metrika yandex

Ürdün’de Darbe Girişimleri

Prof. Dr. Enver ARPA

05.04.2021

Ortadoğu’nun yüzölçümü küçük, nüfusu az ancak jeopolitik konumu itibarıyle önemi yüksek ülkesi Ürdün Krallığı, bir önceki kral olan Hüseyin’in vefatının ardından sürekli darbe girişimleriyle gündeme gelmektedir. Basına yansıyan haberlerde Kral Hüseyin'in en büyük oğlu olan Ürdün Kralı II. Abdullah'ın kardeşi Prens Hamza bin Hüseyin ve beraberindeki 20 kişiyi 'ülkenin istikrarına tehdit oluşturdukları gerekçesiyle' gözaltına aldırdığı ifade edilmektedir. Ürdün Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Ahmed el-Huneyti, Hamza bin Hüseyin'in gözaltına alınmadığını ancak kendisinden ülkenin güvenliğine zarar verebilecek faaliyetlerini durdurmasının istendiğini ifade etse de bunun bir darbe hazırlığı olduğu hemen tüm basın organlarında ifade edilmiştir. Ürdün Başbakan Yardımcısı Eymen Safadi’nin yaptığı açıklama da bunu doğrular niteliktedir. Safadi, Prens Hamza’nın, bazı kişilerle birlikte, "ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan, dış güçlerle bağlantılı bir komploya karıştığını" ifade etmiştir. Komployla ilgili soruşturmanın uzun süredir devam ettiğini vurgulayan Safadi açıklamasında konunun yargıya havale edileceğini de dile getirmiştir. Safadi'ye göre Prens Hamza bin Hüseyin, aşiret liderlerini hükümete karşı seferber etmeye çalışmakla suçlanıyor.
 
 
Kral Hüseyin'in 1999 yılında Amerika’da görmekte olduğu kanser tedavisini 7 Şubatta yarıda keserek birkaç günlüğüne Amman'a dönmesi ve kardeşi Hasan'ı veliahtlıktan azlederek yerine büyük oğlu Abdullah'ı getirmesi, Murat Bardakçı’nın ifadesiyle Amman’ın başına bir veliaht sorununun çökmesine sebep olmuştur. Müteveffa Kral, Batı’dan aldığı desteğin yanısıra ülke içerisinde de takip ettiği denge siyasetiyle 47 yıl gibi rekor sayılabilecek bir süre iktidarda kalmayı başarmıştır. Hüseyin, iktidarı boyunca tahtına tehlike arzedebilecek tek kişi olan kardeşi Hasan’ı veliaht tayin ederek kontrol altında tutmayı başarmıştır. Ancak vefatından birkaç gün önce tedavi görmekte olduğu Amerika’dan dönerek prens Hasan’ı veliahtlıktan alması ve yerine oğlu II. Abdullah’ı tayin etmesi ülkede adeta taşları yerinden oynatmıştır. Kral Hüseyin’in bu tayinden bir hafta sonra vefat etmesi üzerine yerine geçen Kral II. Abdullah, kardeşi Hamza’yı veliaht tayin ederek amcası prens Hasan’ı gözetim altında tutmayı başarmıştır. Ancak II. Abdullah, prens Hasan ve çocuklarını gözetim altında tutmayı başarsa da kardeşi Veliaht Hamza’dan emin olamamıştır. 2004 yılına kadar veliahtlık görevinde bulunan Hamza’yı bu görevden azlederek yerine büyük oğlu 1994 doğumlu Prens Hüseyin’i getirmiştir.
 
Orduda üst düzey bir subay olarak görev yapmakta olan Prens Hamza, maruz kaldığı bu muameleyi içine sindirememiş olacak ki sürekli bir darbe hevesi içerisinde olmuştur. Bundan yaklaşık 4 yıl önce Amman’da yine Prens Hamza liderliğinde bir darbe girişiminin yaşandığı dilden dile dolaştı ancak bu haber basında fazla yer almadı. Bu girişimin bazı körfez ülkeleri tarafından desteklendiği idda edildiyse de bu gelişmeler basına fazla yansıtılmadan üzeri örtüldü. 30 Aralık 2017 tarihli Yeni Şafak gazetesinde geçen bir haberde Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın, Suudi Arabistan liderliğinde kendisine yönelik bir darbe girişimi olacağı şüphesiyle iki kardeşini ve kuzenini ordudaki görevlerinden alarak ev hapsine aldırdığı dile getirildi. Gazetede “İddiaya göre prens kardeşler ve kuzen Suudi Veliaht Prens Selman ve BAE Veliaht Prensi Zayed ile irtibata geçtikleri tespit edildi.” ifadelerine yer verildi. Bazı analistler tarafından Kral II. Abdullah’ın körfez ülkeleriyle arasını tümüyle bozmamak için bu olayın üzerine fazla gitmediği iddia edildi.
 
