metrika yandex

Haberler / Kültür - Sanat

Okula farklı bir bakış: Aptallaştıran Eğitim-Burhan Alsan

18.09.2022

John Taylor Gatto tarafından kaleme alınan ve orijinal adı Dumbing Us Down olan Aptallaştıran Eğitim, 1991’de yayımlanmıştır. Türkçeye 2018 yılında çevrilen kitap, Pedagoji  Yayınları tarafından okurla buluşturulmuştur. Dikkat çekici bir isme malik olduğun için özellikle eğitim camiası tarafından büyük bir ilgi görmüştür.

John Taylor Gatto, eserinde bir öğretmen olarak yıllarca içinde bulunduğu sisteme ilişkin görüşlerini, eleştirilerini ve şikayetlerini dile getiriyor. Okulun, eğitim kelimesinin hakkını tam anlamıyla veremediğini, tek tip insan yetiştirmek üzere oluşturulduğunu ve makineleşmiş bir toplum yarattığını savunuyor. Yazarın, kitabı yazdığı tarihe bakarsak dönemin şartlarına göre eleştiri geliştirdiğini söyleyebiliriz. ABD’nin eğitim anlayışına ilişkin düşünceleri üzerinden okulla ilgili çarpıcı görüşleri savunuyor ve eğitime dair hayli köklü eleştiriler geliştiriyor.

Kitabın başlangıç kısmı, yazarın 1991 yılında New York eyaleti yılın öğretmeni seçilmesi üzerine yaptığı konuşmalardan müteşekkil. Burada öğretmenlik mesleğini icra ederken yaşadıklarından bahsediyor ve tecrübelerini sıralayarak kendine göre bir yergi alt yapısı oluşturuyor. Bununla birlikte meslek hayatı boyunca edindiği gözlemlerden hareketle okulların benimsetmeye çalıştıklarını eleştirel bakış açısıyla ifade ediyor.

Yazar, okulun çocuklardan toplum içinde etkin rol oynama güdülerini ve imkanlarını elinden aldığına vurgu yapıyor. Gatto’ya göre okul; öğrencileri körelten, onları uyuşturan ve adeta benliklerini elinden alan bir kuruluş. “Okul, ortaya çıktığı günden beri insanları tepedeki kontrol paneline yaklaştıkça daralan piramitteki önemsiz taş parçaları olmaya mahkûm eden bir toplum mühendisliği modelinin vazgeçilmez payandası olmuştur.” (s.46) Ulusal düzeydeki eğitim programlarını işaret ederek bunların bir aldatmacadan ibaret olduğunu söylüyor. Küresel ekonomi toplumuna da değinen yazar; bireylerin, iyi yaşam tanımları üzerinden geliştirdikleri kişisel hırslara yenik düştüklerine dikkat çekiyor.

Yazar, çok enteresan bir noktaya değinerek şunları ifade ediyor: “Bu berbat yerler, okullar nasıl ortaya çıktı? Daha esnek bir okul eğitimi, büyümenin az çok işlevsel bir tamamlayıcısı olarak çeşitli biçimlerde varlığını sürdürüyordu. Şu anda bildiğimiz hâliyle modern okul eğitimi ise güç sahibi baskı gruplarının sanayi iş kolunda çalışan fakirlerimizin devrim yapılmasından çekindiği tarihler olan 1848 ve 1919’daki iki “Kızıl Korku”nun yan ürünleridir. Bütüncül okul eğitimine geçişin bir nedeni de köklü Amerikan ailelerinin 1840’lara gelen Kelt, Slav ve Latin göçmenlerinin yerel kültürlerinden dehşete düşmeleri ve beraberinde getirdikleri Katolikliğe duydukları tiksintidir.” (s.48) Okulların ortaya çıkışlarıyla ilgili bu söylemlere yer veren Gatto, okulu handiyse bir hapishaneye benzetiyor. Fakir çocukların hizaya çekildiği yerler diye bahsettikten sonra ise okullardan kâr sağlayan kuruluşlardan dem vuruyor. Tarihteki önemli olayların okulları ortaya çıkardığını savunarak durumu bir yan ürün diye özetliyor. Okullara yan ürün tanımını yapabilecek kadar cesur bir yazar olan Gatto, köklü Amerikan ailelerine atıf yapıyor.

