Muhafazakar Dindarları Anlamak, CHP Ve Kılıçdaroğlu
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Oral Çalışlar' a 29 Haziran 2023 tarihinde verdiği röportajda, Seçimin sonuçlarını muhafazakar seçmenin belirlediğini, bununda ulusalcıların iktidara gelmesinden duyulan korkuya bağladı. Bu belirleme, seçim sonuçlarını tek başına açıklamaya yetmese bile, büyük ölçüde doğrudur. Muhafazakar dindarların sorunlarını, oy verme reflekslerini doğru analiz edememe sorumluluğu muhalefete aittir. Öyle görülüyor ki, bu konuda dindarları rahatlatacak ve güvenini sağlayacak adımlar atamadı. Attığı adımlar da muhafazakar dindarlar tarafından samimi bulunmadı. Yıllardır muhafazakar dindarlara karşı yürütülen aşağılayıcı ve küçümseyici söylem, seçim süreci boyunca, Kemal Kılıçdaroğlu’nun söyleminin aksine, sokakta dindarlara sataşmaya kadar vardı. Gündelik yaşamda kaynaklanan bu tutumların seçmeni etkilemesi normaldir.
Öte yandan CHP’nin muhafazakar dindarların sorunlarına ilgisiz kalması sağ –muhafazakar partiler için kazanç kapısı oldu. Uzun yıllar sağ muhafazakarlık ve milliyetçilik CHP'nin günahları üzerinden siyaset yapıyor. Bu tutum, iktidar olmaya yettiği müddetçe, siyasal iktidarları sağlıklı değerlendirme mümkün olmayacak. Bu durumun asıl sorumlusu ise muhalefettir. Bütün değişim tartışmalarına karşın, kendini bu konumdan çıkaracak performansı hala sergileyebilmiş değildir. Uzun yıllar CHP'nin laiklik ve Kemalizm adına atılan her demokratik adıma karşı çıkması, muhafazakar dindar seçmendeki algıyı ve korkuyu canlı ve diri tuttu. Bu yüzden CHP iktidarından haklı olarak hep korkuldu. Kötü olan ise bu korku dindarların hukuksuzluk, yoksulluk ve yolsuzluk karşısında vicdanlarını büyük ölçüde köreltti ve duyarsızlaşmasıyla yol açtı.
"Başkasının günahı kişinin sevap hanesine yazılmaz." Rahmetli Akif Emre'nin bu sözü üzerinden Türkiye siyasetini analiz etmek mümkündür. Türkiye sağ muhafazakarlığı, 1950' den bu yana, CHP'nin günahları üzerinden kendini meşrulaştırıyor. CHP'nin Tek Parti pratiği dindar halkın vicdanında o kadar derin yaralar açtı ki, uzun yıllar sağ, muhafazakar, milliyetçi ve İslamcı siyaset kendini CHP karşıtlığına konumlandırdı. Bu konumlandırmanın haklı gerekçeleri vardı. Ancak bu durum, sağ muhafazakar, milliyetçi ve İslamcı siyasetin fikri ve pratik tutumunu da derinden etkiledi. Uzun yıllar iktidar olmaya CHP karşıtlığı yettiği için, sağ muhafazakarlığın ve milliyetçiliğin siyaset tarzında önemli bir değişim yapması gerekmedi. Ayrıca CHP karşıtlığı o kadar keskin ve üst düzeydeydi ki, sağ muhafazakar milliyetçi partilerin hataları görmezden gelindi. Benzer tutum Türkiye siyasetini, geçmişte olduğu gibi şimdi de, etkilemeye devam ediyor. Muhafazakar dindar seçmendeki CHP korkusu her tür yoksulluk, hukuksuzluk, adaletsizlik ve yolsuzluk iddiasını bastırıyor. Oy verme davranışı rasyonel, vicdani ve ahlaki olmaktan çıkıyor.
Öte yandan bazı CHP sözcülerinin Tek Parti dönemini hatırlatan çıkışları muhafazakar dindar seçmendeki travmayı güncelliyor. Muhafazakar dindarlar bu korkudan arınmadığı sürece sağ muhafazakar partiler, bir şey yapmasa bile kazanmaya devam edecekler. Ak parti, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, kuruluş iddialarının önemli bir bölümünden vazgeçerek, sağ/ muhafazakar/ milliyetçi bir partiye dönüşmüştür. Bu yüzden sistemle hesaplaşmak ve yeni bir dünya düzeni kurma iddiaları yerini devleti ve düzeni koruma ideolojisine bırakmıştır. Bu noktadan sonra muhafazakarlığın ortaklık yapacağı ideoloji Türk milliyetçiliğidir.
Benzer bir zihinsel tutukluk hali uzun yıllar CHP'yi de esir almıştır. Kemalist söylemin iktidar olmaya yeteceğini anlayışı, bu partiyi halktan gittikçe uzaklaştırarak sistemin savunucusu konumuna getirmiştir.
Kılıçdaroğlu partiyi bu kısır döngünün dışına taşımaya çalışıyor. Aslında CHP' de yaşanan tartışmanın özü şu: CHP düzenin savunucusu bir parti midir, yoksa hukuk ve demokrasiyi önceleyen sivil bir hareket mi? CHP’de yaşanan bütün tartışmaların özü budur.
Öte yandan İslamcılar, hukuk ve adaletin yanında, çoğulculuğu kapı aralayan, toplumsal sözleşmeye dayalı bir siyasetin izleyicisi olmalı. İktidar ve muhalefetle özdeşleşmemeli, sağ muhafazakarlığa teslim olmamalıdır. Görünen o ki, İslamcıların önemli bir bölümü, iktidar karşısındaki tavırları nedeniyle, büyük bir güven kaybına uğradılar.
Muhafazakarlığın kodlarını sağlıklı bir şekilde analiz etmek sadece CHP’nin önündeki engellerden biri değildir. CHP, bu konuya pratik anlamda iktidara gelmek olarak baksa da, İslamcılar için bu hesaplaşma bu kadar basit değildir. Muhafazakarlığın düşünsel kodlarının sağlıklı bir şekilde analiz edilebilmesi için Aliya İzzetbegoviç’in değerlendirmesi son derece önemlidir. "Din söz konusu olduğunda insanları genel olarak, inanan ve inanmayanlar olarak ayırırız. Dikkat edelim ki bu ayırım çok sathi ve epey basitçedir. Bunun içinde en kalabalık olan, üçüncü topluluk eksiktir. O topluluk kendini inanan sayan ve öyle ifade eden fakat hakikatte öyle olmayan kimseler topluluğudur. Onlar az ya da çok Allah'a ibadet eden, bayramları kutlayan, dinin belli bazı "adet" ve sembolleri yerine getiren, fakat onlar korkudan savaş alanından hemen kaçan, ticarette son derece soğukkanlı olarak aldatan, vicdan azabı duymadan başkasının sırtından geçinen, içki içen ve eğlenen, bin sene yaşayacakmış gibi hayatlarını, mallarını ve makamlarını korkuyla koruyan veya kendilerinden güçlü olanlara esirmişçesine yalakalık yapan kimselerdir vs. Bu tip insanların belirgin özellikleri korkudur. Hayat için korku, mal için korku, makam ve mevki için korku. Bir güç sahibi veya hükümetin desteğini kazanmak için çabadır onların yaptıkları. Bütün bu korkular arasında bir tek korku eksiktir: Allah korkusu. Bu ruhla ve böylesine belirsiz ve ikiyüzlü atmosferde kendi nesillerini büyütürler. Ancak bu üçüncü kitlenin varlığını dikkate aldığımız zaman, dünyada birçok şeyi daha kolay anlamaya başlarız ve neler olduğu ile neden öyle olduğunu anlama imkânına kavuşuruz." Bu analiz muhafazakarların zihin yapılarını anlamak için son derece ufuk açıcıdır. İslamcıların önünde duran en sorunlu kitle de budur.
Öte yandan, Türkiye siyasetinin hukuk ve adaleti önceleyen bir muhalefete olan acil ihtiyacı her zamankinden daha fazladır. Ak partiye karşı, Tek Parti Dönemine referans yapmakla değil, onu aşan bir demokrasi ve hukuk anlayışıyla mücadele etmek gerekiyor. Maalesef muhalefet, bütün çabalara karşın bu anlayışa ulaşabilmiş değil.
Seçimden sonra muhalefet partilerinin tavırları, seçimden önceki söylemlerine büyük darbe indirmiştir. Kılıçdaroğlu'nun mevcut pozisyonu ile kimseye demokrasi dersi verme imkanı yok. Çünkü Erdoğan’ı tek adam olarak değerlendirirken, seçimi kaybetmiş biri olarak, kendi yaptıkları çelişkilidir.
Yorumlar
0