metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

İyilerin Heybesi Yalnızlık Doludur

KADİR ÇİÇEK
05.08.2025

 

‎Asırlar oldu. Belki asırlardan fazla, belki ne kadar olduğunu tahmin etmenin imkansız olduğu uzun zaman. İnsanlar varlık sahnesine çıktığından beri belki de. Ya da kitlesel kötülük doğuşunu yeni ilan etmişti belki.

‎Evet! Oldukça uzun zamandır iyiler, inananlar, Allah'ı birleyenler yani gönle ve yöne kir bulaştırmaktan haya edenler, çok çetin zorluklar ve saldırılar ile karşı karşıya. Onlar, nice zulümler görmelerine, esaret altında yaşamalarına ve ölümün en dehşetlisiyle karşı karşıya kalmalarına rağmen yine de en çok nefret edilenler oldular. Hem öldüler hem değer görmediler. Hem öldürüldüler hem kötülüğün kaynağı olarak gösterildiler. Ancak şu bir gerçek ki iyiler her daim azdır ve belki de nefret sağanaklarına maruz kalmaları çokluk karşısında hakikatin sancağını taşımadaki kararlılıklarıydı.

‎İyi olan yalnız olmaya yakın olandır. İyi, yalnız bırakılır çoğu zaman. Çünkü adımları fenalık ve bozgunculuktan uzaktır. Yönelişi anlamı yakalamak içindir. Boşluğa ve uçuruma direnir sözcükleri. Dilindeki haykırışlar, kalbinde tartılmış, zihninde olgunlaşmış türdendir. İyi olan bu yüzden kalabalık kitleden üstündür. Zira hakikat her zaman yanlış ve amaçsızlığa galip gelmiştir. İşte bu yolun ağırlığı, uzunluğu ve dikenli oluşuydu insanı hakikate müptela eden. Öyle ya, hakikat anlamca savaşmaktı; yanlış olana yenilse bile boyun eğmemek, direnmek ve yeniden dirilmekti. İki güzelden birine kavuşana dek Allah'tan gelene razı olmaktı...

‎Bazı yollar dikenlidir, belki tabelasız. Belki uzunca, biraz yorucu. Ama kalbin o yolda yürümek için yorucu da olsa kararlı süreçlerden geçti. Kalbin görüyorsa yürümek zahmetten mücerrettir. Gözlerin kalbinle var olduysa sen asıl o zaman varsın. Çünkü iyi olanlasın. Yalnızların yanında başı dik bir yalnızsın. Azsın ama kalabalıklardan daha ağır, sloganlardan daha gürsün. Hiçbir çağdaş köle gibi değilsin; zincirler daha önce hiç bu kadar kolay kırılmamıştı. Çünkü  hürsün ve hür olmak zalimlerin düzeninde alçalmış olmaktan çok daha şereflidir. Ufkun temiz olunca adımların temiz, hedefin yakın olur. İyi olana hiç bu kadar yakın olmamıştın.

‎Hani iyiler zorluklar, yıkıntılar ve enkazlar altında hür yaşamayı, direnmeyi, mücadeleyi, Allah'tan başkasını yüceltmemeyi ilke edinmişlerdi. Hani melekler onlara hayran hayran bakarken, onlar ayet ayet var oluyor, yüceliyor, temizleniyor, seviniyordu. İşte Allah'tan başkasını memnun etmeye çalışanlar ile sadece Allah'ı razı etmeye çalışanlar arasındaki ince çizgi burası. Allah'ın sunduğundan hoşnut olmayanlar ile O'nun her verdiğine teslimiyet gösterenler arasındaki temel ayrım noktası burası. Yaşamları enkaza dönüştüren zalimlerin, kötülerin, azgınların yolu dikenli değildir. O yolda konfor vardır, deli gibi eğlenmek, anın tadını çıkarmak, hülyalara dalmak, haz almak, Haman'ın kulelerinde heyecanlar yaşamak, Karûn'un hazinelerini taşıyanlardan olmak vardır. Ancak gerçek şu ki o yolun sonu geçici olana çıkmak dışında bir seçeneğe sahip değildir. O yol, çıkmazlar ile çepeçevre kuşatılmış ve zaman tükendiğinde boğulmanın kaçınılmaz olduğu süslü yoldur. Bu yolun yolcuları çoktur, kitle çokluktur. Bu kitlede nitelik aramak nafiledir, nicelik ise temel hedeftir. Çoklukta şuur yerine yönlendirme arandığı için niteliğin anlam ifade ettiği söylenemez. Bu yüzden fikirler hazza ulaşmak için doğarlar ve eylemlerin yönünü, gözlerin arayışını Samiri'ye çevirirler. Buzağıyı tercih ederler. Bir bakıma, anlamsızlığı, kötülüğü, amaçsızlığı, geçici, aldatıcı ve yapay olanı arar ruhları. Alıştırılmış, köleleştirilmiş ve teslim olmuş olanların gerçek özgürlüğü gördüklerinde reddetmeleri bu sinmişliktendir. Ruhları kölelik düzeninde eziyet çekenlerin özgürlük arayışları olabilir mi? Özgürlük arayışı olmayanların, özgürlüğü anlamaları ve kabullenmeleri olabilir mi? İmkansız!‎