“Psikopat Okul” başlığını taşıyan bölümde de yazarın konuşmalarından derlenen metinler yer alıyor. Yazarın düşünceleri aynı minvalde ilerlerlerken ciddi bir okul krizi yaşadıklarını vurguluyor. Tabii bu konuşmaların 1990’lı yılların Amerika’sında yapıldığını unutmayalım. Yazar, içinde bulunduğu topluma bağlı olarak okulların kötü alışkanlıklar edindirmede önemli bir işlev gördüğünün altını çiziyor ve bunu örneklerle destekliyor. “Dünyada ergenler arasında intihar oranı en yüksek ülkeyiz ve bunların büyük bir kısmı zengin çocukları, fakir çocukları değil. Manhattan’da yeni evliliklerin %70’i beş yıldan az sürmektedir. Demek ki bir şeylerin yanlış gittiği açık.” (s.54)

Yazar, toplumdaki arızaları eğitim sistemiyle ilişkilendirerek kimlik yitimi, değer kaybı, ahlaki yozlaşma gibi neticelerin okullar vasıtasıyla gerçekleştiğini söylüyor. Üstelik daha da keskin bir şekilde okulların emirlere itaat etmek dışında hiçbir şey öğretmediğini alenen ifade ediyor.

Yazar okulların belli amaçlara ulaşmada çok başarılı olduklarını söylerken şu açıklamayı yapıyor: “Okulları; Horace Mann, Chicago Üniversitesi’nden Sears ve Harper, Columbia Öğretmen Okulu’ndan Thorndike ve başka bazı eğitimciler, kitlelerin bilimsel anlamda yönetilmesinin bir aracı olarak tasarladı. Okulların amacı formüllerin uygulanması yoluyla kalıba sokulmuş, davranışları önceden kestirilebilen ve denetlenebilen insanlar üretmektir. (s.56) Buradan şu çıkarsamayı yapabiliriz: Yazara göre dönemin okulları tek tip insan yetiştiren ve sistemin çarklarına uygun profiller doğuran bir yapıya sahip.

Okul ve eğitim sistemi eleştirisi yapan yazar ek olarak televizyonun da çocukları kontrol ettiğini ve hayli uyuşturduğunu söylüyor. Bunu günümüzle ilişkilendirdiğimizde karşımıza internet, sosyal medya ve çevrim içi oyunlar çıkıyor. Sorunun hemen hemen aynı fakat araçların farklı olduğunu görüyoruz.

Peki çözüm ne?

Yazar, çözüm noktasında adım atılması için ulusal düzeyde geniş katılımlı fikir alışverişini işaret ediyor. Esasen buna kendisi de pek inanmıyor. İşe yarar bir eğitim sistemi için geçmişe bakılması gerektiğini vurgularken kişinin kendi kendini eğitmesinden bahsediyor. Sonrasında ise sözü evde eğitim ya da aile programına getiriyor. “Aile Programı, iyi yaşamın odak noktasıdır. Uzaklaştığımız bu programa artık geri dönme zamanı. Eğitimde aklıselime giden yol okullarımızın, kurumların aile yaşamı üzerindeki mutlak gücünü kırmaya öncü olmasından, okul zamanı ana babayla çocuğun aile bağlarını güçlendirecek biçimde bir araya gelmelerini sağlamasından geçer.” (s.64) Yazar şunun da farkında: Aileler çocuklarının okullarda olmasından çıkar sağlıyorlar. Çünkü kendi zamanlarını yönetiyorlar. Dolayısıyla burada yazar önerdiği programın dezavantajlarını da göz önünde bulunduruyor.

Yazar aslında okuldaki sürenin kısaltılıp eğitimin ailede gerçekleşecek şekilde düzenlenmesini istiyor. Bu ne kadar mümkün? Çocukları okul kurumundan koparıp eve hapsetmek ne denli sonuçlar doğurur? Aileler evde eğitim modelinde ne tür işlevler görebilir? Çocuk kendi kendine veya ailede neyi, ne kadar öğrenebilir? Sosyalleşme nasıl sağlanır? Yazar, tüm bu sorulara cevap vermekte zorlanıyor. İleri sürdüğü fikirlerde haklılık payı olsa da çözüm noktasında yetersiz kaldığını söyleyebiliriz.

Netice itibarıyla yazar, okulların kusursuz çalışan bir mekanizma içerisinde belli başlı görevleri yerine getiren ama bireylerin özgürlüğünü engelleyen bir kurum olduğunu savunuyor. Otuz yılı aşkın bir süre öğretmenlik yapan yazar, gözlemlerini aktarıyor ve okulu yerden yere vururcasına eleştiriyor. Haklı olduğu noktalar var. Eğitim sistemine dair tartışmalar sıcaklığını her daim korurken son derece aykırı bir kitap olsa da okunup üzerine konuşulması gerektiğini düşünüyorum.  

GATTO, John Taylor, Aptallaştıran Eğitim, Pedagoji Yayınları, İstanbul, 2019

(Dünya Bizim)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş