Bir Öğretmenle Hasbihal / Darbe oldu da ne oldu?

“Pek Muhterem Büyüğüm,

Bugün yine cevabını çok merak ettiğim sualler takıldı kafama… Yazarak kayıt altına alayım dedim.

Öncelikle 15 Temmuzda darbe olmasaydı, bugün nasıl olurdu?

Bu yapı, bu kadar insan kaynağı ile işlerini götürürken, darbe yapmak da nereden çıktı? Beş on yıla kalmaz anahtar teslimi olacaktı. 40 yıl beklemişsin, 10 yıl daha beklesen olmaz mıydı?

Darbe olmasaydı bugün bizim için nasıl olurdu? Saniyen darbe oldu da ne oldu?

Yerelden bakınca sadece insanlar yer ve unvan değiştirdi.

Bir de sistem değişti. Doğru. Yine insanlar yer ve unvan değişikliğine maruz kaldılar.

Kaybeden ata oynayanlar ve hâlâ duruşunu kaybetmeyenler nasıl ve niçin direniyorlar?

Umut vadeden İslâm’ın günümüz öncü şahsiyetleri, paradigma değişikliğine niye giderler?

Bin bir zahmetle yetiştirilen, uzun yıllar emek verilen potansiyeli yüksek gençler, insan merkezli yapılar, kurucuları eliyle neden itibarsızlaştırılır?

Bunların peşine takılan nice çılgın sorular… Ne siz sorun ne ben söyleyeyim…”

 

Uzun hikâye…

15 TEMMUZ DARBESİ ÇOK BAŞARILI OLMUŞTUR!

Hedeflenenin üstünde sonuçlar doğurmuştur.

Darbe bekleniyordu. Erken doğuma zorlanmış olabilir.

Geçmiş darbelere yeşil ışık yakan Amerika; yönetimi, istihbaratı, üsleri, ordusu, psikolojik harp unsurları, kritik kadrolara yerleştirilmiş kripto adamları, fonladığı her kesimden bendeleri ile darbenin fiilen içindeydi. Tanker uçaklar ilk kez bu darbe girişiminde kullanıldı.   

Cumhuriyet tarihinde ilk kez devleti vesayetçi gücün elinden alan bir halk hareketi gelişti. Ne yazık ki Batı’nın rahminde gelişip doğan Vesayetçi Yapı, devleti yeniden eline aldı…

Meyhaneden camiye farklı yerlere yüzü ve kalbi dönük insanlar sokakta bir aradaydı.

Kan dökme biliniyor, ne ki, kanı yerde bırakmayan bir inşa süreci becerilemiyor.

Maalesef vesayetçi gücün kontrolü geri aldığı bir döneme gelindi.

İkili bir oyun da oynanmış olabilir : Aynı anda Cumhurbaşkanı ve FETÖ’den kurtulma…

Darbe resmen başarılı olsaydı, Amerikan devşirmesi dinî görünümlü kadınlar ve erkekler üzerinden yeni hesaplar yapacaklardı. Müslüman toplumların Türkiye üzerinden kontrolü yeni bir evreye girecekti.

Malumdur, doğulu toplumlar kukla idareler, dış görünümü misyonuna uygun albenide kanaat önderleri, hayatın her alanında kalpleri, zihinleri, ufukları devşirilmiş dini/politik/bilimsel öncüleri, sanatçı/işadamı/askerleri, ‘Harbiye, Tıbbiye, Mülkiye’ Mankurtları üzerinden kontrol ve idare edilir.

Batı sömürüsü; üzerinde iyi çalışılmış psikolojik, sosyolojik, dinsel ve kültürel çalışmaların semeresidir. Sömürülen ülkelerin tüm dağınıklığı ve perişanlığına karşın, sömürenlerin her  alanda bütünlüğü ve koordineli çalışmaları vardır.

FETÖ ve benzer yapılanmalar, Batı’nın güdümünün çok maksatlı araçlarıdır. Emperyalistler için desteklenen gurupların inancı ve ideolojisinin önemi yoktur. Kullanılmaya müsait olmaları yeterlidir.

Son derece başarılı bir darbenin başarısız ilân edilmesi, dahiyane bir başarıdır.

