MUHALEFET VE ÖZELEŞTİRİ
Seçimin ardından eleştirilerini muhalefete yönelten gazetecilerin, akademisyenlerin ve aydınların eleştirilerine kulak vermek ve gelecek adına onlardan yaralanmak gerekmektedir.
Kemal Kılıçdaroğlu, özellikle kendini eleştiren gazetecileri hedef aldığıilk grup konuşmasındaki üslubuyla kendine güvenenleri şok eden bir tavır takındı. Özeleştiri yapacak yerde kendini eleştiren gazetecileri hedef aldı. Bu yanıyla, seçimden önce söylediğinin aksine, özgürlük konusunda son derece sorunlu bir zihniyet dünyasına sahip olduğunu gösterdi. Muhalefetin bu kadar otoriter zihin yapısına yatkın olması Türkiye demokrasisinin gelecek adına önemli sorunudur.
Öte yandan gazeteciler de eleştiri sınırlarını aşan cevaplar verdiler Kılıçdaroğlu’na. Bunlardan biri de Fatih Altaylı’dır muhtemelen. Fatih Altaylı’nın Kılıçdaroğlu’na yönelik "Eşeği veya saksıyı koysan o kadar oy alır" şeklindeki eleştirileri, Kılıçdaroğlu tarafından terbiyesizlik olarak değerlendirildi. Kuşkusuz Türkiye’de bir üslup ve eleştiri ahlakı sorununun olduğu açıktır. İyi bir eleştiri hem haklı hem de ahlaki bir noktada durmalıdır. Haklılık, yapılan analizin doğru ya da yanlışlığı ile ilgilidir. Terbiyesiz olmak ise ahlakla ilgilidir. Öyle görülüyor ki, Fatih Altaylı'nın üslubu gerçekten sorunludur. Çünkü haklı olmak kadar terbiyeli olmak da önemlidir. Bence Altaylı'nın eleştirilerine haklı yönler var. Ancak bunu dile getirirken kullandığı ifadeler ahlaki bakımdan sorunludur.
Seçimlerin ardından Millet İttifakı cenahında yaşanan tartışma ve suçlamaların, tartışmalarda kullanılan üslubun ortaya çıkardığı gerçek şu: Türkiye'de Sol/ Kemalist/ Ulusalcı kesimin özgürlük anlayışı muhafazakar dindar kitleler den kat kat geride. Türkiye'nin en büyük sorunu özgürlüğü temsil eden bir muhalefetin yokluğudur.
Muhalefet, sonuç vermediğini bile bile, kendini arındırıp yeniden inşa etmeden, salt iktidar eleştirisinde ısrar etmesinin anlamlı olmadığını hala göremiyor olması ne büyük trajedidir.
Kendi içinde düşünce özgürlüğünü oluşturamadıktan, sorumluluğu üzerine alıp gereğini yapmadıktan, Erdoğan'ı oturduğu koltuktan ayrılamıyor çünkü altını pisletmiştir diye suçlayıp gereğini yapmayıp koltuğa yapıştıktan sonra, kendini eleştirenleri isim vermeden kalemini satmış, onursuz diye suçladıktan sonra ne söylesen boşlukta kalıyor.
Seçimden sonra yaptığıbazı konuşmaları Kemal Kılıçdaroğlu açısından talihsizlik olmuştur. Böylelikle daha önce dile getirdiği özgürlük, hukuk, adalet söylemleri büyük yara alıyor.“Seçimi neden kazanamadık, hatamız neydi?” sorusu yerine hala köy seçmeninin tavırları üzerinden açıklama çalışmanın çok fazla bir karşılığı yok.Sadece Kılıçdaroğlu değil, muhalefetin bazı gazeteci, yazar ve aydınlar hala seçimi kaybetmedikleri gibi akıl dışı bir izah yapıyorlar.
Muhalefet bu çapsızlığı ve sorumluluğu kendi dışına atan yaklaşımı, her eleştiriyi düşmanlık ve sarayın adamı olarak suçlayan akıl yapısıyla Türkiye'ye verecek bir şeyi yok zaten.Sorun büyük ölçüde muhalefetin içindeki yapılanmadan kaynaklanıyor.
Kur'an'da en çok üzerinde düşünmemiz gereken kıssalardan biri Hz. Adem kıssasıdır.
Bilindiği gibi Hz.Adem ve eşi cennette yaşamaktadır. Allah onlara uymaları gereken bir kural koyar. Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."Burada bu ağacın ne olduğu üzerinde durulması gereksiz bir ayrıntıdır. Önemli olan bunun uyulması gereken bir kuralı ifade etmesidir. Yani Allah onları koyduğu kuralı çiğnememeleri konusunda uyarmıştır. Allah, yasak konusunda, Hz.Adem ve eşini bundan sorumlu tutar, çünkü onlara kural hakkında bilgi vermiştir. Hz. Adem ve eşi Şeytanın ayartmasıyla kuralı çiğnerler. Kur'an açıkça bir dış etken olarak Şeytanın onları kandırdığını yazar.Ancak Hz. Adem, işlediği günahın farkına varınca şöyle dua eder: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!" (A'raf, 7/23.)Dikkat edilirse Hz. Adem kendisini kandıran Şeytanı değil, kendisini kınamaktadır. Bu davranış biçimi bizim için yol göstericidir. Bu kıssada Şeytan dış sebep, Hz. Adem'in zaafı iç sebeptir.
Hz. Adem, Şeytanın ayartmasını, gücünü ve etkisini işlediği hataya mazeret yapmamaktadır. Çünkü işlediği günahın sebebinin Şeytanın gücü değil kendi zaafları olduğunun bilincindedir.
Ne yazık ki, insanların çoğu toplumsal hayatta karşılaştıkları olumsuzlukların nedenlerini kendi dışına iterek anlamlandırmaya çalışmaktadır.
