Trump ve Netanyahu’yu Korkutan Tahran Gerçekleri | Abdel Bari Atwan
İran İslami Şûra Meclisi Millî Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Alaaddin Burucerdi’nin yaptığı açıklamalar üzerinde uzun süre durdum. Çünkü bu açıklamalar; ilk olarak İran’ın önümüzdeki birkaç gün içinde gerçekleşmesi neredeyse kesin görülen ABD-İsrail ortak saldırısına karşı hazırlıklarına, ikinci olarak ise İran yönetiminin siyasi, medya ve psikolojik söylem gücüne ışık tutuyordu.
İran İslami Şûra Meclisi Millî Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Alaaddin Burucerdi’nin yaptığı açıklamalar üzerinde uzun süre durdum. Çünkü bu açıklamalar; ilk olarak İran’ın önümüzdeki birkaç gün içinde gerçekleşmesi neredeyse kesin görülen ABD-İsrail ortak saldırısına karşı hazırlıklarına, ikinci olarak ise İran yönetiminin siyasi, medya ve psikolojik söylem gücüne ışık tutuyordu.
Milletvekili Burucerdi şu ifadeleri kullandı: “Donald Trump, İran’ı ‘Bombaların Anası’ ile vurmakla tehdit ediyor. Biz de ona derhal ‘Füzelerin Babası’ ile yanıt vereceğiz. Bu yanıt, İran’ın kırmızı çizgilerini aşmanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu ona idrak ettirecektir. Hürmüz Boğazı’nı kararlılıkla koruyacak ve Trump’ın boğazını sıkacağız.” Burucerdi neredeyse “çizmelerimizle” diyecekti ancak İslami nezaket buna engel oldu.
İran füze sanayisinin “babası, amcası ve dayısı” olarak nitelendirilen, 42 yıl boyunca askeri sanayinin gözetimini üstlenen ve onu bugünkü modern güç ve etkinliğine ulaştıran General Mehrdad Akhlaqi’nin Savunma Bakanı olarak atanması da önemli bir dönüm noktası ve isabetli bir tercih oldu. İran Meclisindeki 277 milletvekilinden 237’sinin oyunu alması da yukarıda belirttiklerimizi doğrular niteliktedir.
Trump’ı korkutan ve İran’a karşı savaşı yeniden başlatma tehditlerini hayata geçirmesini engelleyen unsurlar, Beyaz Saray’daki masasına ve harekât merkezlerine ulaştırılan ve aşağıda özetlediğimiz somut gerçeklerdir:
Birincisi: ABD Ulusal İstihbarat Direktörünün, Tahran’ın Orta Doğu’daki en büyük gelişmiş balistik füze stokuna sahip olduğunu doğrulayan raporu.
İkincisi: ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da itiraf ettiği üzere, İran askeri liderliğinin mevcut savaşın son sekiz ayında Kuzey Kore ile iş birliği içinde Kıtalararası Balistik Füze (ICBM) geliştirmeye odaklanması. Bu füzelerin Avrupa’daki ABD üslerini vurabilecek kapasitede olduğu belirtiliyor. Nitekim Washington’ın İngiltere’deki Fairford Hava Üssü’nde bulunan B-2 Spirit ve B-52 tipi tüm dev bombardıman uçaklarını hızla geri çekmesinin nedeninin İran’ın bu füzelere sahip olması ihtimali olduğu değerlendiriliyor.
Üçüncüsü: Devrim Muhafızları Sözcüsü General Hüseyin Muhibbi’nin yaptığı açıklamalar. Muhibbi, savaşın son turunun başından bu yana İran füzelerinin hem kalitesinin hem de sayısının bir buçuk kat arttığını, menzillerinin de bir buçuk kat uzatıldığını ve bazılarının 2000 kilometreyi aştığını söyledi. Bu füzelerin nükleer başlık taşıyabileceğini belirten Muhibbi, füzelerin Hint Okyanusu’nun doğusundaki ABD’ye ait Diego Garcia Üssü’ne kadar ulaşabilmesini bu durumla açıklıyor.
Dördüncüsü: İran’ın yeni askeri tesislerinin kayalık dağların derinliklerinde inşa edilmiş olması. Bu tesisler, 9,8 ton ağırlığında olan ve yerin 60 metre derinliğine kadar nüfuz edebilen ABD’nin “Bombaların Anası” (MOAB) sığınak delici bombalarının ulaşamayacağı derinlikte yer alıyor.
Beşincisi: İran’ın füze cephaneliğinde Emad, Seccil, Şahab ve Horramşehr’den başlayıp parçalı başlık taşıyan Hayber ve Fattah hipersonik füzelerine kadar farklı boyut ve menzillerde çok sayıda füze bulunması. ABD-İsrail ortak saldırısının yenilenmesi halinde bu füzelerin tamamı kullanılacaktır. Böyle bir saldırı ihtimal dışı değildir; nitekim dünyaca ünlü Financial Times gazetesi üç kaynağa dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun 10 Ekim Cumartesi günü İran’a yönelik bir saldırı planı hazırladığını ancak Trump’ın kişisel olarak müdahale ederek bu saldırıyı engellediğini yazmıştır.
Netanyahu, kendisini krizlerinden kurtaracak ve hayatının geri kalanını demir parmaklıklar ardında geçirmesini önleyecek son bir can simidi olarak ABD’yi İran’a karşı savaşı yeniden başlatmaya sürüklemek için yoğun çaba harcıyor. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in geçen pazartesi günü Tel Aviv’e yaptığı ziyaret ve İsrailli askeri liderlerle görüşmesi, Netanyahu’nun Amerikan yönetimini İran’a saldırı düzenleme konusunda ikna etmede başarılı olduğunun en belirgin göstergelerinden biridir. Nitekim ABD’de küçükten büyüğe herkes, İsrail Başbakanı’nın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki asıl karar verici ve en yüksek otorite olduğunu artık bilmektedir.

ABD’nin her türlü silahı kullanarak (şimdilik nükleer hariç) yürüttüğü sekiz aylık çatışmalar, Trump ve Netanyahu’nun hedeflerinden hiçbirini gerçekleştiremedi. Bu hedeflerin başında Hürmüz Boğazı’nı açmak ve İran halkını devrime zorlayacak şekilde açlığa mahkûm etmek geliyordu. Yeni bir saldırının da eski-yeni hedef olan İran rejimini devirme amacına ulaşabileceğini sanmıyoruz. Aksine İran füzeleri; üç uçak gemisini ve yaklaşık 20 Amerikan savaş gemisini imha etmeyi veya kullanılmaz hale getirmeyi başardığı gibi, en önemlisi Tel Aviv, Hayfa, Eylat, Safed ve Aşkelon’dan geriye kalanları da yerle bir etmiştir... Ve günler aramızda şahittir.
Yorumlar
0