metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

İÇİMİZDEKİ SESSİZ VE ÖLÜMCÜL TEHLİKE KRONİK İNFLAMASYON

ÜMİT YURTKURAN
20.10.2018

KRONİK İNFLAMASYON BELİRTİLERİ

İÇİMİZDEKİ SESSİZ VE ÖLÜMCÜL TEHLİKE KRONİK İNFLAMASYON

Çok eski çağlardan beri bilinen inflamasyon  (enflamasyon), yangı veya “İltihaplanma” vücudumuzda her hangi bir şekilde meydana gelen tahrişe, ezilmeye, doku yaralanmasına, bakteriler veya virüsler gibi hastalık yapıcı bulaşıcı organizmalara veya yabancı maddelere (antijenlere) karşı “tüm vücudumuzun korunması,” hasarlı bölgenin izole edilmesi, iyileştirilmesi ve ortaya çıkacak enkazın temizlenmesi için “bağışıklık sistemimizin verdiği normal bir reaksiyondur.”

Vücudumuzun herhangi bir yerine darbe aldığımızda, bileğimiz burkulduğunda,  elimiz yandığında, bir yerimiz kesildiğinde veya herhangi bir yerimize bir cisim battığında hissettiğimiz ağrı, sıcaklık, kızarma, şişme ve iltihaplanma gibi göstergeler (akut inflamasyon belirtileri) vücudumuzun başlattığı inflamasyon sürecinin göstergeleridir.

Yani bağışıklık sistemi kontrolü altında gerçekleşen inflamasyon gayet doğal hissedilebilir, iyileştirici ve hayat kurtarıcıdır. Ancak bu olay süreklilik kazandığında yani kronikleştiğinde son derece tehlikelidir ve pek çok soruna yol açar. Aşırı kilo dahil dejeneratif ya da kronik denilen tüm hastalıklardaki en etken faktörlerden birisidir ve daha pek çok hastalığın patolojik temelini oluşturmaktadır.

“Kronik inflamasyonun en kötü tarafı hiçbir belirti göstermeden sinsi bir şekilde (beslenme ve yaşam tarzımıza göre) aylarca hatta yıllarca vücudumuza zarar veren bir süreç olarak devam etmesidir.”

Bugün artık biliyoruz ki kronik inflamasyon vücudun içerisinde gelişen ve bağışıklık sisteminin söndürmeye çalıştığı büyük bir yangın gibidir. Bu yangını söndürmeye uğraşan bağışıklık sistemi zaman içerisinde hem güç hem malzeme kaybettiğinden vücudumuzun savunması zayıflayarak tüm hastalıklara karşı açık hale gelir.

Günümüzde hastalıkların bu kadar hızla çoğalması ve çeşitlenmesinin en önemli sebeplerinden birisi de kronik inflamasyon nedeniyle bağışıklık sisteminin zayıflamasıdır.

KRONİK İNFLAMASYONUN NEDENLERİ

Kronik enflamasyona neden olan biyokimyasal süreçler henüz tam olarak anlaşılmamış olsa da, bilinen en önemli nedenleri; inflamasyona sebep olabilecek nitelikte  proinflamatuar  beslenme tarzı, çevresel faktörler (özellikle toksinler), yaşam tarzı tercihleri ve hormonal etkenler gibi birçok faktöre bağlı olarak bağışıklık sistemimizin zayıflamasıdır.

Birçok bilim insanına göre modern beslenme ve hayat tarzı kronik inflamasyonu tetikleyen en önemli faktörlerden birisidir. Çünkü modern hayat tarzı gereği kullandığımız pek çok araç gereç ile günlük öğünlerde yediğimiz içtiğimiz pek çok şey proinflamatuar etkiye sahiptir.

Karbonhidrat ya da protein ağırlıklı tatlı veya tuzlu rafine edilmiş tüm fabrikasyon ürünler ve abur cubur atıştırmalıkların tamamı proinflamatuar kimyasallar açısından zengin, inflamasyonu önlemeye ve kontrol etmeye yardımcı olacak mikro gıdalar açısından yetersiz yiyeceklerdir.

Bağışıklık sistemi düzgün çalışan sağlıklı bir vücutta, yeterli miktarda antioksidan rezervleri bulunduğu için inflamasyon sürekli kontrol altında tutulur. Vücudumuzun her hangi bir yerinde inflamasyon başladığı anda antioksidanlarla dengelenip bağışıklık sistemimiz tarafından doğal sürecinde yok edilir.

Ancak antioksidan rezervlerinin yetersizleşmesi veya bağışıklık sistemimizin her hangi bir nedenle zayıflaması sonucunda, lenf hücrelerimizin kimyasal silahlarının bazıları da kronik inflamasyonu tetikleyecek hale gelebilir.

*İnflamasyonu kronik hale getiren en önemli etkenlerden birisi “İnflamatuar sitokinlerdir”. İnflamasyonla birlikte salınmaya başlayan ve vücudumuza zarar verici kimyasal özellikleri olan “Sitokinler” pek çok kronik veya dejeneratif hastalığa neden olabilirler. Örnek olarak kalp ve damar hastalıkları, iltihabi sindirim sistemi hastalıkları, iltihabi eklem romatizmaları (artrit), metabolik hastalıklar, yüksek tansiyon, Alzheimer, Parkinson, astım, bronşit, diyabet ve kanser gibi hastalıkları sayabiliriz.

*İnflamasyonun kronik hale getiren en önemli etkenlerden birisi de “Serbest radikallerdir”. Normal şartlarda bir serbest radikal ortaya çıktığında, bağışıklık sistemi tarafından hemen yok edilir. Ancak kronik inflamasyon serbest radikallerin kontrolden çıkmış bir yangın gibi vücudumuzda sürekli çoğalmasına neden olur.

Serbest radikaller; solunum ve sindirim gibi doğal vücut fonksiyonları neticesinde ortaya çıkan, bir elektronunu kaybetmiş yüksek enerjili reaktif oksijen molekülleridir. Elektronlar çift hareket ettiklerinden, bir serbest radikal sürekli bir başka molekülden elektron çalma peşindedir. Elektron çaldıktan sonra ilk serbest radikal nötrleşir.

Ancak bu işlem gerçekleştiğinde zincirleme kimyasal bir reaksiyon başlayabilir.  Çünkü bir elektronu serbest radikal tarafından çalınan molekülün yapısı bozulup elektronu yine tek başına kaldığı için ortaya son derece aktif yeni bir serbest radikal çıkar. Bu molekül de başka bir molekülden elektron çalarak onun yapısını bozar ve o molekülü serbest radikale dönüştürür.Bu şekilde sürekli çoğalan serbest radikaller İnflamatuar sürecini kesintisiz devam ettiren, zararlı ve yıkıcı bir zincirleme kimyasal reaksiyona neden olurlar.

Bu reaksiyonlar sonucu sayıları hızla artan serbest radikaller vücudumuzun antioksidan savunma sistemlerini bastırır, sağlıklı hücre ve dokulara zarar vererek DNA yapısını bozar. Netice de bronşit, astım, kalp ve damar hastalıkları, kanser, diyabet, osteoporoz, romatizma, alzheimer, parkinson, enfeksiyonel hastalıklar ve aşırı kilo gibi pek çok rahatsızlıklara neden olurlar.

*Kronik inflamasyon insülin direncini artırarak kandaki insülin seviyesinin sürekli yüksek olmasına neden olur. Yüksek insülin seviyeleri ise daha çok serbest radikallerin ortaya çıkmasına neden olur. Eğer proinflamatuar gıdalarla beslenme şekli terkedilip, antioksidan gıda alımı artırılarak bağışıklık sistemi güçlendirilip kronik inflamasyon ortadan kaldırılmazsa, kilo almak kolaylaşırken zayıflamak zorlaşır. (insülinle ilgili bölümü inceleyin)

*Kronik inflamasyon aynı zamanda leptin direncine neden olarak da kilo almayı kolaylaştırır. Leptin iştahı düzenleyen, kendinizi tok hissetmenize yardımcı olan, karbonhidrat aşermelerinizi dizginleyen, hücrelere yağ depolamasını veya yağı bırakmasını söyleyen çok önemli bir hormondur. (sindirim sisteminde detaylı bilgi bulabilirsiniz)

Kronik inflamasyon leptin direncine neden olduğunda, leptin hormonunun iştah ve kilo kontrolü sinyalleri gönderme becerisini sekteye uğratarak yağın yakılması gerekirken depolanmasına neden olur. Netice de daha çok inflamasyon ve daha çok leptin direncinin geliştiği kısır bir döngü ortaya çıkar. Bu kısır döngü ise daha çok leptin direncine, daha çok yağ depolanmasına ve daha çok inflamasyona neden olur.

Hangi nedenle olursa olsun, vücudumuz bir kez kronik inflamasyona hazır hale geldiğinde “içimizdeki sessiz yangını başlatmak için” tek bir kıvılcım dahi yeterli olabilmektedir.

“Bu kıvılcım” çoğunlukla, alkol –  sigara gibi toksinler, stres, yıkıcı duygu ve düşünceler, alerjik reaksiyonlar, uykusuzluk, aşırı bedensel yorgunluk, gıda duyarlılıkları veya herhangi bir şekilde oluşan basit bir enfeksiyon gibi nedenlerle ortaya çıkabilmektedir.

Bu durumu tersine çevirebilmek ise tamamen kendi elimizdedir. En basit yolu öncelikle kronik inflamasyon sebeplerini ortadan kaldırarak, bağışıklık sistemimizi güçlendirecek yaşam tarzına ve antioksidan ağırlıklı beslenme düzenine geçmektir.

KRONİK İNFLAMASYON BELİRTİLERİ

Günümüzde vücudumuzdaki inflamasyon düzeyi C – reaktif protein (CRP) gibi iltihap göstergelerinin kanda ölçülmesiyle belirlenmeye çalışılıyor. Ancak bu ölçümlerin sonucu kesin olarak göstermesi mümkün değildir. Çünkü inflamasyon vücudumuzun herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda ve herhangi bir nedenle ortaya çıkabilmektedir ve akut enfeksiyonlar dışındakilerin de bariz bir göstergesi yoktur.

Bu nedenle yaptırdığınız pek çok kan tahlillerinde kronik inflamasyon tespit edilememektedir. Tüm kan değerleriniz normal, tahlil sonuçlarınız temiz dediklerinde bile kronik inflamasyonıunuz var ve içinizde sessiz sedasız birçok hastalığa zemin hazırlamak için var gücüyle çalışıyor olabilmektedir.

Eğer aşağıda saydığım alışkanlıklar ve problemlerden bir ya da birkaçı sizde varsa:

*Alkol ya da sigara kullanıyorsanız.

*Şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklere düşkünlüğünüz fazla ise.

*Kendinizi sürekli aç gibi hissediyorsanız.

*Hijyen adına çamaşır suyu ve deterjanlarla gereğinden çok fazla muhatap oluyorsanız.

*Uyku düzeniniz bozuksa.

*Sabahları yorgun uyanıyorsanız.

*Zihin dağınıklığı yaşıyor odaklanma problemi çekiyorsanız.

*Vaktinizin çoğunu kapalı alanlarda geçiriyorsanız.

*Sürekli sinirli ve stresli bir yaşam tarzınız varsa.

*Fiziksel aktivite imkanınız yoksa veya fiziksel aktivitelerden sonra kendinizi yorgun hissediyorsanız.

*Azaltamadığınız kilo problemleriniz varsa

*Sık sık kabızlık ya da ishal problemleri yaşıyorsanız.

*Tırnaklarınızda çatlaklar oluşmaya başlamışsa.

*Diş eti kanamalarınız varsa.

