metrika yandex
  • $44.73
  • €51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

FON USULSÜZLÜĞÜ YARGI KISKACINDA : AHLAK MI MEDENÎ HUKUK MU?/KÂMİL YEŞİL

08.10.2026 22:39• Son Güncelleme: 08.10.2026 22:52

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız

Başkalarının düşünceleri ile değil.

Üstümde yıldızl

 gök demişti Königsbergli

İçimde ahlak yasası

Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa? / İsmet Özel” 

 

Fon usulsüzlüğü ile gündeme gelen bir sabık bakan(iye) hakkında yazılan ve söylenenler iki kanaldan aktı, akıyor. Ak Parti’ye yakın duran gazeteci, tv yorumcusu, sivil halk fon usulsüzlüğünü daha çok dini inanç ve İslâm ahlâkı bağlamında ele aldı, alıyorlar. Olayı; Tâlut'un Câlut'la savaşmak için yola çıkardığı orduya verdiği emir doğrultusunda ele alan da oldu. Tâlut, ordusuna Allah’ın onları bir nehir ile imtihan edeceğini söyleyerek uyarır. “Sakın önünüze gelen nehirden içmeyin, içen de bir avuçtan fazla içmesin yoksa gücünüz gider.” Âyetlerine dayanılarak tenkitler getirildi.  

Fakat ordu bu ikazı dinlemez, nehirden doya doya içer ve savaşma gücünü kaybeder. Tâlut, Câlut’a karşı az sayıda askeri ile savaşır ve savaşı kazanır.(Bakara 249).

Sabık bakaniye bu âyetten hareketle suyu doya doya içen orduya benzetildi. Hemen herkes adaleti sağlamada “Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa elini keserim” hadisini hatırlattı, hatırlatıyor. 

Bu hadise bir kez daha gösterdi ki Türkiye’de yargı seküler, medeni hukuk ve İslami hükümler olmak üzere iki kanaldan işliyor ve resmi hiçbir karşılığı olmamasına rağmen İslâmî hükümler daha ağır basıyor. Çünkü ahlak, dini hayat, muhafazakâr kesim ile özdeşleşmiş kabul ediliyor. Bir parti başkanı, bakaniyeyi tenkit ederken onun tesettürüne de dokundu. Başını Allah’ın emri diye örten bir kişinin haksız kazanç konusunda aynı dinin emirlerine uymadığını söyledi. Kendini mutlak muhalefet olarak konuşlandıran “eski ak partili yeni muhalefet” bakaniyenin bu usulsüz kazancını görünüşte tenkit etseler de olayın Erdoğan’ın gelecek seçimde kazanmasını büyük oranda riske sokacağını varsayarak; içlerinden gayet memnun olarak karşılıyorlar. Nihayet “dindar nesil” idealiniz çöktü demekten çekinmediler. Dini argümanlar kullandıkları için, bir an samimi olduklarını düşünürsek onların da İslâmi olanı, seküler olanın önünde ve üstünde gördüklerini fakat bu olayın umut ve beklentileri boşa çıkardığı için üzüldüklerini söyleyebiliriz.

Hayret verici bir şey ki Ekrem İmamoğlu ve onlarca CHP'li belediyelerdeki rüşvet, irtikap, suistimal, otellerde nikah dışı ilişki üzerinde basılanlar, yargılananlar, saadet zinciri ile ünlüleri dolandıranlar, AHBAB, yasa dışı bahis oynayanlar, MHK davası ile gündeme gelen hakemler ve buna benzer onlarca dava; İslam ahlakı ve dindarlık bağlamında tenkit edilmedi, edilmiyor. Soyut bir ahlak tenkidi bile yok; onlar daha çok yasaları çiğnemek bağlamında tenkit ediliyor. İslami bir değer yargısı ile onları hem İslami hassasiyeti olanlar hem seküler kesim muhatap etmiyor. Neden acaba? Onlar Müslüman değil mi? Elbette Müslüman ama “muhafazakâr, “İslamcı” partilerle birlikte anılmıyorlar. Onlar sadece kendilerini temsil ediyor. Oysa bir bakaniyenin temsil gücü var ve temsil ettiği partinin hakim rengi “yeşil”. Belki bu tür olayları göz önüne aldığından belki eskilerden kendilerini ayırmak için Erdoğan ve arkadaşları milli görüşten ayrılınca “Erdemliler Hareketi”ni “İslamcı/Milli Görüşçü” olarak değil; “muhafazakâr demokrat” olarak tarif etmişti. Fakat özel hayatlarındaki dinî hassasiyetten içki içmemek, kumar oynamamak, domuz eti yememek, eşlerin tesettürlü olması, mezun oldukları okullar, söylemler vs sebeplerle bir kesim Ak Parti’yi ısrarla “İslamcı” bir çerçeve çiziyor, bu çizgiye çağırıyor. Ak Parti, bundan rahatsız olmuyor ama onların beklentilerini de karşılamıyor. Ak Parti, bir “Türkiye Partisi”; tabiri caizse ANAP’ta olduğu gibi dört eğilimi birleştiren kesişme noktası olmayı gözetiyor. Fakat A takımının söylemleri ve siyasi geçmişleri onları her durumda “yeşil”lendiriyor. Fon usulsüzlüğünün yürürlükteki yasalar çerçevesinde değil de İslamî argümanlar doğrultusunda tenkit edilmesinin sebebi budur.  

