metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Kültür - Sanat

BEN RİTANE NAHUR / 8. BÖLÜM / KALP-AKCİĞER CİHAZI VE ALENİS

30.03.2022

Sevgili ülkem Simedlam’ın sınırındaki Aisonaliz üssünde tutulan ünlü bilim kadını Astanal Tamil hakkındaki bilgileri, bağlı olduğu yapay kalp akciğer cihazı üzerinden Dr. Tagina veriyordu. Tolyaz Eskane tarafından, belirli sayıda üretilen bu cihazın özelliklerini uzun uzun inceledim. Mikro elektronik ve sinyalizasyon alanında üst düzey tasarıma sahip olduğu kadar hastanın kalp ve solunum fonksiyonlarına göre de kendini yeniden programlayabiliyordu.  İçimden Tolyaz’ı tebrik ettim. Tamil’i kurtarma operasyonunda Aisonaliz bu cihazı takip edebilir ve kurtarma operasyonu başarısız olabilirdi.  Bu cihazın çoklu paylaşıma açılıp açılamadığı,  bu özellik var ise nasıl iptal olacağı ve bu özelliği kimlerin bildiği gibi konular beni kaygılandırıyordu. Tolyaz ile enine boyuna görüşmem iyi olacaktı ancak bu görüşmenin içeriğini Subena bilmemeli idi zira devletin içindeki hainlere ve Aisonaliz’e anında bilgi sızdırabilirdi.

Yanel, yer altındaki konuşmamız sırasında:

“Astanal Tamil için zamanımız az kaldı, Aisonaliz ile yıllarca savaştık, zulüm ve sefalet içinde nüfusumuzun yarısını kaybettik. Düşmanlarımıza karşı erdemli ve insaflı olmak acizliktir, en sinsi ve kahpe planları yapan sömürgecilere karşı artık her yol mubah” demişti.

Yeni silahımız Ebörk’ü gördükten sonra anlamıştım ki devletin içinde ve Sorütnam’da bir avuç insan ülkenin kaderini değiştirmek için mücadele veriyordu ama Aisonaliz’in ezberlettiği öğretilerle büyüyen nesiller kimlik ve öz benliklerini kaybetmişti. Yanel’e

“Ülkeyi Aisonaliz’den kurtarsak bile insanlarımızın benliğini, zihnini nasıl kurtaracağız?” dediğimde, Yanel:

“Onların bizimle savaşı iki yüz yıl önce 100 kişi ile ve gizli faaliyetlerle başladı,  son savaş öncesi ülkenin her yerinde, her mevkiinde gizli ya da açık en az 50 bin kişi misyonerlik, ajanlık faaliyetleri yapıyordu hatta devletin içinde görevli olanlar vardı Ritane” deyip durakladıktan sonra “Ne kadar sürerse sürsün ama bir mücadelemiz olsun” demişti.

Tolyaz ve Subena’ya öğleden sonra Teröpatik Alanda görüşme isteğim iletildi.  Alana çıktığımda ikisi de mutlu şekilde beni bekliyordu.  Kapalı locaya girip biraz sohbet ettik.  Sorütnam’daki ilk üç günümde aldığım eğitim doğrultusunda pembe kıyafetli özel loca görevlisine daha önce iletilen talebi parmak hareketlerim ile onayladım ve bir yandan da içeceğimi söyledim. Tolyaz yüksek mineralli, Subena’da daha önce yaptığım araştırmalara göre tahmin ettiğim gibi birçok meyvenin karıştırıldığı bir içecek istedi. Bir süre üretim süreçlerinden ve medyadaki Sorütnam ile ilgili olumsuz yayınlardan sohbet ettik. Buraya neden çağrıldıklarını çok merak ettikleri ve bir an önce ana konuya girmemi bekledikleri her hallerinden belliydi. 

“Sizin gibi üstün yetenekli, başarılı kişilerin görüşleri çok önemli” diyerek konuya girdim ve özel bir proje için ekip kurmak istediğimi ve ekipte yer alacak kişiler hakkında görüşmek üzere çağırdığımı söyledim.  Konumu ve görevi gereği Tolyaz’ın bu görüşmede bulunması beklenen bir durum iken Subena için böyle değildi ve genç kadın hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu.  O’na dönüp:

“Subena, bu görüşmeye seni de çağırttım çünkü çok başarılı bir kariyerin var” dedim, bir süre bekledim. İkisi de heyecan içinde bakıyorlardı.

“ Senin için üst bir görev düşünüyorum” dedim.

