AK Parti, Eleştirel Düşünce ve Değişim

 

Türkiye siyasetinde eleştiri kültürü yerleşmemiş olduğundan her eleştiri faaliyeti ihanet olarak algılanıyor. Buna bağlı olarak, Ak partide bir dönem siyaset yapmış kişilerin yaptıkları eleştiriler ihanet olarak değerlendiriliyor ve gerekçe olarak da gemiyi terk ettikleri öne sürülüyor. Peki, bu karşı çıkış mutlak anlamda doğru mudur? Başka gerekçeler ileri sürülerek farklı açıklamalar da yapılabilir. Partiden ayrılanlar, kendilerinin değil, geminin sorunlu olduğunu, Ak Parti’nin kuruluş ilkelerinden uzaklaştığını, değişimci kimliğini kaybettiğini, buna karşın sonuna kadar parti içinde kalarak bu duruma karşı mücadele ettiklerini, mücadele imkanı kalmayınca da ayrıldıklarını ve yeni bir siyasal arayışa gittiklerinin söyleyebilirler. Bu açıklama da hiçbir haklılık payı yok mu?  Gemiyi terk etmekle suçlananlar, geminin önceden sağlam olduğunu, giderek çürüdüğünü iddia ediyorlar ise bu iddiaları tümden mantıksız ve tutarsız mıdır? Eleştirileri peşinen mahkum etmek yerine onlardan yaralanmak gerekmez mi?

Kuşku yok ki, art niyetli, yıkıcı eleştiri yapanlar da olabilir. Ancak yapıcı eleştiri yapıp, yol gösteren aydın ve alimlerden yaralanmak gerekmez mi? Görünen o ki, Ak parti de dahil siyasal partiler en küçük eleştiriyi hazmedemez bir yapılara dönüştü. İçlerinde muhalif ve farklı düşünceleri barındırmadıklarından dolayı bu eleştirileri yapanlar da partiden ayrılmak zorunda kalıyorlar.

Her eleştiri yapanı vatan haini, FETÖ'CÜ ve Türkiye düşmanı olarak görmek mantıklı bir zihin yapısına işaret etmiyor. Bu zihin yapısı her eleştiriyi kriminalize ediyor. Böylece eleştirel düşüncenin bereketinden yararlanma imkanı kalmıyor. 

Malik bin Nebi' den ilhamla soralım. Doğru soru : "Niçin bizi terk ettiler" sorusu değil, "onlar neden bizden uzaklaşmak zorunda kalıyorlar" sorusudur. İnsanın hatalarının sebebi Şeytanın ( dış sebepler) gücü ve hilesi değil, insanın zaaflarıdır. ( İç sebepler) Bu yüzden eleştiriye içeriden dışarıya doğru başlayarak ilerlemek gerekir.

Siyasal, toplumsal ve bireysel anlamda herkesin tevbeye ihtiyacı var. Asıl soru da şu: Kimsenin Tevbe etmeye niyeti var mı? Tevbenin samimiyeti, tevbeye neden olan olumsuzluklardan kurtulmayı gerektiriyor. Samimi bir tevbe kendi hatalarıyla yüzleşme imkanı verdiği gibi, yenileşme ve değişimin de ateşleyicisi olabilir. Ak Parti kurmayları, sürekli partiden ayrılanların değişip dönüştüğünü savunuyor. Peki, Ak parti değişip dönüşmüyor mu? Kuşkusuz her değişim ve dönüşme yanlış değildir. Eğer olumsuz bir durumdan olumluya doğru bir değişim söz konusu ise bu değişim anlamlı ve doğrudur. Partilerinin olumsuz haline bakıp, "Benim partim nerede" diye soranlar tümden haksız mı?

İçine düşülen kısırdöngüden kurtulmanın yolu eleştirel düşüncenin önünü ardına kadar açmaktır. Unutulmaması gereken gerçek şudur: Özeleştirinin gerekli ve verimlidir.

İktidarın nimetlerinden yaralanmadığı ve yeni bir İkbal arayışı için eleştiri yapanlar ile samimi ve dürüst olarak eleştiri yapanları birbirinden ayırmak gerekiyor kuşkusuz. Her eleştirinin toptan reddedilmesi sağlıklı bir yaklaşım değildir. Her yerde kendi ikballeri gerçekleşmediği için eleştiri yapanlar bulunabilir. Ancak bu durum eleştirel düşüncenin önemini azaltmaz. Her halükarda eleştirel düşüncenin bereketinden yaralanmak gerekir.

Eleştirel düşünce, insanların ve kurumların zaaflarını, eksikliklerini, yetersizlikleri göstererek yenilenmesini sağlar. Bu yüzden eleştiri son derece değerli bir faaliyettir. Eleştirel düşüncenin olmadığı yerde hem farklı düşünceler ortaya çıkmaz hem de yeni her düşünce tekfir edilip dışlanır. Eleştirinin dışlandığı toplumlarda gelişme durur. Böyle bir toplum muhafazakarlaşır ve donuklaşır. Muhafazakarlaşma toplum, sorunlara eğilmek yerine sürekli geçmişe dönerek cevap arar.

Eleştirel düşüncenin yokluğu içtihadın, yeni yorumların ve verimli bilgi üretme yolunu tıkar. İçtihat sürekli bir yenilik arayışıdır. Yeni sorunlara yeni çözümler üretme çabasıdır. Bu çabanın önü hangi gerekçe ile olursa olsun tıkanmamalıdır.

Eleştirel düşüncenin bir önemli yanı da özeleştirinin önünü açmasıdır. Özeleştiri, bir yandan kendi ile yüzleşmeyi sağlarken, öte yandan sorunların tespit ve çözümüne katkıda bulunur.

Aliya İzzetbegoviç’in İslam Konferansı Teşkilatı’nın İran’da yapılan zirvesinde yaptığı konuşma, özeleştirinin en güzel örneklerinden birinidir. "Beni affedin ama açık konuşacağım. Güzel yalanlar yardımcı olmaz fakat acı gerçekler şifalı olabilir. Batı ne çürük ne de yozlaşmıştır. 'Çürük batı" , komünist sistem bu öz yanılgının bedelini ağır ödedi. Batı çürük değildir. Batı güçlü, eğitimli, iyi organize olmuştur. Okulları bizimkilerden iyidir, şehirleri bizimkilerden temizdir. Batı 'da insan hakları seviyesi daha yüksektir, yoksul ve malullere yönelik sosyal hizmetler daha iyi organize olmuştur. Batılılar genellikle sorumluluk sahibi ve dakik insanlardır. Benim kendileriyle tecrübelerim böyledir. Gelişimlerinin karanlık taraflarını da biliyorum, bunu göz ardı etmiyorum.” ( Aliya İzzetbegoviç, Soğuk ve Acı Barış Günleri, Ketebe yayınları, s: 220)

Her kişi, parti, cemaat, örgüt bu düzlemde özeleştiri yapmalıdır. Özeleştiri, kişilerin ve kurumların kendilerini yenilemelerini sağlar. Sadece ötekileri suçlamak üzerimden giden bir değerlendirme kendi zaaflarımızla yüzleşmeyi engeller. Bu durum, sorunları görme konusunda ideolojik bir körlük yaratır.

Kemal Sayar’ın yerinde tespitiyle, “Başkalarının günahları bizi aziz yapmaz.”

Paylaş