MUHAFAZAKARLIK ÜZERİNE NOTLAR VE HELALLEŞME
Muhafazakar dindar kitle ile helalleşmek kuşkusuz onların tarih, toplum ve siyasal anlayışlarını anlamakla mümkün. Helalleşmeden önce bu kitleyi tanımak ve ne tür bir değerler evreni içinde yaşadıklarını bilmek gerekir. Hiç kuşku yok ki, muhafazakarların siyasal tepkileri sahip oldukları paradigma ile ilgilidir.
Muhafazakarlığın siyasal algısını yönlendiren etkenlerin başında Tek Parti Dönemi gelmektedir. 1950 öncesi Tek Parti dönemini tarihselleştirmek gerekir. Yoksa işleyiş bakımından Otoriter (hadi yumuşatarak faşist demeyelim) bir yönetim modelini örnek almak bu dönemde hiç halk iradesine başvurmayan liderleri demokratik liderler olarak nitelemek gerçeği yansıtmıyor.

Muhafazakarlığın en önemli dayanak noktası gelenektir. Gelenek konusunda farklılaşsalar bile geleneği önemsemekten vazgeçmezler. Muhafazakarlığın en önemli ismi olan Yahya Kemal’e göre gelenek, onu saklamaktan çok, Batı yöntemiyle yeniden üretmekle ortaya çıkmalıdır. Necip Fazıl’da ise geleneğin en önemli özelliği din ile iç içe girmiş olması ve dini bugüne değin taşımasıdır.
Muhafazakarlığın zihin parametrelerini oluşturan etkenlerden biri de din ve tarih anlayışıdır. Bu bakımdan Cumhuriyet modernleşmesi ile ortaya konan tarih anlayışına karşılar. Cumhuriyet modernleşmesi uygulamaya koyduğu "Türk milliyetçiliği "tezinde Osmanlı’yı ve dini paranteze aldı. Çünkü Osmanlı onların gözünde dindi. Din ise benimsedikleri pozitivizm anlayışına göre, insanlığın ilerlemesinin önündeki en büyük engeldi. Bu yüzden dini devlet hayatından tamamen, toplum hayatından ise olabildiğince uzaklaştırmak istediler. Eğitim de Köy Enstitüleri, Dini eğitimin dışına çıkarma çabaları, Halkevleri hep bu çabanın sonucu olarak ortaya çıktılar. Tüm bu kurumlar zamanla tasfiye oldu. Çünkü toplumsal zeminde anlamlı bir karşılıkları yoktu. Bu dönemin zulmünü aklamak için muhafazakar dindarların elinde "Balıkesir Hutbesi", "Elmalılı Hamdi Yazır'a bir verilen tefsir görevi, Kamil Miras’a verilen hadis çevirisi ve Mehmet Akif"e yüklenen meal kaldı.
İbadet dilinin Türkçeleştirilmesinden (laikleşmesinden) endişe eden Mehmet Akif, yazdığı mealin sorumluluğunu almamak için bize kadar ulaşmasını engelledi. Ne Cumhuriyetin laik modernleşmecileri Akif'i ve temsil ettiği anlayışı sevdi, ne de Akif onları.
Muhafazakar dindarların önem verdikleri semboller de vardır. Bunlardan biri de toplumsal hafızada belirli karşılıkları olan marşlar ve törenlerdir. Muhafazakar dindarların İzmir Marşına karşı mesafeli hatta reddedici davranmaları bu marşın arka planındaki siyasal zihniyet ile ilgilidir. Çünkü bu marş, Türkiye’de İslami değerlerin dışlandığı laisizm taraftarlarının temsilcisi olarak öne çıktı. Bundan dolayı muhafazakarların gözünde bu marşın sicili bozuktur. Türkiye de darbeci, bürokratik geleneğin bir sembolü olan bu marşın muhafazakar dindar zihindeki karşılığı olumsuzdur. Her ortamda bu marşın çalınması muhafazakar dindarları rahatsız etmektedir.
Bu marşın temsil ettiği zihniyet dünyası Türkiye için ürkütücüdür.
Muhafazakar kitleyi derinden yaralayan 28 Şubat darbesini bu ülkeye yaşatanların favori marşı da İzmir karşıydı. Bu Marşın muhafazakarlara zulmedenlerin dilinden düşmediğini asla unutulmamalıdır.
Muhafazakar dindar kitlenin beklentileri de son derece önemlidir. Cumhuriyet modernleşmesinin siyasal merkezin uzağında tutmak istediği muhafazakar dindar kitleler, özellikle Ak Parti döneminde siyasal merkeze doğru harekete geçtiler. Biriktirdikleri enerji ile birlikte siyasal merkezi büyük ölçüde demokratikleştirdiler. Kuşkusuz devletin merkezini oluşturan elitler bu gelişmeyi önlemek ve ayrıcalıklarını kaybetmemek için askeri bürokratik eksenli önleyici faaliyetlere giriştiler. 28 Şubat ve 15 Temmuz, bu gelişmeyi önlemek için yapılan son büyük darbe girişimleri olmuştur. Ancak siyasetin sosyolojiyi yenmesi mümkün değildir. Dolayısıyla muhafazakar dindar kitleler, Ak Parti döneminde kazandıklarını kaybetmek istemiyorlar. Muhafazakarın bütün olumsuzluklarına karşın büyük ölçüde iktidarın arkasında durmaları, muhalefetten kaynaklanan endişelere bağlıdır.