Kısa süreli bir şok geçiren Subena farkında olmadan Tolyaz’a doğru elini uzatıp hemen çekti ve ardından birkaç saniye bakıştılar. Kumral saçlarını geriye doğru savurdu, ışıl ışıl gözlerini süzüp gülümseyerek “Çok teşekkür ederim” dedi. Gerçekten çok güzel bir kadındı. Yüzünde, gözlerinde, gülüşünde yüksek bir enerji, sıcaklık ve cazibe vardı. 

Otomotiv Elektroni konulu projede yer almasını uygun gördükleri kişileri belirlemelerini istedim. Üst segment araçların elektronik aksamları konusunda sohbete devam ediyorduk ki Subena bulantı ve kasılmalar geçirerek fenalaştı. Teröpatik alandaki sağlık görevlileri tarafından ilk müdahale yapıldı ve doktorun önerisi ile sosyal konutların ortasındaki büyük sağlık tesisine gönderildi. Tolyaz, ilk müdahale sırasında çok telaşlandı hatta bir ara güzel gözleri ara ara açılıp kapanan kadına “Sevgilim, ne oldu, iyi misin?” diye şaşkın gözlerle sarıldığı zaman, bir süre bilinç bulanıklığı yapacak ilacı Subena’ya verdirdiğim için üzüldüm. Sağlık tesisindeki doktor, kandaki elektrolit düzeylerinin bozulduğunu ve üç-beş gün içinde düzeleceğini açıkladığında Subena’yı çok seven arkadaşları sakinleşti ve dağıldı.  Eruna’nın Subena hakkındaki gözlemleri ve söyledikleri çok doğru idi.

Dehliz görevlileri, Yeşil bölge yöneticisi Eruna Elnabay’a bağlı çalışan Bereça’yı Subena’ya karşı kullanmak için Sorütnam’a soktuklarını daha önce bildirmişlerdi.  Simsiyah saçları ve yeşil gözleri ile en az Subena kadar güzel olan Bereça,  Tolyaz ve Subena ile çok iyi ilişkiler kurmuş, onlar da Bereça’nın Yeşil Bölgeye üst yönetici olması için gayret göstermiş ancak Yanel nedense o bölgeye Eruna’yı atamıştı. Bereça işine çok önem veren, sakin, nazik, uyumlu biri olsa da Eruna Elnabay onunla çalışmaktan memnun değildi.

Sorütnam’ın selameti ve planlarımın istediğim gibi işlemesi için herkesin mutlu olacağı şekilde atamalar yaptım.  Her iki alandan da sürekli bilgi alabilmek için Eruna’yı daha üst göreve getirerek Yeşil ve Mavi Saha Kontrol Ekibine atadım.  Subena ise iyileştikten sonra Eruna’nın yerine Yeşil Bölge Yöneticisi olacaktı. Bereça’yı ise Tolyaz’a yakın olması için aniden rahatsızlanan(!) Subena’nın yerine görevlendirdim.  Subena ve arkasındaki Aisonliz bu işe çok sevinecek, Tolyaz da sevgilisinin kısa sürede yönetici olmasından memnun olacaktı. Atamalar sonrası Eruna’nın bu hızlı yükselişine kimse anlam veremese de Subena’nın yönetici olmasına herkes sevinmiş ve durumu kabullenmişti. Herkes çok mutluydu ve Bereça’da yeni görevi ile ilgili beklentileri anlamış olmalı idi. 

O gün Tolyaz’ı tekrar çağırdım. Tolyaz çok üzgün ve kaygılı bir şekilde sürekli Subena’dan bahsedip duruyordu. “ Eli kolu kasıldı, bir an nefes alamayacak sandım, çok korktum çok” gibi cümleler kuruyordu. Bu genç adamın gözü gerçekten de bu kadından başka bir şeyi görmüyordu. Tolyaz için üzüldüğümü hissettim.

“Yardımcının bir süre olmaması çok üzücü” dediğimde durakladı ve kendini toparladı. Aralarındaki aşk ilişkisini bir yana bırakması gerektiğinin farkına vardı ve ondan bahsetmeyi bıraktı. Subena’nın iyileşmesi için her konuda yanında olacağımı söyledikten sonra asıl konuya geçtim. Yeni bir tasarımla üretimini gerçekleştirdiği yapay akciğer kalp makinaları konusunda tebrik ettim ve gelecekte bu tür gelişmiş cihazlarla ilgili büyük bir pazar oluşacağından, bölgemizdeki ülkelerin tıbbi cihaz ihtiyaçlarından bahsettik.  Bu cihazlara özel bir ilgi gösterdiğimi fark edince tam zamanı diyerek ona çok duygusal bir hikâye anlattım.

