metrika yandex
  • $44.29
  • 50.7
  • GA50500

İran ve Biz

YUSUF YAVUZYILMAZ
08.03.2026

 

ABD İran rejiminin havadan yere inmeden, Venezuela gibi kolayca bitirilemeyeceğini görmüş bulunuyor. Bu durumda kara harekatı kaçınılmaz olabilir. Yani kara harekatının olacağı bu noktada İran muhalifi gruplara ihtiyacı var. Bu yüzden Sünni Araplar, Kürtler ve Beluciler öne çıkıyor. Kürtler bu noktada kritik konumdadır. Amerika'nın yanında durmaları kısa vadede sonuç verse bile ileri aşamada büyük bedellere gebe gözüküyor. Üstelik saldırgan bir gücün yanında durmak da çabası. Öte yandan İran yönetimi ile sorunlu bir geçmişleri var. Bundan dolayı rejimi desteklemek istemeyeceklerdir. Bu ortamda tarafsız kalmak da riskleri olan bir yaklaşımdır. Öte yandan Trump, hiçbir koşulda güvenilir bir müttefik değil. O karşısındaki devlet ve örgütleri Amerika için kullanışlı bir aparat olarak görüyor ve buna hizmet ettikleri sürece önemsiyor. Amerika ile işbirliği yapan ülke ve örgütler bilmelidirler ki, Amerika, daha iyi ve kullanışlı bir aktör bulduğunda onları kendi kaderlerine terk edecektir.

Umuyorum Kürt siyasal aklı, kendini bekleyen bu tuzağa düşmez ve öncelikle kendileri için en sağlıklı kararı verirler. Çünkü bu coğrafya Kürt önderlerinin aldığı kararlardan dolayı Kürtlerin bedel ödedikleri bir pratiğe sahiptir. İran'da önemli bir nüfusa sahip Azerilere gelince, Azerilerin muhalif olmaları zor görülüyor. Bunun iki temel nedeni var. İlki Azerilerin İran dini ve siyasi bürokrasisi içinde önemli nüfuza sahip olmaları; ikincisi de Şia olmaları. İran Azerilerinde etnik kimlikler kaynaklanan milliyetçilik Şii kimliğin gerisinde duruyor.

"Hatta en vahşi kabileler, birbirine düşman oldukları halde, hariçten bir düşman onlara tecavüz etse, o dahili düşmanlığı unutuncaya kadar birbirine yardım edip o harici düşmanı def edinceye kadar ittifak ederler." Yukarıdaki ifadeler büyük İslam alimi Said Nursi'ye ait. Şiiler ve Sünniler vahşi kabileler gibi bile davranamıyorlar. Bugün İran'ı Şii diye yalnız bırakanlar, söz konusu bir Sünni Arap devleti olsa, Arapların bizi arkadan vurduğu tezini öne çıkaracaklar.

Emperyalistler bu topraklardan çekip gittiğinde bölge ülkelerinin birbirine bakacak yüzü olmalı. Görünen o ki, bu savaş bittiğinde tarihsel düşmanlıkların yerini yeni düşmanlıklar alacak. İran halkı Şii olduğu için yalnız bırakıldıklarını düşünecek. Sünni dünyanın sömürgecilerin yanında durduğundan söz edecek. Onlarca İslam ülkesinden İspanya tavrını göremiyoruz maalesef. Zulme karşı çıkmayanın, onu dillendirmeyenin, hakikat uğruna mücadele etmeyenin varlığının ne anlamı var?

Türkiye konumu gereği ilginç bir noktada durmaktadır. Ancak kesinlikle İran ile karşı karşıya gelmemeli, İran’a yapılacak bir kara hareketinden uzak durmalıdır. Sezai Karakoç’un 7 Nisan 2012 tarihli konuşmasında belirttiği gibi Türkiye ve İran’ı karşı karşıya getirme anlayışına karşı durulmalıdır.  "...Bugün bilhassa Türkiye ile İran'ı çarpıştırmak istiyorlar ve ben bakıyorum ki, bunu önlemesi gereken kalemler tam tersine, en basit bir bahanelerle tahrikçi bir şekilde ortaya atılıyorlar. Tabii bu tek taraflı değil. İran'da da mutlaka böyle oluyor. Suriye'de de öyle oluyor. Türkiye'de de. Şunu bilelim ki bu ülkelerin arasındaki meseleleri çözemeyecek tek şey var ise o da silahtır. Bir tek kurşunun bile atılmaması gerekiyor. Eğer bu atılırsa arkası gelir ve bu ülkeler göz göre göre mahvolur gider. Arkası da Batı'nın korkunç istilasıdır. O zaman ne ezan ne kitap kalır. Bu yüzden uyarıyorum tüm Anadolu'yu, çilekeş Anadolu'yu..."

Savaşın nasıl davranacağı merak edilen ülkelerinden biri de Azerbaycan’dır. Unutmamak gerekir ki, Azerbaycan İsrail ile aralarında askeri anlaşmalar olan iki stratejik ortaktır. Devletler arasındaki asimetrik ilişkileri anlamak zor olabilir. Son tahlilde Azerbaycan İsrail’den yana tavır alabilir. Stratejik gerçeklikler duygusal tavırların ötesinde değer taşır. Sosyolojik olarak mezhebi öncelik ( Şiilik) etnik önceliğin önündedir. Bu yüzden gerek Azeri halkı devlet politikasına muhalif olarak, gerek Kuzey Irak Türkmenleri, gerekse İran Azerileri Türkiye'den çok İran'a yakındır.

Öte yandan Amerikan’ın bölge ülkelerine bakışı araçsaldır. İlk planda bölge ülkelerinin nasıl ve hangi yöntemle yönetildiği değil, Amerika ile işbirliği yapıp yapmayacağıdır. Amerika ile işbirliği yaptığı sürece rejiminin ne olduğu hiç önemli değildir.

Amerika'nın İran'a saldırısı, Müslümanların kardeşliğinin, gerçekliği olmayan, bir kurgudan ibaret olduğunu gösterdi. Müslüman dünya " Kardeşi aç yatarken rahat uyuyan bizden değildir" bilincinin çok uzağında. Çünkü kardeşleri aç uyumuyor, öldürülüyorlar. Üstelik bunu eleştirecekleri yerde çeşitli gerekçeler öne sürerek haklı görüyorlar. Öyle görülüyor ki, müslüman halklar İslami bilinç taşımanın ve bunun gereği olan pratiği sergilemenin çok uzağında. Yaptıkları ibadetler, anlam, içerik ve ahlaktan uzak, içi boş geleneksel bir ritüele dönüştüğünden beklenen bilinci oluşturmuyor. Aynı kıbleye dönerek namaz kılanlar, milli menfaatler ve ulusal çıkarlar uğruna, İslam beldelerine bomba yağdıranlara sessiz kalıyor, dahası destek oluyor. Böyle bir topluluğun Allah’ın yardımını hak etmesi mümkün mü?

İslam topraklarına küresel saldırı başlatan Moğol vahşetinden sonra Osmanlılar tarih sahnesinde çıktı. Tarihsel süreç, zulmün sürekli olmadığını gösteriyor. Ancak yükselecek gücün Müslümanlar arasından çıkması, şu an ki bilgi, ekonomi ve adalet performansları dikkate alınırsa zor görülüyor. Dolayısıyla Müslüman aydınlara büyük sorumluluklar düşmektedir. Onlar, yaşadıkları zamanda, peygamberin mirasçıları olduğunun bilincine varmalı, toplumlarını küresel zalimlere karşı uyarmalı ve bilinç yaratmalıdır.

Ne yazık ki müslüman dünya inandıkları ile yaşadıkları realite arasında bölünmüş durumdadır. Reel politika ve ona dayalı gerçeklikler, idealleri tümden devre dışına itme tehlikesini barındırıyor. Öte yandan realiteyi gözden kaçırmak da, gerçeklikten kopuk ütopik bir ideale yol açmak tehlikesini içerir. İnancın yüklediği sorumluluklar ile reel politik gerçeklik arasında sağlıklı bir denge kurmak gerekiyor. Stratejik akıl da tam bu noktada devreye giriyor.

Egemen güçler, kendilerine itiraz eden bir ülkenin ve ideolojinin bulunmadığı bir düzen kurmak istiyor. İtiraz edenleri cezalandırıyor ve böylece gücün adalete üstün geldiği adaletsiz bir düzen kuruluyor.

Sonuç olarak bir savaşı, saldırgan, egemen, sömürgeci güçleri dışarıda bırakarak madun üzerinden okumak ahlaki, insani ve vicdani değildir. İran’ın geçmişte yaptıklarını öne sürerek bugün İran’a karşı Sömürgeci güçlerin yanında yer almak veya tarafsız kalmak adaleti arayan bir Müslümanın duruşu olamaz.

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
Okuyucu | 11.03.2026 06:45
Fars, Kürt, Beluci diyor ama Türk diyemeyip İran Azerisi diyebiliyor.
Hayrullah Özdemir | 08.03.2026 16:54
Reel-politik diye bir alan var ve inanç bu alana giremiyor öylemi ? Laik misiniz hocam.? Kim, yarım sözcükle de olsa bir müslümanın öldürülmesine yardım ederse kıyâmet gününe, iki gözünün arasına 'Allah'ın rahmetinden umutsuzdur' yazısı yazılmış olarak gelir. Hadis
Hayrullah Özdemir | 08.03.2026 16:47
Müslüman, inancının gereğini yerine getirir. Reel- politik diye bir dini yoktur Müslümanın. ABD -İsrail kafiriyle birlikte iş tutmayı reel-politik diye pazarlayan yöneticilerin yaptıklarından yola çıkarak ; ümmeti itham ediyorsunuz. Kürecik Radar Üssü' nün İsrail'i korumak için çalışmasi Malatya'lı amcam ister mi ? Eleştirecekseniz kafirle iß tutan yöneticileri eleştirin.