Seküler kesim de Ak Parti’yi “yeşil” gördüğünden; işlerine öyle geldiği için İslâmi değerlerinize niye uymuyorsunuz diye tenkit ediyor. Usulsüzlüğe din izin vermiyorsa ona uy diyorlar ama kendilerini ve takipçilerini dinî kurallardan ve ahlaktan bağımsız görüyorlar. İkincisi, Müslümanlar evlilik, faiz, tesettür vs konularda dinî kurallara riayet etmeye çalıştığında bu kez irtica vs ile suçluyorlar, dışlıyorlar.

Bir an için şu varsayımı düşünelim. Fondan zengin olanlar; paraları yurt dışına çıkarmamış olsun. Normal bir işleyişle Bakaniye ve adı açıklanmayan Ak Partililer fona para yatırdıklarından zarar etmiş olsun. Bir koyup bir bile alamasınlar. Ne diyecektik? Oyunun kuralları böyle. Kazan doğurur da ölür de. Girmeseydiler. Zaten fon böyle bir şey, denilecekti. 

Oh olsun diyen de olacaktı. O halde bütün mesele fona para yatırmak değil. Fona, borsaya para yatıran kim olursa olsun yasal bir şey yapmış oluyor. Ama içeriden haber alış veriş sonucu, bazı fonlara para yatırıp astronomik kâr elde ettikten sonra para çekiliyorsa ve kişiler devletlu olduğu için bu işlerde korunuyorsa; bu durumda borsanın işleyişi, fonun yönetim kademesi, yasal boşluklardan yararlanmak suçu ve etik bağlamda yargılanır, işe din yine karıştırılmaz. Oysa görüldüğü gibi böyle olmuyor. Yüz yıllık cari, medeni hukuk varken onun açığını gayriresmi İslam hukuku ve ahlaki hükümleri ile kapatmaya çalışıyorlar.

Eğer böyle yaparsanız o medeni hukukun yetersizliğini ilan etmiş olursunuz. İkincisi, medenî hukuk sadece forma bakar, onun ahlakı yoktur, demiş olursunuz. O zaman bu tespiti yapanları da dincilik, şeriatçılıkla suçlayamazsınız. Bu konuda söz sahibi sadece Müslümanlardır. Bu tür olayları dinî hükme göre sadece Müslümanlar değerlendirebilir. Müslüman da muhatap kişilere ancak “tövbe et, helalleş” diyebilir. Daha öteye geçemez. Sosyal hayatta iletişim kurmaz veya iletişimi en aza indirebilir. Bir daha önemli görevler tevdi etmez o kişilere. Ama namusuna, îmanına, çoluk çocuğuna, mesleğine, canına zarar veremez. Oysa durum öyle bir hal aldı ki Müslümanlar “Allah affeder ben affetmem. Tövbenin benim için hiçbir anlamı ve değeri yok” modunda konuşuyorlar. Tebuk’e gitmeyip münafıklar gibi yalandan mazeret söylemeyenlerin tövbelerini Allah affetti ama ben affetmem tavrı İslam’da yoktur. O zaman bu kadar öfkenin sebebini sormak gerekir. Acaba dinî argümanlarla tenkit etseler de bunun tek sebebi bakaniye ve ona benzer kişilerin dinî/ahlaki ilkelere uymamaları mıdır? Seçime zararı olabilir diye gösterilen tepki ahlaki bir endişe ile gösterilen tepkiden ayrılır çünkü. Ahlak, seçimin vasıtası gibi kabul ediliyor bu durumda. İktidara zararı olmasaydı sorun olmayacaktı öyle mi ? Gazeteci ve yorumcuların bu tenkitlerini siyasiler de kabul etmiş görünüyor ki onlar da bu tür usulsüzlüğü seçimlerde eksi bir yansıması olursa ne yaparız modunda konuşuyorlar.

Dikkat edilirse kedinin yavrusunu yiyeceği zaman başkasının yavrusu gözüyle baktığı gibi, ilgili kişiler hakkında fetöcülükten kibre, öğrenciliğinden bilmem nesine kadar her şeyi iddia bağlamında konuşur oldular. Şimdi bunun adı İslam ahlakı mı oluyor? 

Bu bağlamda hemen hatırlayalım. İslam Tarihinde kul hakkı, kamu malı konusunda hassasiyeti öyle bir noktaya çıkaran örnekler var ki mezhep imamımız Ebu Hanife’nin güneşin bağrında yanmasına rağmen yan taraftaki evin gölgesine oturmadığı meşhurdur. Niye evin gölgesinde beklemiyorsunuz diyen kişiye, benim ondan alacağım var, oturursam faiz olur endişesi taşıyorum, demiştir. Uzağa gitmeye gerek yok. Türk tarihinde böyle yüzlerce örnek var. Kimse onlara bakıp bir şey demiyor fakat bir örneği çoğaltarak keçinin, duvardan atlarken kuyruğu sallanan koyuna “gördüm gördüm” demesi gibi davranılıyor. 

Oysa koyunun dediği gibi bir durum var. Koyun demiş ki keçiye. “Benimki yılda bir kez duvardan atlarken göründü seninki hepten meydanda, kendi ayıbına utan sen”. Memleketin keçileri koyunlara gülüyor, yazık.

Evet biliyoruz ki şer görünen işten hayır da çıkabilir. Öyleyse bu olayı sadece seçim bağlamında değil; topyekûn bir “isyan ahlakı” bağlamında ele almalıyız. O zaman bu tür olaylar tekrar etmez. Evet. Nurettin Topçu’nun dediği gibi bize bir isyan ahlakı lâzım.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş