metrika yandex

28 Şubat Hikâyeleri / İçimdeki O Yara Kanar Durur Hâlâ

Mehmet Yavuz AY

28.02.2021

28 Şubat Hikâyeleri  

İçimdeki O Yara Kanar Durur Hâlâ  

Askerî hastahane merkezî  yerleşkesinin biraz dışında, köprüyle geçilen doğu kısmında tek başına duran binadaydı.

Tıklım tıkış hastaların bulunduğu büyük bir salonda. İlk bakışta kadın erkek ayrımının yapılamadığı, diğer polikliniklerden farklı bir yerdi. Ayakta sabit duranlar, sürgit tek bir hareketi yapanlar, sürekli gülenler, anlaşılmaz sesler çıkaranlar, kısa bir mesafede yorulmak nedir bilmeden yürüyenler, kendi kendine konuşanlar, bedeni kütük gibi sert, kolları belli bir açıda donmuş, parmakları çarpık, yüzünde duygu kırıntısı olmayanlar…

İlaçların, kendisini taşıyamayan insanları durdurduğu, kilitlediği yer…

Tekerlekli sandalyede oturuyor sırtı dönük. Üç numara tıraşlı başı, beyazlamış saçları, ilk bakışta erkek  hissi veriyor. Yüz yüze  geldiğinizde, ışıltısı sönük gözleri pencere dışında  bir noktaya asılı kalan kadının farkına varıyorsunuz. İşte burada, açılır kanatları olmayan pencereye bakarken, ilâçların etkisinin azalmaya başladığı on-on beş dakikalık zaman dilimini bekliyor.

Kendini hatırladığı, bilincini örten perdelerin aralanmaya başladığı o kısacık zaman dilimini. Hayatla tüm bağının on beş dakikaya indiği, hafızasından geçmişin fışkırdığı sayılı dakikalar, güçsüz bedenini, karmaşa altında paniklemiş doğal tepkiler veremeyen zihnini kör kara bir deliğe çekiyor. Binlerce metre yüksekten  korku, ürperti ve çığlıklarla düşer gibi. Keskin bir acıyı her seferinde yaşasa da hayata dönecek tek çıkış noktasının burası olduğunu biliyor. Hayat kitabının geçmiş sayfaları gözünün önünde canlansın istiyor…

Kimi kimsesi, arayanı soranı yok. 

Yorgun, bitkin ve kırgın…

Evden ve elden çıkarılması gereken bir çöp torbası sanki…

İki adam yaklaşıyor yanına. Tekerlekli sandalyenin iki yanında duruyorlar.

Kocasının adı geçiyor. Arkadaşları olmalı. Yüzü sabit, gözleri aynı noktada kilitli…

Duygusuz, hareketsiz yüzünde, boğazına yükselen iç kabarmasının genzini yakan sızısının ateşi…  

Başında dikilmiş, konuşuyorlar. Olayı iyi bildiği anlaşılan, acı ve hayıflanma dolu bir sesle anlatıyor:

- “Kim bu biliyor musun?” Dinleyici konumundaki adamın gözlerinde merak dolu soru işâretleri…

-“Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen, senin de spor hocan. O alçağın hanımı. Bırakıp gitti. Ne geliyor ne gidiyor. Nasıl da sevinmiştik. Başörtülü bir kızla evlenen ilk teğmendi o.

Akademi sınavına girecekmiş. Hanımın temsil kabiliyeti olması isteniyor ya.” Kızgınlığı yüzüne yansıyor. Kendi kendine konuşur gibi.

“Kime karşı neyi temsil edecek?” sözü dökülüyor ağzından.

- “Kızcağıza başını açması gerektiğini söylemiş. Direnmiş kızcağız. Zaman az. Uygunluk Belgesi alacak. Kurmay olacak, memleketi kurtaracak ya… Yoğun baskılar…”

Canlı cenaze; genç yaşta saçları bembeyaz olmuş, ümitlerini, direncini kaybetmiş kadının başında iki genç adam ağlamaktadır… Güçlükle bastırarak seslerini, ağlamaktadır iki genç adam. Set yıkılmış ırmak boşalmıştır. Boynu bükük yetimler gibi…

Kocası başı açık resimlerini çekti. Evinde başı açık eşiyle misafirler ağırladı. Salonun duvarından “Allah” yazılı güzelim hat tablosunu çoktan kaldırmıştı. Sakıncalı olacağını düşündüğü kitapları ayıkladı. Salonun vitrinine likör şişeleri yerleştirdi. Akademiye girecek,  kurmay olacak bir subayın, literatüre’ içki içmez’ olarak geçmesi iyi karşılanmazdı. Makbul subay olmak için denetime hazırdı.

Başını açmak zorunda bırakılan o kadın…Bu dayatmayı asla kabullenememişti lakin bir çıkış noktası da bulamadı. Derisi yüzülür gibi açtı başını.