‎Bugün iyilerin yolunun bombalarla taciz edildiği aşikardır. Sadece Allah'a boyun eğmeyi yaşamın anlamı addeden insanların düşmanları her zaman ya kibirliler ya da gücün kölesi olanlar olmuştur. Ceberut düzenlerin sürdürücüleri, haya etmeden dünyaya insanlık dersi verme cüretinde bulunabiliyor. Bomba atmayı savaş zannedenlerin despot anlayışları, insanlık tarihine utanç, geleceğe ise ancak yıkım bırakabilir. Zulme boyun eğmeyi reddedenlerin umutlarını kıyımdan geçirmek için el ele veren çok sayıda zalim var. Kötülerin düzeninde çocuklar ölür, evler yıkılır, gözler dehşete kapılır, anneler feryat eder, babalar çaresiz kalır, şehirler yerle bir olur, beldeler mütevazı yanını dehşete bırakır. En kötüsü de insanlık, kötülük karşısında büyük öfke duysun veya duymasın, en acımasız katlediliş şekillerine duyarsızlaşır. Bütün gözler dehşetli ölümlere alıştığı dönemi yaşamaya başlar. Kınamaların, lanetlemelerin, öfkelerin, nefretlerin dalga dalga büyüdüğü ama durdurma adına büyük girişimlerin olmadığı; bu yüzden de insanlığın ekseriyetinde bezginlik, bulantı ve bunaltının had safhada olduğu karmaşık dönemler yaşanır. Buna, halkların nefretler büyütüp çıkmazlarda boğulduğu, önderlerin ise korku dünyalarını yozlaşan fikirlerle ayakta tutmaya çalıştığı histerik süreç de denilebilir. Harekete geçmenin ehemmiyet arz ettiği halde konuşmanın daha fazla revaçta olması, yapılması gerekenleri sürekli olarak erteliyor.

Yeryüzünün genişliğine rağmen mazlumlar iyi olmanın bedeli olarak yalnız bırakıldı. Toprağa onur ektiler diye dünyadan tecrit edilmenin zorluğu sarmış etraflarını. Sudan, ekmekten, vatandan, havadan, uykudan mahrum bırakılmış bir toplumun dünya nezdinde istatistik ötesi bir değer olduğu anlaşılacak belki. Belki ölerek dirilttikleri insanlığa anlatacak çok şeyleri olacaktı daha. Lakin ekmek ve sudan mahrum bırakılmış olmak kadar çaresizlik yoktur. Bu çaresizlik içinde zaten var oluşları baştan başa derin mesajdır. Zalimin kalmamış insafına sığınmayı bile reddeden toplumun aldığı nefes bile dirilişler meydana getiriyor.‎

‎İnsanın içinde büyüyen hiçbir acı ona bu kadar büyük gelmemiştir. Hiçbir yalnızlık ve devam eden hiçbir acı bu kadar uzun sürmemeliydi. Ne yazık ki bütün acılar, bütün zorbalığıyla devam ediyor. Gazze'yi yorgun düşüren bu acıydı belki de. Şu kahrolası yalnız bırakılma acısı... Kardeşler eliyle kuyuya atılmak, meğer tekrar eden çoklu ölümler yaşamaktan ağırmış. Gazze'nin şerefli insanları, yok olma pahasına kötülerin yolunda köle olmayı, onların sunduğu çürümüş yaşamı kabul etmeyi reddediyor. Onlar herkesten çok iyi biliyor ki; kötünün yanında yol alan kötüdür. Zalimin fısıltısına kulak veren zalimdir. Yine onlar çok iyi biliyor ki; "Zalimler nasıl bir devrim ile devrileceklerini bileceklerdir."(Şuara/227)‎‎

‎Ve bir zaman geldi. İyilik toprağın altında uzun süre kaldı. İyiler doğdu ve iyilik gün yüzüne çıktı. Bütün kötüler, iyi olanı yok etmek için acımasızca çabaladı. İyiler azalıyor, kötüler çoğalıyordu. Dünya, iyiyi görmeye, kötüyü sorgulama safhasına geçmişti. Zalimler ise giderek azgınlaşıyor, gözlerini çocukların saf rengindeki hayatlarına dikiyordu. Çocuklar ölüyor, dünya birşeyler yapılması gerektiği noktasında buluşuyor ama ölümler durmuyordu. Dünya, kaos ve kötülük otoritesi altında yaşamanın imkansızlığını kavramış oluyor, iyilik belki bütün yüreklerde ve oradan büyük beldelerde yeniden filizlenir diye temenniler ve uyanışlar geçiriyordu. ‎

‎Kim bilir belki iyilik, küçük bir beldeden dünyaya taşar da insanoğlu huzuru yeniden inşa etme diye bir olguyu dert edinir kendisine. Bilemezsin!

Belki Allah'a iman etmiş bir avuç yiğidin akıllara durgunluk veren destansı mücadelesi, bütün bir yeryüzünü özgürlük yürüyüşleri ile inletir.

Bilemezsin! Belki zulmün bu kadar ayyuka çıkması, özgürlüğün asırlar süren uykusundan uyanıyor oluşuna işarettir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş