir zorunluluğu kabul etmez.
Sosyal olaylar doğası gereği çok faktörüdür. Celal Şengör gibi Türkiyeli bilim adamları, aldıkları pozitivist formasyon sonucunda, sosyal bilimleri de fen bilimleri gibi katı determinizmin hüküm sürdüğü bir alan gibi düşündüler.
Sahip olunan entelektüel bilgiye ahlak eşlik etmeyince, bilginin kibre dönüşmemesi imkansızdır. Bu tavrın en rafine örneği Celal Şengör'dür. Karşısında kendi tezlerini kabul etmeyen biri çıktığında onu küçümsemeye başlar. Celal Şengör, pozitif bilim anlayışının ortaya çıkardığı bir kibir abidesidir. Gazali bu tip insanların zararını şöyle açıklar: insanlar, bir konuda bilgi sahibi olan kişinin, kendi alanıyla hiç ilgisi olmayan, din konusunda da söylediklerini doğru kabul edebilir.
Türkiye'de akademik kibrin neden olduğu entelektüel bir faşizm de var. Süreç, akademik kariyerin titrini muhatap üzerinde baskı aracı olarak kullanmakla başlıyor.
Türkiyeli pozitivist bilim adamları pozitivizmin kurucusu Auguste Comte'tan birçok konuda etkilendiler.
1- Sosyal bilimler fizik yöntemi uygulanabilir.
2- Din insanlığın ilkel Teolojik döneminde kalmış bir bilgi alanıdır.
3- Bilim, insanlığın karşılaşacağı bütün sorunları çözecektir.
4- Bilim ilerleme, korkudan kaynaklanan din ortadan kalkacaktır.
5- Bilim ve bilim adanı doğası gereği materyalisttir.
Başta Mustafa Kemal olmak üzere Türkiye Cumhuriyetinin kuran elit kadronun da bilim ve din algısı bu felsefi temellere dayanıyordu.
İlber Ortaylı 13 Mart 2026 günü vefat etti. Celal Şengör, İlber Ortaylı özelinde devletin ve resmi ideolojinin ardına gizlenen kibirli bir bilim anlayışı üzerine düşünmek gerekiyor. Sırtını statükoya yaslayarak aydın olmanın imkanı ne kadar ise İlber Ortaylı o kadar aydındı. Daha doğrusu tarihçiydi, ancak aydın değildi.
Kuşkusuz İber Ortaylı, Celal Şengör kadar içinde yaşadığı toplumun değerlerine uzak bir kişilik değildi. Celal Şengör ateist, pozitivist ve Ulusalcı Kemalist bir anlayışa yaslanırken, İlber Ortaylı, daha muhafazakar bir Kemalizm'e yaslanıyordu. Ancak ikisi de kentsoylu, elitist, kibirli bir yapıya sahipti. İkisinde de ilmin getirdiği mütevazilik yoktu.
İlber Ortaylı, resmi ideolojinin gölgesinde yukarıdan, üstenci ve elit bir bakışa sahip, devletten topluma doğru bakan, sahip olduğu bilgiyle karşısındakini baskı altına almaya çalışan, muhatabını küçümseyen kibirli bir dile sahip tarihçidir. Dolayısıyla ilmin mütevaziliğinden nasibini almamıştır. Dolayısıyla İlber Ortaylı, Ahmet Yaşar Ocak, Şükrü Hanioğlu ve Cemal Fedai gibi bir tarihçi değildi.
Celal Şengör ve İlber Ortaylı'nın sorunu bilgi değil, ahlak ve ilkesellik sorunudur. Aydın, hak ve adaletin peşindedir. Devletten aldığı güç ile halka parmak sallamaz. Dahası bir aydının değerini güç merkezleriyle kurduğu ilişki belirler. O yüzden, siyasal güç merkezleriyle kurduğu mesafeli ilişki dolayısıyla Ebu Hanife, ilmin onurunu öne çıkaran ve korumaya çalışan, bu özelliği ile de herkese örneklik teşkil eden bir alim ve aydındır.
Aydın Ünal, İlber Ortaylı’nın ölümünün ardından yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi: "İlber Ortaylı ile kısa süreli teşriki mesailerimiz de olmuştu. İnsani tarafını geçelim, kötü bir tarihçi, resmi tarihçi, statüko tarihçisiydi. Dahası genç tarihçilerin yetişmesi önünde duvar gibi bir engeldi. Biz onu, kendi tarihimizle de çelişmek pahasına ve densizliğine rağmen en zor zamanlarında Filistinlileri aşağılayıp Siyonizme yalakalık yapan sözleriyle hatırlayacağız. Umarız tarih ilmi artık özgürleşir."
NATO, Malatya'ya patriot yerleştiriyor
10.03.2026
Halkbank davasında ABD ile anlaşmaya varıldı
10.03.2026
KÜRESEL DÜZENİN SONBAHARI
15.02.2026
Surelerin Mesajları: ÂLÂ SURESİ - 8 OSMAN KAYAER 09.03.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
İRAN VE BÖLGESEL TAHLİL SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 22.02.2026