metrika yandex
  • $19.19
  • 20.82
  • GA1200

Pencereleri Kapatabiliyor Muyuz?

KADİR ÇİÇEK

12.08.2022

 

İnsanın düşüncesi onun evi nispetindedir. Eve benzetilme sebebi elbette ki insanı koruyan niteliğe sahip oluşudur. İnsan, sağlam zeminler üzerine inşa ettiği düşüncesi sayesinde var oluşunu ortaya koyabilecek iradeyi elde eder. Bir düşünce saldırıya uğradığı zaman aslında iç dünyayı muhafaza eden ev saldırıya uğrar.

Ev gizliliğin ve özelin alanıdır. Mahremiyete dair merkezdir. İnsan hayatının güvenli sınırıdır. Ev, bir taraftan ömrün verimli tarlası, bir taraftan korunaklı limandır. Lümpenleşen zihin, evi yabancının uğrak alanına çeviren saldırılar karşısında sinik görüntüye sahiptir. Sağlam temeller üzerine yükselen bir bilinç ise evini yabancının, değil saldırısına, bakışlarına bile teslim etmekten imtina eder.

Ev, evvela okul sonra ailedir. Kişi evin sınırlarına riayet ettiği oranda kimliğini muhafaza eder. Sınırları ihlal eden anlayışı benimsediği vakit, değerlerini oluşturan motiflerin katili olduğunu ilan etmiş olur. İnsan, evin mahremiyetinden fikrin olgun olanını çıkarabilecek donanıma sahiptir. Fikir evini küflenmiş söylemlerden, temelsiz yargılardan koruyabilen insanın dünyaya söyleyeceği çok şeyi vardır. Ancak bu noktada şunu bilmesi gerekir ki; sağlam bir evin duvarlarını sağlamlaştıran şey değerler ve sıkı sıkıya korunmuş normlardır. Değerlerin ciddiyetten soyutlandığı durumlarda idrak etme durumu sekteye uğrar. Hayata dönük eylemselliğini normlarla şekillendirmeyen bir zihin, aydınlığı göremeyecek kadar körleşir.

Evin içi çürümeye başladığında, aile  yıkılmaya yüz tutar. Evdeki çürüme, ithal fikir ve yozlaşmış yaşantıların görüntülerle birlikte eve daveti ile başlar. İzlenenler normalleşme sürecini aşarak insan zihni ve yaşantısında örneklik teşkil etme aşamasına geçer. Karşı konulmayan mesaj veya düşünceler, zamanla değerlerin etkililiğini zayıflatır. Böylece insanı kontrol altında tutan normların işgale açık hale gelmesi kolaylaşır. İnsan saldırılardan korunaklı yerlerde bulunarak korunabilir. Bu alanları terk ettiği zaman yenilmesi kaçınılmazdır. Ailenin korunması öncelikle evlerin korunması ile mümkündür. Evin içi işgale uğrarsa zihinler,  bir süre sonra bu işgali kanıksamaya başlar.

Modern dünyada insanlar, kendi işgal kapılarını kendileri açmakta. Adeta anlamlılığı evden ihraç ederek kendi yapısına tamamen yabancı olan yaşayış tarzlarını davet yoluyla ithal etme çabası vermektedir. Evlerine davet ettikleri çeşitli etkenleri özne konumuna çıkararak kendilerini pasifize eder duruma düşürmektedirler. Yönlendirici boyutunu terk ederek yönlendirilen varlık halini almakta. Bir taraftan yaşantısında var olan değerlerden kopamamak ve o değerlerin izini taşımak; diğer yandan yabancılaşmaya var gücüyle koşmak... Bu, onu dağınık ve karmaşık yaşantılar sürdürmeye iten durumdur.  Bu durum yenilgilerin kolaylaşması ve kişinin direncini kırmasına neden olmakta.

Evin en güzel motiflerinden biri penceredir. Pencere evin ışık ve hava almasını sağlayan, hayata açılan bir bölümdür. Daha da önemlisi pencere, bir yandan evin dış dünyaya açılan kapısı, diğer yandan dış dünyayı evin mahrem alanından mahrum bırakan özelin alanıdır. Dışardakinin içeriye müdahale etme girişimini önleyici etkendir. Penceresi olmayan yerler ölüme açılan mekânlardır. Ancak işin daha vahim boyutu, penceresi olan yerlerde amacı dışında kullanılan bir pencerenin olmasıdır. Teknolojik yaşantının yumuşak buyrukları altında ve gönüllü bir şekilde evlerimizi "dışa" karşı cömertçe açtığımız yerler de pencerelerimizdir. Yabancının izin almaksızın, koruyucu durumdaki evlerimizin perdeyle örtülmüş yerlerinden sadece bir "tuşa" tıklayarak içeri girmesi artık rahatsızlık veren bir durum olmaktan çıkmış durumda. Öyle ki işten dönüşte, evimizde bir yabancı veya bir hırsız gördüğümüzde verdiğimiz tepkiyi, sanal dünyayı içeri davet ettiğimiz evlerimizde görmekten memnuniyet duyuyoruz. Yeter ki beğensinler ve durmadan bizden bahsetsinler. Paylaştığımız bir fotoğrafa iştahla baksınlar hiç sorun değil! Yeter ki yorum, paylaşım ve beğeni sayısı fazla olsun! Asıl meselenin, evdeki pencereyi mi, yoksa elimizin altında bulunan ekranlardaki derin uzantıları olan ve sınırsız boşluğa çeken pencereleri kapatmak mı olduğunu insan iyi idrak etmeli.