Hikâyeye göre büyük depremde ailemizden sadece babam ve ben hayatta kalmıştık. Beni tek başına büyütmek için her şeyi yapan babam, bir trafik kazasında ağır yaralanmıştı ve şimdi kalp akciğer makinasına bağlı yaşıyordu. Yeni bir tedavi yöntemini denemek için yurt dışına gönderecektim ve yanında bakıcısından başka kimse olmayacaktı. Bu nedenle babamın uzaktan izlenebilmesi için Tolyaz’ın ürettiği makinelerden birini kullanmak istiyordum. Bu özel durum nedeni ile cihaza büyük ilgi gösteriyor ve detaylı tanımak istiyordum. Uydurduğum bu basit hikâyeyi öyle gerçekçi anlatmıştım ki kendim bile etkilendim ve gözlerim ıslandı. Titrek bir sesle:

“Tolyaz, bu cihazın yerini, nerede olduğunu tam olarak tespit edebilir miyiz?  Gerektiğinde paylaşıma açıp istediğimizde kapatabilir miyiz?” diye sorduğumda derin bir iç çekti “Babanız için çok üzüldüm” dedi ve sonra oyuncağının ne kadar fonksiyonel olduğunu anlatan çocuksu ve gayretkeş bir eda ile “ Her şeyi yapabiliriz “ dedi.

Babamı acilen göndermem gerektiğini, bu yüzden cihazı en ince noktasına kadar tanımak istediğimi söyleyip odamın arkasındaki çalışma alanına hemen bir kalp akciğer makinası getirttim. Tolyaz’la üstünde bir süre çalıştık. Çok ilginç bir sistem kurmuştu. Yazılı, sesli, şifreli, simgesel, sinyalize iletişim özelliklerine sahipti.  

Tolyaz: “Şimdi bir sürprizim var ” dedi. Monitörü masanın üzerindeki makete doğru çevirdi, bazı tuşlara dokundu ve sonra monitörün üzerine t ve e harflerini çizdikten sonra elindeki telefon benzeri iletişim cihazına bazı kodlar girdi ve bana doğru çevirdi.  Masa üzerindeki maketin görüntüsü ekrana yansımıştı. Gururla bana doğru baktı ve:

“İşte! Adım ve soyadımın baş harfleri ile açılan “TE”  özelliği. An be an babanızı izleyebilir, üstelik 360 derece açı ile hastanın etrafını da görebilirsiniz.” dedi. Gerçekten çok başarılıydı, gülümsedim ve hayranlık dolu bir ses tonu ile: “Tolyaz Eskane, sen çoktan bir marka olmuşsun, Bunun patenti alındı mı?” dedim.

“Başvurduk ama çok yavaş ilerliyoruz, birkaç ayrıntıda yeniden düzenleme istediler, gönderdik ancak henüz bir cevap almadık.”  dediğinde Subena’nın bu yeni cihaz konusunda Aisonaliz’e bilgi verdiğini ve patent kurumunda işlerin yavaşlatıldığını düşündüm. Tabii ki bu arada cihazın özelliklerini çalmak için vakit kazanıyorlardı. Bu konuyu acilen Dehliz Grubu’na bildirmeliydim. Tolyaz çok başarılı ve iyi niyetli biri idi, dostça gülümsedim ve

“ Tolyaz yakında adının baş harfleri bir marka olacak ve bu cihazın patentini de alacağız.” dedim.  Gözlerinde kıvılcımlar çaktı: “ Gerçekten mi? O günü sabır ve heyecanla bekliyorum” dedi ve sonra arkadaşça bir üslupla: “Sizce marka adım TE mi, TOES mi olmalı? TOES daha etkili değil mi?”  dediğinde: “TE?  TOES?” diye birkaç kez tekrarlayıp “Kesinlikle TOES daha iyi” dedim ve iki dost gibi keyifle çalışmaya devam ettik. 

Cihazdaki çoklu paylaşım özelliği ya cihazı kullanan tarafından ya da ortak bir kodun karşılıklı kullanımı ile uzaktan da kapatılabiliyordu. Hasta görüntüsü paylaşımı ise kullanıcılar farkında olmadan da açılabiliyordu.

“Hastanın yaşamına son vermek istediğimizde de cihazı uzaktan tamamen durdurabiliriz.” dediğinde, Astanal Tamil’in başına gelebilecekleri düşünüp ürperdim ve afalladım. Masum yüzlü Tolyaz’a öylesine şaşkınlık ve hayret dolu bir ifade ile bakmış olmalıyım ki: “Ötanazi uygulayan ülkeler için düşündüm.” dedi.

 “Tolyaz, bazı fonksiyonlar çok tehlikeli olabilir, tüm cihazlarda bu özellikler var mı?  Güvenlik önlemleri nedir?  Bunları kimler biliyor? Kimler kullanabilir ya da keşfedebilir?” diye arka arkaya sorular sordum. Tolyaz muzipçe gülümseyerek:

“Sayın Ritane Nahur, şu anda sadece benim bilgimde olan kodlama sistemini devreye almadan bu özelliklerin hiçbiri çalışmaz. Sadece beklenen fonksiyonları yapar ve yazılı iletişim kurma özelliği kullanılabilir.” dedi. “Tahmin ettiğimden de fazla yeteneklisin” deyip hayranlıkla kutlarken sadece Tolyaz’ın bildiği kodları nasıl elde edeceğimi düşünüyordum.  Bu işi enine boyuna düşünmem gerekiyordu.

O gece yeraltındaki teknik odadan Astanal Tamil’in yerini tespit etmeye çalışırken Fargo İrendes’ten şifreli mesaj geldi. Özel şifreleme sisteminde kardeşim Lezina’nın adını çözdüğüm an kalbim heyecanla çarpmaya başladı ve gerisini çözene kadar elim ayağım dolandı; kardeşimle ilgili önemli bir ipucu elde etiklerini yazmıştı. Benim için yıllar sonra kardeşimle ilgili küçük de olsa bir haber duymak yeniden doğmak, yeniden var olmak gibiydi. Lezina’nın sevimli ve hüzünlü yüzü gözlerimin önünde canlandı ve yıllarca içimde gizlediğim umutlarım bir kaynaktan aniden fışkıran su gibi çağlamaya başladı ve başka birisi için de yepyeni ve çok başka bir ışık daha doğurmuştu. Lezina gibi yıllarca aradığım biri daha vardı ve ben onun da Lezina ile gittiğini düşünüyorum.  Sosyal Kurumda iken Lezina ile hiç ayrılmayan, yapışık gibi beraber oturup kalkan, yemek yiyen, gülüp ağlayan, Lezina elimi tutunca koşup hemen diğer elimi tutan benim ilk aşkım; yıllar sonra bile yüreğimi ısıtan ALENİS’im. Sosyal Kurumda kızların daha çabuk evlatlık verildiğini anladığımda, her ikisini de sürekli bir köşeye çekip: “Sakın ha sakın biriniz diğeriniz olmadan hiçbir yere gitmeyin, ağlayın, kendinizi yerlere atın, saklanın, asla ayrılmayın.” diye tembihlemiştim. Çocuk aklımla böyle yaparak ikisinin de geleceğini planlamaya ve güvenliğini sağlamaya çalışıyordum. Kurumda beni, kendi halinde biri olarak gördükleri için olup bitenleri sessizce takip etmem zor olmuyordu. İki görevlinin kendi arasında konuştuklarını dinlemiş ve Lezina’yı evlatlık alacak ailenin Alenis ile de görüştüğünü öğrenmiştim. İçlerinden birisi “Bu kızların ayrılmamaları çok iyi olur.” diye yorum yapmıştı.  Lezina’nın gittiği günden sonra Alenis’i de hiç görmemiştim. Muhtemelen planladığım gibi aynı eve gitmişlerdi.  Belki bulunan ipuçlarıyla Alenis’i de bulabilecektim.

Mesajı aldığım andan beri o günleri bir bir yeniden yaşıyordum. Sosyal Kurumda kaldığımız günlerde ben bir köşede derse dalıp gitmişken Alenis ve Lezina arkamdan yavaşça yaklaşır, yapışkan bir bandı boynuma doğru bırakıp saklanırlardı. Ben böcek zannederek fırlayıp bulmaya çalıştığımda ortaya çıkar kıkır kıkır gülüp eğlenirlerdi. Metrelerce yerin altında küçücük bir çocuğa dönüşmüştüm ve yıllar sonra hem gülümsüyor hem ağlıyor hem de farkında olmadan elimi enseme götürüp yapışkan bir bant arıyordum. Saatin 09.00 olduğunu görünce uyuyakaldığımı anladım ve hızlıca toparlandım. Bir ülkenin, bir toprağın, bir coğrafyanın kaderinin orada yaşayan insanların kaderi anlamına geldiğini; insanların iradesinin ve çabasının da bir ülkenin kaderi anlamına geldiğini o an tüm varlığımla anladım.  Şimdi artık ülkem ve sevdiklerim için yapacak çok işim vardı ve yıllar sonra ilk kez içimde renk renk binlerce kelebek uçuşuyordu.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Gizem devrilmez | 03.04.2022 12:31
Kurtarma nasıl olacak , merak ediyorum