FANATİZM KÜLTÜRÜ VE VOLKAN KONAK
''Aydın fikirlerini hiçbir zaman sevgilerinin ve nefretlerinin emrine vermez. Hiçbir insanın, hiçbir teorinin kusursuz olmayacağını peşinen hesap ettiği için, kendi tuttuğu tarafa olan sevgisinde olduğu gibi karşı tarafa olan aleyhtarlığında da hiçbir zaman aşırı hareketlere girişmez. 'Yaşasın' ve 'Kahrolsun' sloganları altında haykırmak, yumruk sıkmak, canhıraş nutuklar çekmek, etrafına adam toplamaya çalışmak, hele hele tek doğruyu kendisinin temsil ettiğini söylemek aydına yakışan şeyler değildir.''
(Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar)
Fanatik insanı yönlendiren akıl değil, duygulardır. Aklın ve vicdanın denetiminden geçmeyen duygu, maddi ve manevi şiddet üretmeye yatkındır. Bu yüzden terör örgütünün militanları, siyasal fanatikler, grup ideolojisine biat edenler aklının değil, duygularının esiridir. Aklını kullanmayan insan ise başkaları tarafından kullanılmaya müsaittir. Günümüzde yaşadığımız aktüel durum da budur aslında.
İlim ve tefekkür meyve veren bir ağaç gibidir. Meyveler olgunlaştıkça dallar yere doğru eğilir. Tefekkür yolunda ilerledikçe insan mütevazileşir. Tefekkür ehli, girdiği tartışmalarda hakikatin bilgisine ulaşmayı amaçlar. Kazanma hırsı ve kaybetme korkusunu önemsemezler. Gündelik siyasetin ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı diline mahkum olmazlar. Eleştirilerinde duygusal etkenlerin değil, adaletin penceresinden bakarlar.
Eleştiri ahlakının ilk kuralı, hakkında değerlendirme yapışacak, siyasetçi, âlim, aydın ve sanatçıları kendi yazdıkları ve söyledikleri üzerinden değerlendirmektir. Bu anlamda birincil kaynakları kullanmak yapılacak değerlendirmenin doğruluğunu belirleyecek önemlidir. Yoksa kişilere olmadıkları bir misyonu yüklemiş olursunuz. Sanatçı Volkan Konak hakkında yapılan değerlendirmeler önemli bir zaaf içeriyor. Kişiler zihinlerindekini düşünceleri gerçek zannediyorlar. Bu yüzden karşımıza aynı kişi hakkında birbirinden farklı tarihsel kişilikler çıkıyor.
Volkan Konak, hiç kuşkusuz dünyaya bir Müslümanın baktığı pencereden bakmıyordu. Bakması da zorunlu değildir. Bireysel olarak insanların dini ve ideolojik tercihleri sorgulanamaz. Çünkü insanların din karşısındaki konumu iradi tercihlerine dayalıdır. Kişi hangi değerler sistemine inanıyorsa pratiği de o değerler üzerinedir. Siyasal anlamda Volkan Konak, ulusalcı Kemalist, militarist bir noktada duruyordu. Felsefi olarak aydınlanmacı, pozitivist, feminist, modern bir düşünce sistemine sahiptir. O’nun dünyasında din ve dinin temsil ettiği değerlere yer yoktur. Dini ve din ile ilgili değerleri geriliğin sembolü olarak görüyordu. Ölümünden sonra nasıl bir tören yapılacağı konusundaki spekülasyonlar anlamlı değildir. Eğer bu konuda bir vasiyeti varsa yerine getirilmelidir kuşkusuz. Herkesin istediği töreni yapma hakkı vardır. Öte yandan Volkan Konak, seküler ulusalcı, aydınlanmacı bir Kemalist bir Türk milliyetçisidir.
Daha derindeki soru şudur: Bir insanın milliyetçi ve vatansever olması inanç ile bağlantılı olduğunu gösterir mi? Kuşkusuz hayır. Çünkü milliyetçilik özünde materyalist bir ideolojidir.