*Sık sık soğuk algınlığına yakalanıp grip oluyorsanız.

Acil olarak hayat tarzınızı ve beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirmeniz gerekiyor demektir. Yoksa kısa veya uzun bir süre sonra çok ciddi bir hastalığın ya da hastalıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Ancak tekrar hatırlatmakta fayda görerek diyorum ki hayatınızda ve beslenme tarzınızda yapacağınız çok basit değişikliler “sessiz ve ölümcül bir tehlike” olan “kronik inflamasyondan” sizi koruyacaktır.

KRONİK İNFLAMASYONA KARŞI YAPABİLECEKLERİMİZ                    

*Bağışıklık sisteminizi güçlü tutmanız ve zayıflatmamanız için gerekenleri yapın. (Bağışıklık sistemi ile ilgili bölümü inceleyin.)

*Pek çok anti inflamatuar (iltihapla savaşan) vitaminler, mineraller ve fito nutrientler içeren (canlı) taze meyve ve sebzelerden özellikle koyu renkli olanlarından mevsinde olmasına özen göstererek bolca tüketin.

*Fabrikasyon gıda takviyeleri yerine anti inflamatuar canlı (çiğ) fındık, yer fıstığı, badem, ceviz gibi kuruyemişler tüketin.

*Kilo almamaya çalışın. Özellikle karın ve kalça bölgelerinde ki yağ hücreleri pro inflamatuardır.

*Şeker ve şekerli ürünleri, rafine tuzu, pastörize süt ve pastörize süt ürünlerini, işlenmiş buğdaydan yapılan hamur işlerini ve trans yağları hayatınızdan çıkarın. Bunların tamamı da pro inflamatuar gıda maddeleridir.

*Hayvansal proteinleri büyük ölçüde azaltın. Özellikle bol miktar da ilaç ve hormon kullanılarak kapalı alanlarda yetiştirilen hayvanlardan elde edilen fabrikasyon ürünleri tüketmeyin.

*Mümkün olduğu kadar daha az işlenmiş gıda tüketmeye çalışın. (Beslenme bölümünü inceleyin)

*İçki, sigara ve diğer toksinleri hayatınızdan olabildiğince çıkarın. (Toksinler bölümünü inceleyin)

*Margarinler gibi Proinflamatuar yapay yağlar yerine, omega – 3 yağ asidi ihtiva eden anti inflamatuar tereyağı, sıkma zeytinyağı, susam yağı, keten tohumu yağı veya Hindistan cevizi yağı gibi doğal yağları tüketmeye çalışın.

*Glisemik indeksi yüksek karbonhidratlar tüketmeden kaynaklanan hızlı kan şekeri yükselmelerini önleyin. (Glisemik indeksle ilgili bahsi inceleyin)

*Kafanızdan kötü duygu ve düşünceleri uzaklaştırın. Kafanızı iyi ve olumlu işler için kullanın. (Duygu ve düşünceyle ilgili bölümü inceleyin.)

*Stres kaynaklarınızı azaltın veya stres yönetimini öğrenin. (Stresle ilgili bahsi inceleyin)

*Patojen bakteri veya virüslere bağlı olarak gelişebilecek kronik enfeksiyonlara engel olmaya çalışın.

*Düzenli fiziksel aktivite yapmaya çalışın. En azından düzenli yürüyüşleri alışkanlık haline getirin. (Fiziksel aktivite ile ilgili bahsi inceleyin)

*Düzenli uyumaya çalışın. Uykusuzluğun inflamatuvar göstergelerini %40 ila 60 oranında artırdığı tespit edilmiştir. (Uyku ile ilgili bahsi inceleyin)

*Düzenli olarak güneş ışığından yararlanmaya çalışın. (Güneş ışığıyla ilgili bahsi inceleyin)

*Kısaca 29 Ekim’de yayınlanacak olan kitabımızı baştan sona “bir gurme titizliğiyle” okuyun ve uygulamaya çalışın!

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş