Bir yanımızda sanal medya kaynaklı ağır bir sosyal çürüme, diğer yanımızda günlük hayatta tüccarından esnafına hileli işler, yukarıda umut bağlanan mevki sahiplerinin millete ihanetleri, aşağıda savaşlar, tehditler, gelecek kaygısı, geçim derdi… derken insanımız derin bir çöküntü içinde. Ben de bu tablo karşısında duygusal ve zihinsel bir çöküş eğilimi yaşamıyor değilim. Lakin dinim her şeye kadir olan Rabbimden ümit kesmemi haram kıldığı için yine toparlanıyor ve bu iğrençlikler karşısında neler yapabileceğimi hesap ederken buluyorum kendimi.
Evet, ümitlerin tükendiği hengâmdayız. Zira millet, ideoloji fark etmeksizin sırtından hançerlendiği hissini istisnasız hissediyor. Tarih boyunca buna benzer hadiseler olmuştur tabi. Lakin insan yaşadığının acısını bilir eskiler en iyi ihtimalle ibretliktir.
Sağlıklı insan bu tarz zamanlarda ümitleri tükense bile tutunacak bir ümit kırıntısı bulup ona tutunmadan toparlanamaz. Her krizin aynı zamanda fırsatlar barındırdığı gerçeği herhalde bugün aradığımız o kırıntı olsa gerek. Peki, ne olabilir bu fırsat/fırsatlar da tekrar ayağa kalkabilme iradesini gösterelim?
Değişim rüzgârları estiğinde tembeller şikâyet eder, çalışkanlar yel değirmeni kurarmış. Sadece ülkemiz değil daha geniş bir perspektifle bakarsak 2010’lu yıllardan itibaren tüm dünyada çok güçlü bir değişim rüzgârı esiyor. Bu rüzgârın yukarıda saydığımız iğrençlikleri de içinde barındırdığı gibi fırsatları da barındırdığı bir gerçek.
Değişim rüzgârının belki de en yıkıcı etkisi insanın “ben-dışı”na odaklanıp kendini tamamen unutması oldu. Yani her türlü ahlaki yargı ve kriterleri kendisi dışındaki herkese uygulayan post modern dönem insanı, kendisini kusurdan münezzeh, karşısındakini ise her türlü pisliğe batmış görmeyi bir adet haline getirdi. Bu zihniyet eskiden de vardı elbette ama sadece belli bir kesimde yoğunlaşıyordu ancak şimdi toplumun her kesimi aynı noktada buluşmuş durumda. Herkesin mükemmel olduğunu düşündüğü bir yerde tüm pislikler zamanla mükemmele aitmiş gibi algılanmaya başlar. Bu da zamanla yatak odasında eşinin kıyafetini başka erkeklere puanlatan sosyal medya fenomenlerinin doğru yaptığını dahi düşündürür.
İnsan, 2010’dan itibaren yani sanal/sosyal medyanın yaygınlaştığı yıldan itibaren aynaya bakmayı unuttu. Ekrana bağımlı dünya, aynaya bakmayı unuttu; kusurlarını göremez oldu. Şimdi tüm ümitlerin tükendiği an olan bu anda yapılacak en makul şey, elimizdeki ekranı sehpanın üzerine bırakarak aynanın karşısına geçmek ve 2010’lu yılların bizdeki tahribatınınneler olduğunu tespit ve tedavi etmektir. Yani başkalarını kınamayı unutup kendimizi kınayarak nefsimizi terbiye etmenin tam vaktindeyiz.
Aynada kusurlarımıza bakarken ağzımızda Efendimizin(sav) duasıyla nefis terbiyemizi perçinlemeyi unutmayalım: "Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, doymayan nefisten, kabul olunmayan duadan sana sığınırım." (Müslim, Zikir 73)
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
GENÇLERİMİZ NEDEN EVLENEMİYOR? / AHMED ALGAN
13.09.2026
Fatma Betül’ün Suçu Ne? Şakir ÇALIŞKAN 04.10.2026
MERHAMET! EY MERHAMET! AYTEN DURMUŞ 02.10.2026
Bilmek Ağrısı ESRA DURU 02.10.2026
Ahlak ve İnsan YUSUF YAVUZYILMAZ 04.10.2026
Servet Çok, Sermaye Yok MUHSİN GANİOĞLU 05.10.2026
fesleğen gibi bir dindarlık MUSTAFA AKMEŞE 08.10.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
Korkak Ebeveynlik FEYZULLAH AKDAĞ 10.09.2026
Dinlemek/İşitmek RAMAZAN BEYHAN 11.09.2026