my body my decision

feminist kesim “benim bedenim benim kararım, kime ne?” diyorlar ya! 
bedenleri onlarınmış!
kimse karışamazmış, diledikleri gibi hayvani duygularını, cinselliklerini diyorum işte  tatmin edebilirler veya rahimde olanları kürtaj yaparak öldürebilirlermiş!

ne tanrı ne bilinen kutsal veya toplumun yüzyıllardır öğretisi, 
yerleşik kuralları onlara geçmezmiş, çünkü bedenleri onlarınmış!

hadi oradan ahlaksız varlık! 
Allah'ın yaratıcılığına haydi inanmıyorsun tamam anladık gavursun! 
ama senin varlığın bile anne babanın anlık şehvetinin eseri
dahası “benim dediğin bedenine” söz bile geçiremiyorsun 
çünkü senin değil, öleceksin…
sonra toprağa karışacak gübre olacak hayvanlara vitamin olacaksın
ve…

dahası var mı? var elbette dost 
bu sapıklar böyle de başka sahiplikler konusunda çok zaman 
sanki farkında olmadan kalabalıklar gibi benzer refleksler gösteriyoruz,
hem de müslümanlar olarak. 

hele şu bizim sahiplendiklerimizi  bi konuşsak diyordum:

daha 2 yaşındaki bebek bile elindeki oyuncağına sahiplenmesi ve 
diğer çocuklardan kıskanması ileride olacak olanın habercisidir.
ölünceye kadar insanoğlunun sahiplendiği çeşitlenir ve bu tutku artarak çoğalır. 

evi, katı, arabası, malı, mülkü, 
tapusu üzerimde dediği ne varsa işte 
sonra, eşi, çocukları, dostları insan olarak sahiplendiklerinin bir çeşididir
boyu, posu, güzelliği, sosyal sınıfı, işi, makamı, koltuğu 
dini, cemaati, meşrebi, mezhebi bilirsiniz sahiplendiklerinin en kıymetlisidir.

dost insanoğlunun en önemli telaşı neyse, 
imtihan da oradan çok gelir ve önemli olur 
bunlardan birisi de sahip olduklarımızla ilgili kısımdır. 

onun için müslüman aklının yeniden inşasının en önemli kısımlardan biri 
bence mülke bakış açısıdır

bu diğer dünyalılardan ayırt edildiğimiz kısımların başında gelir 
hem kazanma hem de harcama anlayışı çok farklıdır müslüman aklında
bunu oluşturan aziz kitabın  
“göklerin ve yerin mülkünün sahibi Allah” olduğu öğretisidir.
bu vurgunun kuran’da istisnası yoktur.
bu kesin inanç akılda gönülde yer etmişse eğer 
hayata olan aksetmesi devasıdır ve elbette yansıması farklı olacaktır
“biz de çalışıyoruz, herhalde biraz, azıcık olsa da  mülkün sahipliği biz kulların olur herhalde canım” anlayışı kabul edilmez.

aziz kitap “mülkün sahibi Allah” olduğunu öğretirken 
esasında şunu işliyor insan gönlüne;
mülk ne varsa Allah'ındır sen ey kul sadece emanetçisin.
sahibi görünmek emanetçiliğe engel değildir. 
kişinin belli bir zaman aralığında, onu da Allah belirliyor ve kuluna verdiği ve tamamen bir imtihan sebebi olan ne varsa geri alınacak demektir.
alınacak olan ama mutlaka alınacak olan mutlak sahiplik içermez.

kişinin kendisine emanet olarak verilenin, kendi mülkü gibi bakmaya başladığı an 
ah ki ah! 
“sahip olma’’ level atlamış artık “ait olmak’’ sınıfına geçmiştir. 
o zaman işte
mesela, makama sahip olmaz, makama ait olur insan 
bir mezhebe sahip olmaz, bir mezhebe ait olur insan 
pratik sonucu mezhepçi olursunuz ve din sahibi olmanın önüne geçer
farklı mezhepleri düşman bile bellersiniz

hatta din sahibiyiz ama dinin sahibi değiliz. 
dinin sahibi Allah tır. kendini dinin sahibi zannedenlerin en tipik olanı 
selefi tekfircilerdir...

öyle önemlidir ki bu fark 
ait olmak, ait olduklarımıza köleliktir
.
ökkeş müsadenle dedi sözü aldı ve;
sahi dost sahip olduklarımız içinde 
ait olmuşluğumuz var mıdır? 
bir test etsek diyordum 
nasıl mı? 
nasıl kazanıyor veya harcıyorsun ve bunu kime soruyorsun, cevabı orada, 
bence önemli… 
dedi sonra 

مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذ۪ينَ صَبَرُٓوا اَجْرَهُمْ
بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

sizde olanlar tükenir ama, Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. sabredenlere ecirlerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.

okudu ve sustu… 


paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!

Paylaş