Hicrî 1445'e Başlarken Hayatımızı Yeniden Şekillendirmek
Sevinç ve üzüntülerle Hicrî 1444 yılını tamamladık. Bizleri Hicrî 1445 senesine ulaştıran Rabbimize hamdolsun. Günahlardan arınması için Allah ü Teâlâ kullarına fırsatlar sunmakta. Mevlâmızın hürmet edilmesini istediği Muharrem Ayı da bu fırsatlardan. Hicrî yılbaşında, hayatımızı yeniden şekillendirmeye niyetlenmek çok önemli. İslâm âlemince kabul edilen hicrî takvim çerçevesinde yeni senenin ilk gününde hayat planımızı gözden geçirmeli, kendimize ve toplumumuza katkı sağlayacak kalıcı kararlar almalıyız.
Peygamberimiz hak ve hakikati tebliğ edince onun davasına inananlar oldu.İlk Müslümanlar, müşriklerin işkencelerine ve boykotlarına rağmen davalarından dönmediler. Erkeklerden; Hazreti Habbab, Bilâl, Suheyb, Yâsir,hanımlardan ise Sümeyye ve Uzeyle gibi kahramanlar zulme boyun eğmediler. Hazreti Yâsir ile kıymetli hanımı Sümeyye, Allah yolunda serden geçip fedâ-yı cân eylediler. Bunlar İslâm'ın ilk şehidleri, Ammar ise ilk şehid çocuğu oldu.
Asır Sûresi'nde şöyle buyrulmakta: "Asra (Yüksek faziletleri dolayısıyla ikindi namazına, Peygamberimizin asrı olan saadet çağına, yüz yıllık zamana veya âhir zamana) yemin olsun ki muhakkak insan kesin bir ziyan içindedir. Ancak iman edip de sâlih (sevaplı) amel (ve hareket)lerde bulunanlar, hem de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariçtir (onlar zarardan kurtulmuşlardır)".
Ashâb-ı kirâm bu sûreyi okumadan ve ardından selâm vermeden birbirlerinden ayrılmazlardı. Hak olanı tavsiye edince, hakikati engellemek isteyenlerin tepkisiyle karşılaşılıyor.Sıkıntılar başlıyor. Nefis, şeytan ve düşmanların isteklerine karşı koyma hususunda sabır gerekiyor. Ama neticede kâr edenler, Allah yolundaki sıkıntılara katlananlar oluyor. Ayrıca asra yapılan yeminle, zamanın insan hayatındaki önemi vurgulanmakta. Asr Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in özü sayılmakta.
Mehmed Âkif Ersoy, sahâbenin bu durumunu şu mısralarla dile getirerek her iki cihan mutluluğu reçetesinin Asır Sûresi'nde olduğunu vurgulamakta:
"Hâlikın nâmütenâhi adı var en başı Hakk
Ne büyük şey, kul için hakkı tutup kaldırmak
Hani ashâb-ı kirâm, ayrılalım derlerken
Mutlaka Sûre-i Ve'l-Asr'ı okurmuş bu neden ?
Çünkü meknûn o büyük sûrede esrârı felâh
Başta îmân-ı hakîkî geliyor sonra salâh
Sonra hak, sonra sebat, işte kuzum insanlık
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık."

Hicret basit bir göç değil. Hicret;dinini yaşayamama, zulüm ve sair sebeplerden dolayı mecburi olarak vatanını terk ederek başka diyara gitmek veya sürülmek. Hicret edene muhâcir, muhacire yardım elini uzatana ise ensâr deniyor. Meşhur hadis kitabı Riyâzü's-sâlihîn'in ilk hadisi, iyi niyet ve hicretle alakalı. Yine hadis-i şeriflerde, zulme rıza gösterip boyun eğenlere; "Allah’ın arzı darmıydı neden zalimlerin bulunduğu toplumu terk etmedin?" deneceği bildirilmekte.
İşkenceler bitmeyince Rasûlullah Efendimizin izniyle "Habeşistan"a iki defa hicret gerçekleşti.Efendimize peygamberlik verilmesinin (Bi’set) 5. yılında 10 erkek ile 5 kadın Habeşistan'a hicret etti. Hz. Osman ile hanımı Hz. Rukiye de bunlar arasındaydı. Gidenler üç ay sonra, "Mekkelilerin Müslüman olduğu" ile ilgili yanlış haber aldılar. Döndüklerinde yine zulümle karşılaştılar.
Bir sonraki sene, Hz. Cafer (Tayyar) başkanlığında 82 erkek, 10 kadın tekrar Habeşistan'a hicret etti. Kureyşliler telaşa kapılıp Habeş Kralı Necaşi'den onları geri istediler. Adil kral Müslümanları teslim etmedi. Buradaki muhacirler, Peygamberimizin Yesrib'e hicretinden sonra peyderpey döndüler.
"Zulüm Oldukça Hicret Kıyamete Kadar Devam Edecek."Hicreti iyi anlamalıyız. Sahabesinin hicretinden sonra Efendimizin, "İslâm’ı yaşamak-yaşatmak ve onu devletleştirmek için Mekke'den Yesrib'e yaptığı kutlu yolculuktur hicret. Vatan, mal-mülk, mevki, evlâd ü ıyal terk edildi. Yeni vatan, yeni devlet. Mazlumların yüzünün gülmesi için zalimlere dur demek ve daha güçlü dönmek için gitmek gerek.
Arif Nihat Asya, Rasûlullah aşkıyla şöyle yakarmakta.
Rûhunu Allâh'a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke'de bunalırsan
Medine'ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?
Yeryüzünde, riya, inkâr, hiyanet
Altın devrini yaşıyor..
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı.
Yere dökülmeyecekti, ey Nebi,
Yabanların gözünde kalacaktı!
Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
Şu Tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir.
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi.
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!
Peygamberimizin arkadaşları olan ashâb-ı kirâm, mazlumlara yardımcı olmak ve gönülleri fethetmek için kıtalar arası seferler yaptı. İslâm coğrafyasının değişik yerlerinde sahâbenin mezarları bulunmakta. Sahâbiler, Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere’de kalmanın ve orada ibadet etmenin sevabının çok olduğunu biliyorlardı. Bunu tercih etmediler. İslâm’ın güzelliklerini diğer insanlara ulaştırmak için yollara düşüp gittikleri yerlerde vefat ettiler.
Gönüller fâtihi Efendimiz ile ashâbının çektikleri sıkıntıları ve hicreti hatırımızdan çıkarmadan hayatımızı şekillendirmek çok yerinde bir karar olur. Kalan ömrümüzü yeniden planlayarak tertemiz bir sayfa açmak mümkün.
Hicret ruhunun gönüllerimize canlılık vermesini dileyerek hicrî yılbaşınızı tebrik ediyor ve Nurullah Genç'in "Yağmur" şiirinin son kısmıyla sizlere veda ediyorum.
…
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.
Yorumlar
4