Türk modernleşmesinin müzik de dahil kültür politikası seküler ulusalcı modernleşme üzerine kuruludur. Bu anlamda müzik olabildiğince dinden uzak seküler olmalıdır. Bundan dolayı her alanda olduğu gibi kültür alanda da İslam dışı seküler bir kültür politikası izlenmiştir. Türk modernleşmeci elitlerince temelde ki sorunsal şudur: Hayatını din ekseninde yaşayan bir toplumda modern anlayış nasıl yerleştirilebilir? Çünkü Türkiye'nin her alanda örgütlenmesi din dışı olmalıdır. Çünkü din içine düştüğümüz olumsuz durumun nedenidir.
Kuşkusuz Cumhuriyet modernleşmesinin müzik anlayışı da bununla ilgilidir. 1930'larda sanat müziğinin sonraları Arabesk müziğin yasaklanmasının altında bu gerekçe vardır. Volkan Konak; seküler, laik, ulusalcı cumhuriyet modernleşmesinin en önemli temsilcilerinden biridir. Bu anlamda O, Türkiye modernleşmesinin müzik anlayışına uygun bir anlayışı temsil eder. Volkan Konak'ın "Bu dünyada rahat yok, öteki da şüpheli" dizeleri kuşku yok ki, dine bakışın dışa vurumudur.
Öte yandan bir yanlış algıyı da düzeltmek gerekir. Bu yanlış algı, "Ölünün arkasından konuşulmaz" diye doğru biz sözün arkasından takınılan tavırla ilgilidir. Bu ifadenin hangi ortamda, hangi bağlamda ortaya çıktığını bilmeden varılacak yargı hatalıdır. İslam, ders alınması ve tarihsel bir bilinç oluşturması anlamında sembol kişiliklerin öldükten sonra arkasından konuşulmasını yasaklamaz. Çünkü Kuran'da Ebu Lehep hakkındaki ayet açıktır. Münafık ve müşrikler hakkında onlarca ayet vardır. Firavunlar ve Peygamberlere karşı mücadele eden halk ve kişiler kınanır. Eğer ölülerin arkasından konuşmak yasaklansa idi, çok sayıda Kur'an kıssası anlamsız olurdu.
Diğer bir önemli konu insanların bazı iyilikler yapması iyi bir müslüman olduğunu göstermez. Azılı İslam düşmanı olan kişilerin çok sayıda iyilik yaptığı tarihten sabittir. Ebu Cehil ve Ebu Leheb akrabalarını korur, fakirlere yardım eder, şairlere destek olurdu. Onu zalimliğin sembolü haline getiren ötekine karşı duyduğu nefret ve düşmanlıktı. Dolayısıyla bir kimsenin değeri yaptığı iyi eylemler ile değil, kendisi gibi inanmayan, kendi dilini konuşmayan, farklı ideolojiden olan kişilere nasıl davrandığı ile ilgilidir.
Müslümanlık bilinç işidir. Dindar bilinç için “La ilahe illallah” şiarı temeldir. Bir eylemi iyi yapan o eylemin Allah rızası için yapılmasıdır. Unutmayalım, Hz. Peygamber ile cihada katıldığı halde cehennemlik olan kişiler vardır. Hz. Peygamberin verdiği bilgiye göre o kişi Allah rızası için değil, kendi kariyeri için bu eyleme katılmıştır.