Bu durum onların zaaflarını gizlemekle sonuçlanmaktadır.
Sorunu sürekli dış faktörler üzerinden açıklayan bir zihin, sorunun köklerine asla inemez. Bundan dolayı sorunu açıklayacak donanımdan yoksundur. Karşılaştığı sonucu değerlendiren muhalefetin eleştiride nasıl davranacağını ilişkin bir yol haritası sunmaktadır bu kıssa.
Muhalefetin içine düştüğü verimsiz ve kısır tartışmalar, tam da muhafazakar dindarların "bunlar samimi değildir" iddiasını doğrular niteliktedir. Muhalefetin yetersizliği üzerine yoğunlaşamayan her eleştiri, iktidarın hanesine artı olarak yazılıyor. Çünkü doğru olsa bile salt eleştiri sınırları içinde muhalefet etmenin sonuç getirmediğini bütün aklı selim görmüş olmalıdır. Hala iç eleştiri zaaf olarak gören bir sorunlu anlayışın baskısı altında muhalefet. Halbuki herkesin konuşma zamanıdır. Muhalefetin kendini eleştirememesi en büyük zaaftır.
20 yılı aşkın bir süredir sürekli eleştirdikleri Erdoğan'ın karşısına halkın güvenini sağlayacak ve onu aşacak bir lider çıkaramayan muhalefetin Türkiye'yi yönetme iddiası ve muhafazakar dindarların güvenlik ve istikrar endişesine cevap vermesi ne kadar mümkündür?Muhalefet eleştirinin korunaklı konforuna sığınmış, seçim yenilgisinin gerçek bir muhasebesi yapmak yerine, Cabiri'nin yerinde tespitiyle "Hermetik atıl aklın " yaklaşımına sığınıyor. Muhalefete Muhammed Abid Cabiri'nin Arap- İslam siyasal, kültürel ve ahlaki aklını eleştirel bir gözle değerlendirdiği külliyatı okumaya davet etmekten başka yapılacak bir şey yok.
Muhalefet cephesini destekleyenler yaptıkları metodolojik hatayı sürdürmeye kararlılar. Hala seçim yenilgisini Ak parti üzerinden okuyorlar.Ak Parti'nin olumsuzlukları üzerine kurulu bir söylemin tek başına ise yaramadığını görmek istemiyorlar.
Öte yandan, kendini yenileyen muhalefet, hem gelecek seçimler için umut oluşturacak, hem de siyasal iktidara karşı başarılı bir performans gösterecektir. Bu da gazeteci, akademisyen, aydın ve siyasilerin özgürce özeleştiri yapmasını gerektiriyor. Oysa muhalefet, eleştiriyi kendi üzerine çevirip kendilerini özne yapmıyor. Çünkü suçlamak, suçu ötekinin üzerine atmak, kendi sorumluluğunun üzerini örten bir işlev görüyor. Çözüm, dış faktörleri ihmal etmeden, kendi yapısal sorunları üzerine yoğunlaşmaktır. Muhalefet, bu yaklaşımla devam ederse önümüzdeki seçimleri kaybetme ihtimalleri yüksek. Öyle görülüyor ki, muhalefet, seçim öncesi süreci iyi yönetemediği gibi, seçim sonrası süreci de iyi yönetemiyor.
Kılıçdaroğlu'nun seçimin ikinci turuna yaklaşırken ve seçim sonrası yaptığı çelişkili açıklamalar, seçim öncesi oluşturmaya çalıştığı helalleşme ve değişik toplum kesimlerini ortak noktalarda toplama anlayışının samimi olmaktan uzak, pragmatist bir davranış biçimi olduğu konusunda önemli bir kuşkuya neden oldu.
Yapılan bütün yanlışlara karşın, muhalefetin seçim öncesi ortaya koyduğu toplumun farklı ideolojilerini ortak akıl etrafında toplama iradesi önemliydi. Bu iradenin seçim mağlubiyeti ile ortadan kalkması Türkiye adına bir kayıp olur.
Muhalefetin büyük ölçüde kazanmayı hedeflediği önümüzdeki yerel seçimler için yeni bir sosyolojik okumaya ihtiyaç vardır.
Yeni siyasal hareketin etkili olabilmesi için;
1- Siyasal kaos ve yeni arayış,
2-Ekonomik ve toplumsal kriz,
3- Toplumun iktidardan vazgeçme eğilimi,
4- İktidardan daha ileri bir özgürlükçü anlayış,
5- İktidar liderinin(Erdoğan) karizmasını aşacak ve toplumla sağlıklı bir iletişim kuracak dil,
6-Erdoğan'ın karizmasını aşacak bir lider,
7- İktidara talip olanların topluma güven vermesi,
8-Toplumun ve seçmenin an gövdesini oluşturan muhafazakar-dindar seçmenin siyasal tercihini değiştirmesigereklidir. Bundan dolayı muhafazakarların hassasiyetlerine uygun bir siyasal dil kullanılmalıdır.
Sosyolojik analiz, toplumsal gerçekliği dikkate alarak, doğru sorulardan yola çıkılarak yapılmalıdır. Sosyolojiyi ihmal ederek yapılacak olan ideolojik analizler ve bu analizler üzerinden yürüyecek bir tartışmanınfazla bir anlamı yoktur. Muhalefetin iddia ettiği gibi ekonomik kriz, yolsuzluk, adam kayırma üst düzeye çıkmışsa, bu faktörlerin seçmen davranışlarını neden yeteri düzeyde etkilemediği aklıselim sorgulanmalıdır. İzlediğim kadarıyla bu sosyolojik çözümlemenin hala yapılmadığını görüyorum.
Yorumlar
0