Öte yandan muhafazakarlık ile İslamcılık arasındaki ilişkiler üzerinde de durmak gerekir. Tek Parti Faşizmi ve izleyen baskı dönemlerinde İslamcılığın sağ- muhafazakarlık içinde kendini ifade etmesi doğal, belki de zorunluluktu. ( Necip Fazıl’ın anlayışı bu tutumun en rafine örneğidir.) Ancak zaman içinde baskının hafiflemesi İslamcılığın sağ- muhafazakarlıktan görece bağımsızlaşması girişimlerine tanıklık etti. Günümüz de ise görünen o ki, geçmişte İslamcılığın ittifak ettiği sağ- muhafazakar dil ve davranış biçimi, sanıldığından çok daha derin bir etki bıraktı. İslamcılığın muhafazakarlığa, milliyetçiliğe ve sağcılığa sığınması güvenlik alanı tahkim etme ihtiyacından doğuyor.
Türk muhafazakarlığının hukuk anlayışı da kendine özgü bir anlayıştır. Türkiye’deki muhafazakar dindarlar hukuka siyasetin karışmasını çoğunlukla onaylarlar. Bu konuda yakın tarihi geçmişten yola çıkıldığında haklı oldukları noktalar var kuşkusuz.
1-Tek Parti Dönemindeki hukuksuz yargılamalar
2-İstiklal mahkemelerinde idamla yargılanan kurtuluş savaşının komutanları.
3- 27 Mayıs darbesiyle bir başbakan ve iki bakanın idamı
4-Sürekli hapis cezası verilen Said Nursi Neredeyse her konuşmasından sonra soruşturma geçiren Necip Fazıl.
5-28 Şubatta işlerinden atılan insanlar
6- RP kapatılması, Ak Partiye açılan kapatma davası. Bu kararların tamamı hukuk tarafından alınmıştır.
Şimdi böyle bir sistemin bağımsızlığı savunulabilir mi? Hukukun bağımsızlığı ancak hukuka bağlı bağımsız karar verebilen hukukçulara mümkündür. Peki, böyle bir şey mümkün mü? Muhafazakarlar böyle bir şeyi mümkün görmedikleri için siyasetin hukuka müdahalesini meşru ve gerekli görüyorlar.
Muhafazakarlığın önemli bir özelliği de milliyetçi olmasıdır. Ancak milliyetçilik konusunda hem entelektüel hem de siyasal anlamda bölünmeler yaşanmıştır. Muhafazakar milliyetçiliğin en büyük önderlerinden biri Necip Fazıl Kısakürek'tir. Seküler Türk milliyetçiliğinin önderi ise Nihal Atsız'dır. Nihal Atsız, İslami değerlerden çok Orta Asya Türk tarihine vurgu yapar ve Türkü İslam öncesi bir kültürü temel alarak değerlendirir. MHP, Necip Fazıl'ın muhafazakar milliyetçiliğinden(Özellikle 28 Şubat sürecinde)hızla Nihal Atsız milliyetçiliğine kaymıştır. Daha açık bir deyimle İslamı değerlere açık muhafazakar milliyetçilikten, laik değerlere sahip Atatürk milliyetçiliğine doğru kaymıştır MHP, özellikle 15 Temmuz sürecinden sonra, ikinci bir kırılma yaşandı. MHP muhafazakar ülkücülükte karar kılarken, içinde bulunan seküler /Kemalist/ ulusalcılar İP’yi kurdular.
Muhafazakarlığın önemli ayırt edici bir özelliği de Cumhuriyetin yakın tarihinde yaşananlardır. Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Paşa gibi İstiklal Savaşı komutanlarının İstiklal Mahkemelerinde yargılanmaları muhafazakar dindarların zihin dünyasında dikkate değer izler bıraktı. Denilebilir ki, beraat ettiler. Zaten yargılanmalarındaki amaç, İttihat Terakkide yaşanan bir iç hesaplaşma idi. Yargılanmaları sonunda ceza almadılar belki, ama karar alma konumlarını kaybederek etkisizleştirildiler. Onların Yeni rejimin ortaya çıkmasında görev almalarının engellenmesine dönüktü yargılama süreci. 27 Mayıs darbesi ertesinde Adnan Menderes ve arkadaşlarını katleden hakimler bile İstiklal Mahkemeleri yargılamalarından daha çok hukuka benziyordu.