Sustu, tevil yapmadı, bazen karşılaşıldığı gibi içine düştüğü zillet çukurunu savunmadı. Hazırlandı. Yüzleşti  imanı eylemleri ve kararlarıyla. Tepeden tırnağa ürperdi, üşüdü…

Eylem ve kararlarını, imanının belirleyemediği sonucuna vardı. İdam sehpasına çıktı, elleri bağlı, gözleri örtülü. Dayanamadı. Tabureyi kendisi tekmeledi. Gözünü açtığında hastahanedeydi…

Ağlayan iki genç üsteğmen, on yıl sonra Şubat soğuğunun öncü dalgalarına kurban edilerek ordudan atılanlar kervanına katıldı. Arkadaşları basamakları çıkmış Kurmay Albay olmuştu. Gasp edilen hakları için kurdukları dernekte çalışıyordu üsteğmenlerden birisi…

Ayazın içe işlediği soğuk bir kış günü, eve giderken, Kurmay Albay’la karşılaştı.

Sivildi, başında bere vardı. Albaya seslendi.

-“Hayrola ne yapıyorsun burada?  

Albay, gözlerini kısarak, eskiden beri yüzünün parçası olmuş kibirli  haliyle baktı.

-“Sen misin ?” dedi. Konuşmak istemeyen bir tavrı vardı.  Albayı bırakmadı. Sorular sordu. Zorla kısa cevaplar aldı. Başkente tayin olmuş. Kurdukları derneği de takip eden birimin başındaymış.

-“Bak şu Allah’ın işine bizi nerede istihdam ediyor. Dikkat edin! Aranıza adam gönderiyoruz".

-“Gönderin, onlara da faydamız olur. İçeride dışarıda savunacağımız meseleleri konuşuruz.” dedi gülerek. Kurmay Albay, daha da ciddileşti. Kısık bir sesle:

-“Konuştuklarımızdan kimseye bahsetme. Bugünü unut. Kıt’aya çıkıyorum. Generallik sırasındayım…

Yıllar geçti. Bir Ramazan günü teravih namazı kıldığı camide Albay arkadaşıyla karşılaştı.

-“Hayrola , bizim mahallede ne arıyorsun? Emekli mi oldun yoksa?” dedi.

Albayın yüzü kararmıştı.

Emekli lafını duyunca kurşun yemiş gibi oldu. Her şeyi yapmış ama yine de general olamamıştı. Yapmamışlardı.

Albaydan daha çok eşini merak ediyordu ama soramadı.  

28.02.2021,

Kardelen/Ankara

Mehmet Yavuz AY  

Yorum Ekle
Yorumlar (4)
Arif yazıcı | 04.03.2021 02:31
Şuçlu benim... O gün kral çıplak diye bağırmadığmdan.. Beynime öyle bir ilaç verildiki, niye niçin sorusunu soramadığimdan.. neden korktugumu, korktugum şeyin ne oldugunu idrak edemedigimden... evet suclu benim hastalığı görmezden geldigimden feryatlara kulak tıkadığimdan...
Yayla Kızı | 28.02.2021 18:35
Hiç kapanmayan bir yara... Ne zalimler pişman oldu ne suçlular cezalandırıldı ne de dostlar yaramızı sardı. 28 Şubat davasına gelince, canlar yakan, hayatlara mal olan zulümlere, kağıtlar üzerinde kalan cezalar verildi. Gerçek mağdurların mağduriyeti giderilmedi. Ben hakkımı zalimlere asla helal etmeyeceğim ancak bilinsin ki Akp yöneticilerine de yıllardır muhalefetmiş gibi savsaklayıp mağduriyetlerimizi telafi etmedikleri için hakkımı helal etmeyeceğim. Bu tüm güçsüz mazlumlar gibi şimdilik yapabildiğim tek şey. Ben kimseye devlet kesesinden lüks hayat yaşasınlar, makam sahibi olsunlar diye oy vermemiştim. Bu durumda önceki zalimlerden farkları ne oldu? Sonuç...hiçbir şey... Acaba eski korkularımızın kemikleşmiş oy deposu olduğu mu sanılıyor?!
Turkan bakacak | 28.02.2021 17:36
Kalemine hafizana saglik bizlerin istifa ettigi gunlerde 12eylul 1980 din egitim genel muduru sen mat ogretmenisin senin icin acmak kolay meslek ogretmenleri ne yapsin kuran okutacaklar deyince din meslek mi oldu ben bilmiyordum dedim birarkadasim esi askerdi beni istifa etmekte kurtarmaz esimi gorevden atacaklar diye aglamisti bu zulmu yapanlar nasil bir ruh halindeler piskolojileri nasil hala anlamiyorum inanmasa bile zulmetme yetkisini kendilerinde nasil buluyorlar birini mutsuz eden nasil mutlu olur.rabbim bizleri bulundugu yeri vahiyle aydinlanip aydinlatanlardan eylesin selam ve dualarimla
Erhan Aydoslu | 28.02.2021 16:31
28 Şubat gibi günleri bu millet bir daha yaşamaz inşaallah.