Ürdün Krallığı ailesi öteden beri ortaya koyduğu iktidar mücadeleleriyle bilinmektedir. Kral Hüseyin'in büyük dedesi “Şerif Hüseyin”, Sultan Abdülhamid'in iktidarı döneminde “Bağımsız bir Arap devleti kurup Araplar'ı tek bayrak altında toplama” hayaliyle İngilizlerle temasa geçtiği için İstanbul'a getirilip göz hapsine alınmıştır. Yıllarca İstanbul’da göz altında tutulan Hüseyin, Abdülhamid'i devirip iktidara gelen İttihadçılar tarafından akıl almaz bir şekilde “Emir” unvanıyla Mekke'ye gönderilmiştir.
 
Osmanlı imparatorluğunun I. Dünya Savaşı'nda yenilgiye uğraması ve zayıflamasıyla birlikte Şerif Hüseyin'in hevesi de yeniden canlanmaya başlamıştır. Nitekim, 9 Eylül 1916 yılında kendisini “Hicaz Kralı” ilân ederek isyan hareketi başlatmıştır. Şerif Hüseyin, 1924 yılında tahtını Suud ailesine bırakarak önce Kıbrıs’a ardından da Ürdün’e geçmek zorunda kalmıştır. Şerif Hüseyinin zeminini oluşturduğu Ürdün monarşisi ise 1921'de kurulmuştur. Mekke Şerifi olan Hüseyin'in oğlu I. Abdullah 1921-1946 tarihleri arasında Emir olarak anılmış ve Ürdün'ün bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte 25 Mayıs 1946'da ilk kez Kral unvanını almıştır. 1946 yılında ismi Ürdün Haşimi Krallığı olarak değiştirilen ülkeyi 1946-1951 yılları arasında I. Abdullah, 1951-1952 yıllarında ise Talal b. Abdullah idare etmiştir. Ardından iktidara gelen Hüseyin b. Talal ise ülkeyi 1999 yılına kadar yönetmiştir.
 
Ülkede yaşanan bu son darbe girişimi ididasıyla ilgili çeşitli senaryolar dile getiriliyor. Ürdün Başbakanı yardımcısı Safadi’nin yukarıda geçen iddiasında da ifade edildiği üzere Prens Hamza’nın ülkede kendisini bir alternatif haline getirmek için yoğun bir iç ve dış çaba içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Medyada geçen haberlerin büyük bölümünde bu hususa dikkat çekilmiştir. Prens Hamza’nın kabilelerle sık sık irtibat kurduğu, sosyal medya hesaplarında ülke yönetimini beceriksizlik ve yolsuzluk gibi suçlamalarla itham ettiği bilinmektedir. Kral II. Abdullah’ın tahtı artık oğlu Veliaht Hüseyin’e terketmeye hazırlandığı iddia edilmektedir. Prens Hamza’nın bu taht değişikliğinde devreye girme hevesinde olduğu ve bu amaçla muhalefetini güçlü bir şekilde ortaya koyduğu değerlendirilmektedir.
 
Bu darbe girişiminin dış bağlantıları konusunda ise körfez ülkeleri ilk akla gelen ülkelerdir. Katar’a uyguladıkları ambargo konusunda Ürdün Kralı II. Abdullah’tan istedikleri desteği bulamayan, bundan dolayı onu gözden çıkaran Körfez ülkelerinin bu girişimin arkasında yer aldığı da iddialar arasındadır. Tutuklama haberinin ardından BAE ve Suudi Arabistan tarafından yapılan Kral II. Abdullah’a destek açıklamalarının ise bu desteği perdelemeye yönelik bir çaba olduğu değerlendirilmektedir. Kral II. Abdullah’ın bu tutuklamalarla bu ülkelere bir mesaj verdiği yorumları da yapılmaktadır.
 
Bu girişimler bağlamında İsrail’in tutumu da ayrıca değerlendirilmelidir. Nitekim bazı yorumlarda bu girişimin İsrail istihbaratı tarafından haber verildiği dile getirilmektedir. İsrail’in Ürdün’de yaşanan her gelişmeyi dikkatle takip edeceği şüphesizdir. Zira bölgede en iyi ilişki kurabildiği ülkelerden birinin Ürdün olduğu bilinmektedir. Bu yüzden İsrail’in Ürdün’de bir istikrarsızlığa kayıtsız kalmayacağı ve kendisi açısından belirsiz olacak bir sürece razı olmayacağı değerlendirilmektedir. Başta AB ve ABD olmak üzere pek çok ülkenin bu girişime karşı Ürdün Krallığına destek açıklamasında bulunması umut verici bir gelişme olarak değerlendirilebilse de bunun daha çok işgalci İsrail’in güvenliğiyle ilgili konjonktürel bir tutum olduğu da bilinmektedir. Bununla birlikte bir darbe girişiminin bu denli geniş bir yelpazede rededilmesi sevindirici bir gelişme olarak kaydedilmelidir. Kaderin bir cilvesi olarak aynı güne denk gelen 103 emekli generalin darbe çağrışımı içeren açıklaması da bu bağlamda çöpe atılmayı hakeden bir açıklama olarak kabul görmelidir. Ancak ülkemizde hala bu hevese sahip bir kesimin bulunduğu esefle müşahede edilmektedir.
 
Prof. Dr. Enver ARPA
ASBÜ Bölge Çalışmaları Enstitüsü Müdürü
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş