Bir arkadaş grubu ile oturuyoruz. Öğle ezanı okundu. Bir tanesi 'hadin namazı kılalım" dedi. Bir diğeri ne acele ediyorsun, daha vakit var' diye cevap verdi. "Namazın efdali vaktinde kılınandır" dedi öteki. "İkindiye kadar namazın vaktidir" dedi diğeri.
İlk konuşan arkadaş, " hadise bile izah getiriyorsun, bir daha benimle konuşma" dedi ve kapıya yöneldi.
Onlardan yaş olarak daha büyük olmamın avantajı ile çıkmasına engel oldum. Esas olan namazın kılınması. Sen hemen kıl, öbür arkadaş ikindiye yakın kılsın, bunda ihtilaf konusu olacak, hatta arkadaşına tepki gösterecek, küsecek ne var dedim. Tartışma biraz daha sürse de orta yolu bulduk sonunda.
Ama tahammülsüzlük üzerine konuşmak gerekiyor. Esasa müessir olmayan basit bir ayrıntıda bile farklı bakmaya/ anlamaya neden tepkilerimiz sert?
Bu tahammülsüzlük, insanlar hakkında tek bir düşünce veya davranışı üzerinden hüküm kurma gibi olumsuzluklara zemin hazırladığı gibi birlikteliği de zedeliyor. Oysa emredilen "Allah'ın ipine toptan sarılmak"tır.
Tarihimizde Hz. Aişe ile Hz. Ali arasında yaşanan bir Cemel Savaşı vardır malum.
Bir tarafta annemiz karşı tarafta ehli beytten İslâmın kılıcı kahramanımız. Savaşıyorlar, iki taraftan da insanlar ölüyor. Hz. Aişe' nin devesinin etrafına savaş çok şiddetli oluyor. Ama tam ilginçlik burada, Hz. Aişe'yi Hz. Ali kurtarıyor. Savaştığı insanı kurtarıp yanına muhafızlar verip evine gönderiyor. Giderken Hz. Aişe'ye ağzına geleni söyler beklentisiyle Hz. Ali hakkında soruyorlar. Hz. Aişe, beklentileri boşa çıkarıyor, "biz bir aileyiz, her ailede kavgalar olur" diyor. Savaşı düşmanlığa dönüştürmemenin mümkün olabileceğinin örneğini ortaya koyuyor.
Kimin haklı olduğu tartışmaları yapıp hatta savunduğunuz tarafa göre ihtilaflar üretmek bir yöntem olabilir ama yıpratıcı bir yöntemidir. Savaştığı insanı bile aileden görüp kurtaracak tahammül ise olması gereken, birleştirip yol açacak olan.
Benzer bir durumu Hz. Osman ile Hz. Ebu Zer arasında görürüz.
Hz. Osman, Hz. Ebu Zer"i hem Rebeze' ye sürgüne gönderir hem de yanına koruma verip ihtiyaçlarını karşılar. Ve her ikisi de birbirleri hakkında olumsuz cümleler kurmazlar.
Bizler de, gönlümüz Ebu Zer'den yana olsa, Hz. Osman'ın haksız olduğunu düşünsek dahi, onların birbirlerine gösterdiği tahammülü gösterip Ebu Zer'i sevmeye, Osman'a saygı göstermeye devam etsek en doğrusunu yapmış olmaz mıyız?
Başa dönersek, basit ayrıntılardan bile ihtilaflar çıkarmak yerine, tahammülsüzlüklere bile tahammül gösterecek bir duruşu yakalamak zorunluluğumuz var. Yoksa şeytan ve dostları bizim ihtilaflarımızdan ve birbirimize tahammülsüzlüklerimizden çok mutlu oluyorlardır.
Tahammül, hem nefsi hem şeytanı yenmek için zor ama doğru bir yöntemidir.
40 günün gösterdiği gerçek I Hamza Er
09.04.2026
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Eleştiri ve Ahlak YUSUF YAVUZYILMAZ 11.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026