SONRA DAYI…

         

genelde koyu takım elbise giyerlerdi,
yürürken ellerinde her zaman salladıkları tesbihleri vardı…
ağızlarında sigarası eksik olmayan
saçları üç numaraya vurulmuş
okulun benzer bilinen tipleriydi işte.
sınıf kapısını hızla açtı ve
boğazını yırtarcasına

'dikkat’ çekti.

öyle demeyin, o yıllarda
saçın üç numaraya vurulmuş hali
sokak olaylarında polisin İçeriye aldığı ve
emniyette o gece  bir araba dayağın yendiği belirtisidir ve
kıymetli hatırası vardır dava için.
gelince sabah okula raconu farkedilirdi.

ah! o yürüyüşler var ya...

ha nerde kalmıştık,
işte sınıf kapısında  'dikkat' çekilince
birazdan, kısa boylu, koyu takım elbiseli,
her haliyle ağır abi olan, yani okul başkanı, reis diyorlar,
dersin ortasında sınıfa girer
dersin öğretmeni
kürsü arkasına geçer olan bitenin farkında
ve kabul etmiş ruh haliyle olanı seyrederdi...
okul başkanı ki reistir o,
kendini ayakta bekleyen sınıfa en sert yüz ve vücut diliyle göz gezdirirken
bir kere dahi
kenara çekilen öğretmene bakmazdı.
sen de kimsin pozları.
 
sonra, sınıfın ülkücü başkanı en arka sıradan koşarak reisin yanına geçer,
ceketini düğmelerini ilikleme telaşı ve saygısı gelir gözler önüne.
tembel bir oğlandır
hem tembel, hem de sınıf başkanıdır
bir de ceketinin kanadından silahın kabzasını göstermesi yok mu! beni ifrit ederdi.

O ara reis konuşurken benim için önemli olan
ayakta bekletilmem nedeniyle
yüzüne karşı içimden
bildiğim tüm küfürleri etmem için yeterli sebepti...

bir de komünistler vardır.
şehrin başka mahallesini, başka okulları ellerinde tutan.
şehirlerin,
şehir içinde mahallelerin sol, sağ diye ayrıştığı
yani kurtarılan
evet
kurtarılan mahalleler. tam da söylenen buydu işte...  ah!

Yıl 1980, mevsimlerden sonbahar
lisedeyiz, sanat okulunda…
ülkenin dört yanında gençlerin birbirini kıyı köşede vurduğu
her gün 25 gencin öldürüldüğü,
anaların yüreklerine ateşlerin düştüğü yıllar.
valla hep gariban bizim çocuklar işte...

"olgunlaşınca'
ki öyle diyordu darbeci general

12 eylül sabahı gün doğmadan
rap rap rap.
sonra.
sonrası yok…

mamak zindanı avlusunu şarkılar inletir
yaylalar yaylalar…

hadi biraz daha anlaşılır olsun dediğim

yakın zamanda hendek günlerinde ülkenin doğu bölgesinde,
ha! evet kürdistan diyorlar ya.
ulus devlet olmazdan önceki bölgenin adı  
kürt kardeşlerimizin yaşadığı yerler işte
evet, o bölgede
mahallenin çarçakalı kendi sokaklarına
hendek kazdılar ve devrim mahkemeleri kurdular.
ayaklarında mekap ayakkabılar vardı.
yarın kanton sonra devlet oluyoruz mırıldamalar falan işte... biliyorsunuz.

sonra,
sonrası yok

üzerlerine toki yapıldı…

hadi biraz sabır,
şunu da dinleyin;

suriye'de arap baharı sonrası olan
iç savaş sırasında dünyanın her yerinden binlerce yabancı savaşçı
kızı kızanıyla  adeta dünyanın gözü önünde batı dünyasının elbirliğiyle savaşmak için Suriye’ye taşındı ya!

resul'un  siyah sancakları  sallanırken
şehrin meydanlarında
köle pazarları kurulmuştu modern zamanlarda
adında İslam olan bir gecekondu devlet işte…
sakallı, cübbeli en takva simalar görüntüsünde
sokak aralarında şeriat adına tek bildiklerini yaptılar;
suçlu bildikleri, kendinden olmayan müslümanları
kimin verdiği malum olan emanet silahlarla recm ettiler. daha ilginci,
bir kurşun dahi ne abd’ye ne israil'e ne de esad'a atılmamışken hem de...
dünyada Işid otobüsüne binecek örgüt üyesi kalmayınca…
sonra,
sonrası yok

insansız uçaklar kalkar bölgeye ve tonluk bombalar taşırken…


"yeğen,
devlet bazen ölü takliti yapar
zannedersin ki devlet  çöktü
şımardıkça şımarırsın,
sonra üzerine birden bir ağırlık çöker"

peki ya sonra dayı ne olur?

"sonrası yok yeğen...
yok…"

öyle diyordu ya
ramiz dayı


ey yolcu

"bir topluluk nefislerine olanı değiştirmedikce Allah onları değiştirmez."
sünnetullah işte...
anla.

önce
biz örgüt değiliz ki, gizli saklı işlerimiz olsun...
biz hidayet olana çağırıyoruz…

kurumları, düzenleri değiştirmek istiyorsan
insandan başla değişime...

zor mu ?
valla çok zor...


gücün,
iman ettiğin inançlarında.

değişim
toplumsal kabuldedir

kasma kendini.
dolduruşa gelme...
aceleye gelmez bu değişim işleri

ey yolcu

biz devirmek için değil
inşaa etmek,
ıslah etmek için yoldayız.

ikna etmek işte...
kimseyi zorla yola düşürme.
bu yola gönüllü olanlar çıkar.
kalan kalsın.
Zorlama...

zor kısmı sonra anlatırım
belki...

 

Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır. Her hakkı okuyucuya aittir.

 

Paylaş