İstiklal Mahkemeleri hukuki mahkemeler değildir. Dolayısıyla yargılamaları siyasi olan mahkemeleri, hukuk ve adalet açısından değerlendirmek mümkün değildir. İstiklal Mahkemelerinde yargılananları vatan haini diye tanımlamak hukuki değil, siyasi ve ideolojik bir tanımlamadır. Muhafazakar dindarlar, iktidarın geçmişte yaptıklarından dolayı desteğini sürdürüyorlar. İktidara destekleri de, muhalefete karşı çıkışları da geçmişte yaptıklarından dolayıdır. Bundan dolayı, Erdoğan, geçmişi sıklıkla hatırlatıyor. Özellikle Tek Parti dönemi ve 28 Şubat süreci. Tabi iktidar sürecinde askeri ve bürokratik oligarşinin davranışları, 15 Temmuz darbe kalkışması ve Hendek terörü. Muhalefet muhafazakar dindar kitleye kazanımlarını dokunulmayacağı güvenini vermeli. Muhafazakar dindar kitlenin hafızası kuvvetlidir. Çektiği acıları kolay unutmuyor. Muhafazakar dindarların siyasal davranışını analiz etmek için Sünni siyasal aklın kodlarını iyi okumak gerekir.
Özellikle muhafazakar dindarların en büyük sorunu inandıkları ile yaşadıkları hayat arasındaki büyük çelişkidir. Bu durum hem büyük bir kişilik travmasına ve bölünmüş zihin yapısına yol açıyor, hem de inandıkları ilkeleri hayatta yer bulamayan ütopik bir inanca dönüştürüyor. Ebu Süfyan gibi yaşayıp Hz. Ömer gibi inanca sahip olmak mümkün olamıyor. Çağımızda yaşayan pek çok insan Hz. Ömer' in inancı ile Ebu Süfyanımsı bir hayat yaşatmanın yollarını arıyor. Bu durum ortaya çok garip sentezler çıkarıyor.
Muhafazakar dindarlar siyasal anlamda ulusalcı- sol- Kemalistlere muhaliftir. Ancak bazı ortak özellikleri de yok değildir. Muhafazakar dindarlar ve Ulusalcı/ Sol/ Kemalistlerin ortak yanı içtihat kapısını kapatmalarıdır. Bu anlamda Garaudy'nin deyimiyle ikisi de entegristtir. Entegrizm, bir dinin ve ideolojinin belli bir tarih kesitinde yapılan yorumunu bütün zamanlar için geçerli sayan bir ideolojidir. Bazı anlayışlar elde olanı korumak adına bütün değişimleri tehdit olarak algılayıp reddederler. Bu durumda farklı düşünce üretenler tekfir ederek yok etmeye çalışırlar. Bir anlamda, Mehmet Okuyan, Mustafa Öztürk, Mustafa İslamoğlu'na yönelik susturma, tehdit ve linç girişiminin altın da İstiklal mahkemelerinin mantığı yatar.
Muhafazakar dindar seçmenin davranışını beklenti ve korkuları oluşturur. Ak Parti beklentiyi, CHP korkuyu ifade ediyor. Bu yüzden gelecek seçimleri, Türk siyasetinin ana kitlesini temsil eden muhafazakar dindarların beklenti ve korkuları belirleyecek. Ak Parti beklentilere cevap verdiği ölçüde, CHP ise kendisinden doğan korkuları izole ettiği sürece başarılı olacak.

Ak parti seçmeninin bir bölümü CHP korkusundan Ak Parti safında duruyor. CHP gelirse kazanımlarını tehlikeye gireceğini düşünüyorlar. Bu seçmen iki partiyi de uyarıyor. Referandum sürecinde İstanbul’da yaşanan bir olay Muhafazakar dindarların zihniyet dünyasını ve tepkilerini anlamak konusunda bilgi vericidir. Üsküdar sahilinde uygunsuz hareketler yapan bir çifti, burada ailelerin olduğunu ve biraz dikkatli olması konusunda nazikçe uyarır bir kişi. Cevap şu: “Referandumdan hayır çıksa da bu adamlar (dindarlar)terk etse buraları. Kurtulsak onlardan. Bu yüzden evet vermeye mecburduk” diyor.
Muhafazakarlık, her tür ideolojiye eklemlenebilen bir esnekliğe sahiptir. Bu yüzden İslamcı muhafazakarlıktan söz edilebileceği gibi, sosyalist, liberal, Kemalist ve milliyetçi muhafazakarlıktan da kolaylıkla söz edilebilir. Dolayısıyla muhafazakar tutum bütün ideolojilere sinmiş bir tutumdur. Ancak unutmamak gerekir ki, muhafazakarların zihin yapısını büyük ölçüde din, tarih ve gelenek belirler.
Dindarların Cumhuriyet, laiklik gibi kavramlara itirazları nihayetinde Tek Parti dönemindeki uygulamalara dayanır. Kuşkusuz bu dönemde ki faşizan uygulamalar tepkileri şekillendirmiştir. Nedenleri bilmeden sonuçlar o tartışmak hiç anlamlı değildir. Önemli olan kavramların teorik tanımlarından çok nasıl uygulandıklarıdır. Kuşkusuz, Tek Parti döneminden itibaren uygulanan laiklik anlayışının dindarlarda anlamlı bir karşılığının olması mümkün değildir.
Bu yüzden helalleşmenin başarısı muhafazakar dindarları anlamak ve onları korkularından arındırmakla mümkündür.
Yorumlar
2