Gerçekten pencereleri kapatabilme iradesi ortaya koyuyor muyuz?

Günümüzde insanlar pencerelerini gönüllü bir şekilde dışarıya dönük açıyorlar. İnsan, mahrem alanını işgale bu şekilde açar. Böylece kimliksiz kişilikler süratle üremeye başlar. Buna gönüllü teşhircilik de denilebilir. Direnmenin olmadığı ve yıkık fikirlerin barındığı alanlardır buralar. Günümüz insanı, sergilemekten haz alması, onu özel yaşamın anahtarını kaybettiğinin farkına varamayacak kadar dalgın hale sokmuştur.  Aslında bu durum onun çok da umurunda değildir. Çünkü o, yurdundan önce bilincini işgale açmış ve bu mücadeleden büyük bir hezimetle çıkmıştır. Pencerelerimiz sonuna kadar açık ve yabancı olanların ilgisini çekecek nitelikteki süslemelerle kaplıdır.

Önemini yitirecek derecede varlıksal niteliğini kaybetmiş ve solgun ömür içinde değersizleşmiş yaşantımızı rotasız bırakmak bizim hezimetimizdir. Çünkü önemin insanlar nezdindeki anlamı kaybolmuştur. Yabancıyı gizil dünyamızdan mahrum edecek iradeden yoksunluk, bizi her geçen gün tutsaklığa, yokluğa, yokuşa, sürgüne yaklaştırmakta. Biz kendi kendimizi esarete mahkum eden varlıklarız. Kusursuz yaşantıdan, boşluklarla örülü yaşantılara hicret etmeyi hüner sayan insanlarız. Değerlerimiz hiç bu kadar yetim kalmadı, sahip olduğumuz fikirlere hiç bu kadar ihanet edilmedi. Sinik, silik, ezik yaşamayı hüner sanan düşüncelerle bir ömür tüketmekle meşgulüz.

Her akşam etkileyici hikâyelerle karşımıza çıkan dizi filmlerle birlikte, aile kavramımızın zehirlendiğinin farkına varamıyoruz. Sürekli bir kargaşa, giderek büyüyen bir yozlaşma, yoksulu hor görecek üstten bakışlar, suçun kahramanlığını zihinlere kazıyan dehşet görüntüleri, zihinlerde uyanmayı erteleyen uyuşturucu nitelikli mesajlar... Bütün bu durumlar artık hayatımızın bir gerçeğini oluşturacak şekilde varlığını ortaya koymakta. Yanı başımızda gerçekleştiği takdirde büyük bir karşı çıkışla yerimizden fırlayacağımız bu durumlar, ailemizi etkileyecek şekilde her gün büyük bir iştahla kumandaya uzanan elimizle gerçekleşmekte. Yani kendi esaretimizin simgesi olan prangaların imalatını kendi ellerimizle yapıyoruz.

Bu çağın korunaklı kimliklerinin, kendilerini ve ailelerini bu alandan koruyan kişiler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İrade sahibi kişiler kendisini işgale maruz bırakmayan kişilerdir. Zira onlar ilkelerinden taviz vermeyen ve rıza yoluyla kişiliğini satışa çıkarmayan insanlardır. Temiz kalmayı bir hayat mücadelesi addeden nitelikli insanlara, karmaşa yüklü modern dünyanın çokça ihtiyacı var. Ekranlardan evlere anlamsızlık taşınmasına tahammül edemeyen onur yüklü yüreklerin sayısı artmalı. Ve girdaba yuvarlanmış nesillerin elleri tutulmalı; bir daha hiç bırakmamak üzere.

Ev, bir toplumun ilkeli ve ıslah edici oluşumunu besleyen en önemli saiklerden biridir. Bu bakımdan, öncelikle bizi koruyan evi, biz de zihinlerimizi dışın kötülük zehrine karşı korumalıyız. Ev sağlam kaldığında enkaz oluşmaz. Enkazın çokluğu, evin tamamen yıkıntılardan ibaret olduğunu gösterir. Zihinlerde birikmiş, kötülük yığınını yok edecek en büyük etken teyakkuzda kalmak ve ilkelerle örülü bir yaşantı sürdürmektir. Bu da ancak ev merkezli bir eğitim metodu neticesinde gerçekleşebilir. Evden dışa doğru dinamiklik arttığında, temelden topluma doğru iyileşme hız kazanacaktır.

Neticede şu soruyu kendimize sürekli sormamız gerekiyor:

Pencerelerimizi kapatabiliyor muyuz?

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Çok okunan haberler
Çok okunan yazılar