İlân edilen başarısızlığın faturasının kime kesildiğine bakmalı. Dünyanın kurtuluşunun, barışın tesisinin yegâne kaynağı olan İslâm’ın; Müslüman görünümlü, Malik bin Nebi’nin deyimiyle ‘ideolojik savaş ajanları’ eliyle itibarsızlaştırılması hedeflenmektedir…

Yerli/yabancı ideolojik savaş ajanları ağırlıklı Küresel Vesayetçi Güç operasyonları, Müslüman toplumları radikalleşme/marjinalleşme/kriminalize olmaya itmektedir. Haricî, Selefî yapıların fıkhî malzemeleri, bu tehlikeli süreci beslemektedir. Asla ölü sevici olmayan, hayat verici İslâm, müntesiplerinin katkıları, fıkhın din haline getirilişi ile bir ölüm makinasına dönüştürülmüştür.

Müslüman toplumlar için en büyük tehlike, radikalleşmeye razı olmaları,  kurtuluş yolunu şiddette görmeleridir. Kriminalize olmak, Müslümanlar için tarihî bir hatadır.

Darbeden, mecalsiz kalmış Ergenekoncu / Vesayetçi sistem güçlenerek çıktı… İstemedikleri kişi ve gurupları FETÖ'cü ilân ettiler...

Hulusi Akar’ın başkan olacağı bir süreç işliyor olabilir.

Hasılı, Muhafazakârlar eliyle Kemalizm diriltildi. Yeni dönemin manşet cümlesi, bir televizyon dizisinden geldi : “Devlet teklifte bulunmaz, emir verir.”

Ve maalesef Müslümanlar darbe sürecinin ana kaybedeni oldu. Yemeye ve yedirmeye yenilen Müslümanlar, İslâm’a büyük darbe vurdu.

Dünya, küresel bir yeni  forma zorlanırken; Müslümanlar etnik, itikadî, mezhebî, meşrebi ayrılış ve kopuşları doludizgin yaşamaya devam etmede…

Müslümanlar Mehdi bekleyedursun,  “küresel yönetim çetesi”  “dünyayı ve insanı” yok etme yolunda çok tehlikeli başarılara imza atmaya devam etmektedir…

Sünnîcilik ve Şiîcilik oynayanlar, tarih önünde büyük vebal altındadır. Ayrılığın, ayrışmanın rantını yemeyi tercih eden âlim/hoca/şeyh/üstad kılıklı adamlar Kur’an’ın ruhundan, Allah’ın elçisinin hayatından hiç mi ders almazlar?

“İran’da falan olay oldu. Sünnîlere şöyle yapılıyormuş. Neredesin Yavuz?" diye höyküren adam ve benzerleri hangi derdimize derman oluyor?

Durumdan vazife çıkaran birileri hep oluyor. Üzerine bomba bağlayıp Cuma günü namazda yüzlerce Müslümanı katledebilen  canavarlıkta, bir gün Sünnî, diğer gün Şiî camileri hedef oluyor.

“Naçizane kanaatimce dünya birkaç yüzyıldır vesayet altında idare ediliyor. Bu yapı burjuvanın aristokrasinin elinden aldığı güçle vesayete sermaye ile ulaştı ve zaman içinde evrildi. Evrildikçe gelişti ve dünyaya frencashing/alt küme/şubeleşme ile yaydı. Her anadal bir alt şube açtı. Biz yönetim üzerindeki vesayetle zaman kaybederken onlar oto yedek parçadan eğitime, giyimden ilâç-ecza üretimine kadar vesayet sisteminin kılcal damarlara kadar teşekkülü ile meşguldü.

Değişime tepeden inananlar, kendilerine yem olarak sunulan vesayet oltaları ile (örneğin 80 öncesi olaylar) biri diğerine düşerken, onlar eksik kalan vesayet noktalarını tamamlıyordu. Şu an dahi bankacılıktan tutun iletişim sektörüne, gıdadan tutun otomotiv sektörüne kadar oluşan vesayet, vatandaşa her türlü dayatmayı yapmıyor mu?

İnsan haliyle soruyor: “Ben yel değirmenlerine karşı mı savaşıyorum?

Oysa ben Müslüman olmanın içinde olsaydım, Rabbimin “Sizi ummadığınız yerden rızıklandırırım” müjdesini yaşardım. OLMA kavramına dikkat çekmek isterim. Bizi olmamız gereken zeminden, vesayet noktaları uzaklaştırmak/terk ettirmek için ajan olarak kullanıldı. Oysa ben zeminimde kalsaydım, onlara karşı sesimle, nefesimle, kelimelerimle, kavramlarımla, ilmimle, amelimle, ibadetimle, doğal mücahedemi yapacaktım. “Hayat iman ve cihattır” demek de bu değil midir?"

 

09.10.2021, Kardelen/Ankara

Mehmet Yavuz AY

Paylaş