Ölünün arkasından rahmet dileyip dilemene konusu bireylere tanınmış bir ayrıcalıktır. Her kişi ölü ile kendisi arasındaki hukuka dayanarak rahmet diler veya dilemez. Bu üçüncü kişilerin karışacağı bir durum değildir. Volkan Konak'ın ideolojik duruşundan, din ve dindarlara karşı hep olumsuz örnekler üzerinden yaptığı seçmeci eleştiri ve rijit söylemlerden rahatsız olmuşumdur. Bu yüzden Ahmet Kaya, Cem Karaca ve Barış Manco'ya duyduğum sevgi ona karşı yok. Buna karşın farklı düşünceler de olabilir kuşkusuz. Kaldı ki, ölümün ardından söylenenlerin ilahi adalette fazla bir değeri de yoktur. Biz ne dersek diyelim Volkan Konak'ın dünya serüveni bitmiş ve yargılamasında asla hata olmayan bir yargıcın önüne çıkmıştır. Onun dışındaki beşeri değerlendirmeler, doğası gereği yanılma ihtimali olan insan tarafından yapıldığından dolayı, izafidir. Mutlak ve değişmez değildir.
Kuşkusuz olumlu ya da olumsuz değerlendirmeler yapılacaktır. Değerlendirme yaparken kendi sözleri üzerinden yapılması gerekir. Ben Volkan Konak'ın düşünce yapısına, topluma ve dine bakışına, elitist anlayışına, kendisi gibi düşünmeyene karşı dışlayıcı ve incitici diline muhalifim. Ancak O'na eleştirinin dışına taşan hakaret ve küfür yapılmasını asla onaylamam. Siyasi söylemleri ile öne çıkmış sanatçıların sahiplenilmesi de eleştirilmesi de doğaldır.
Bizim değerlendirmelerimiz son tahlilde hataya açıktır. Mutlak adil olan ve yargılamasında zerre hata olmayacak Allah’ın yargılaması ise adildir. O da herkes gibi yaşadığı hayatın hesabını verecektir. Sizin duygu ve düşünceleriniz bu yargılamada hiç etkili değildir.
Ölen kişiler arkasından nasıl davranılması gerektiği konusunda derin bir ikiyüzlülük var. Herkes kendi ideolojisine yakın olan ölüleri sahipleniyor diğerine hakaret ediyor. Örneğin Kadir Mısıroğlu'nun arkasından her tür hakareti yapanlar söz konusu Volkan Konak olunca kendileri gibi davrananlara yani hakaret edip küfredenlere karşı çıkıyorlar. Oysa kendileri Kadir Mısıroğlu'na her tür hakareti yapıyorlardı hala da yapıyorlar. Kadir Mısıroğlu’nu sevenler de tersini yapıyor. Ötekine hakaret ve küfür ederseniz kendi önünüze saygı gösterilmesini bekleyemezsiniz. Biz ilkesel ve adil davranmakla yükümlüyüz. Kadir Mısıroğlu'na da Volkan Konak'a da hakaret ve küfür yanlıştır. Kadir Mısıroğlu da Volkan Konak da eleştirilmelidir. Ancak birine küfrederken ötekine küfredilmesine karşı çıkmak ilkesizliktir.
İnsanların değerini belirleyen hangi düşünceden oldukları değil, kendinden farklı düşünen ötekine nasıl davrandıkları ile ilgilidir. Kur'an'a göre Müslümanların düşmanı kafirler değil, zalimlerdir. Zalimin inancı, kimliği ne olursa olsun mücadele edilmesi gereken ötekidir. Zalim olmayan kafirle ilişki kurulabilir, anlaşma yapılabilir; hukuk ve özgürlükler için mücadele edilir. ( Hılf’ul Fudul/ Erdemliler İttifakı ve Medine Vesikası) Bu konuda Necaşi örneğini de iyi değerlendirmek gerekir. Bu anlamda önemli soru şu: Volkan Konak kendinden olmayan, kendisi gibi düşünmeyenlere karşı nasıl davranır, nasıl bir dil kullanırdı?
İnsanlar elbette herkes hakkında eleştirel bir düşünceye sahip olabilirler. Ancak hiçbir koşulda hakaret ve küfür kabul edilemez. Eleştiri, entelektüel ve ahlaki bir erdem, küfür ise ahlaki yetersizlikten kaynaklanan bir zaaftır.
Yorumlar
0