22 Temmuz 2019 Pazartesi •

Kişi Kendini Hesaba Çektiği Gibi, Toplumda Kendini Hesaba Çekmelidir

01.02.2019
Mustafa YILDIZ

Tarihin hemen her döneminde yönetimden, veya toplumun hal ve gidişatından şikayetlerin sürekli var olduğunu biliyoruz.Belkide tarihinin en rahat, en bereketli dönemini yaşıyan “İslami Camia”ya mensup cemaat, dernek, vakıf vs.gibi organize olmuş “Sivil Toplum Kuruluşları”nda da son dönemlerde bir “Şikayette bulunma” hastalığı zuhur etmeye başladı.
 
İslami grupların hemen hemen hepsinin “Şekva” ettikleri, endişe duydukları hususların da ekseriyetle benzer şeyler olduğu, özelde de “Kardeş birimler” diye vasıflandırdıkları camialardan daha fazla yakındıkları/müzdarip olduklarını gözlemleyebiliyoruz.
 
Halbuki, dini sorumluluk/duyarlılık taşıdıkları için bir araya gelmiş, gerek ülke ve gerekse Orta Doğu ölçeğindeki müslüman coğrafyanın içinde bulunduğu mevcut hazin/zelil vaziyeti bir problem olarak görerek, çözüm üretmeye çalışan yüzlerce grubun (Dernek. Vakıf, Tekke, Parti vs.) var olduğunu da biliyoruz.Bu grupların belli zamanlarda “Vahdet’e çağrı” ismi altında biribirlerine davetlerde bulunduklarına da şahit oluyoruz.
 
Ancak, yapılan şikayetlere ve önerilen çözümlere bakıldığında takip edilen metodun, yine tarih boyu akıp gelen geleneksel damarın devamı niteliğindeki tutum ve tavırların adeta kopyaları şeklinde olup, ama başka versiyonlarla tekrarları olduklarını görüyoruz.
 
Eğer maksat yerinde “Patinaj” yapmak değilde, çözüm bulma, sonuç alma odaklı olacaksa şayet; demokrasi ile idare edilen ülkelerde sesini gür çıkaranların, sayısal çoğunluğa sahip olanların, organize olabilenlerin iktidarlara karşı sorunlarını dile getirebildikleri, muhatap kabul edildikleri ve sonuç alma ihtimalleri daha yüksek olabildiğini herkesin biliyor olması gerekir sanırım.
 
Yani, “Hakk arama”, “Talebini duyurabilme”, “Yaptırım gücü” elde etme, “Baskı unsuru” olabilme, “Yanlışlara set çekebilme” vs.gibi…gaye ve amacı ile faaliyet gösterenlerin güçlerini birleştirmeleri, istemeyerek de olsa “Voltran” oluşturmaları zorunlu olmaktadır.
 
Bu zorunluluk sadece sistemin yönlendirmesi ile vatandaşın mecburen bu yola sevk edilmesinden kaynaklı değil, aynı zaman da inanç temelli olup, zorunlu ve yapılması gerekli bir davranıştır.
 
Mesela, “Birbirinizle çekişmeyin kuvvetiniz gider” Enfal:46, “Allah’ın ipine topluca sarılın, parçalanıp ayrılmayın” Al-i İmran:103. emirleri herkesin anlayacağı şekilde ayan-beyan olarak ortada iken, nelere işaret ettiği de bilinmesine rağmen, ısrarla adeta yok hükmünde farz edilerek dikkate alınmaması, ayrışmaların/bölünmelerin devam ediyor olması, geçmişten de ibret alınmamasını, anlamak mümkün değil.
 
Bizce “Vahdet”in (Birliğin) oluşumunu engelleyen sebepleri oluşturan, eksik bırakılan, yapılması veya yapılmaması gerekenlerin birkaçını özet olarak öneri babından şöyle sıralayabiliriz;
 
-Geçmişte de olduğu gibi her örgütlenmiş oluşum toplanma adresi “Benim bulunduğum yer” derken, reçete olarak da “Bizim sunduğumuz görüş” tür diyerek, yıllardır bütünleşmenin önündeki en büyük engel olarak görülen basit ama önemli olan bu tavır ve gelenek günümüzde de aynen devam ettirildiğini görüyoruz.
 
-Zaman zaman karşılıklı yapılan dostane çağrılar “Adet yerini bulsun” babından olup, samimi bir niyetle yapılmadığı, yapmacık ve göstermelik olduğundan pek karşılık bulmadığı da ortadadır, bulduğu vaki de değildir.Bireysel bazda böyle olduğu gibi, büyük organizasyonlarda da durum aynıdır. 
 
-Bir zamanlar bir camia için şikayet ve küçümseme kasdıyla söylenen “Bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur.” tekerlemesi şimdi bütün islami hizmet yapan gruplarda da benzeri şekilde tekerrür ettiğini söyleyebiliriz.
 
-Bu “Kısır döngü” nedeniyle yıllardır islami faaliyetler de bulunan bir çok cemaat sadece üyeleriyle kendini sabitlediğinden, farkında olmadan “Getto”laşarak kendileri gibi düşünmeyenleri kafir, münafık, zındık, fasık gibi…sıfatlarla itham etmeye başladılar.(İstisnalar tabiki var) Artık kendi dışındakileri “Ötekiler” olarak gördüklerinden, dar bir alana sıkışarak, etraflarını da örerek toplumdan soyutlandılar.Sayıları da hiç artmadı/artmıyorda, bilakis her geçen gün azalıyorlar. 
 
-Halbuki; “Küçük olsun benim olsun” felsefesi çöktü artık.Sürekli karşıdan fedekarlık yapmayı bekleme dönemi de bitti.”Bana göre” literatürden kalktı artık.“Bize göre” dönemi şimdi. ”Bana gel”in karşılığı da yok, sen herkese gideceksin.”Herşeyi bilen bir liderin kararları işi götürür” yok artık, müşterek alınan kararların daha bağlayıcı ve daha kapsamlı olabiliyor. “İşlerinde onlara danış” Al-i İmran:159. Emrini insanımız görmeli, “Müşterek akıl”la alınan kararlar devreye sokulmalı.
 
-Cemaat olup sınırlı kalıplar içinde “Marjinal” kalma dönemi de bitti.Artık cemiyetleşerek herkesi kucaklama zamanı.Yoksa, ”Adresimiz belli olsun”, “Oturacak yerimiz olsun” gayesiyle edinilen mekanlardaki hizmetler de o niyetlerle sınırlı kaldığını, topluma yayılmadığını, beklenen faydanın da elde edilmediğini görmek/görebilmek gerek artık.
 
-Sadece kendine yapılan zulmü görmek de yetmiyor, kim olursa olsun, kimden gelirse gelsin, nerede yapılırsa yapılsın bütün zulümlere karşı aynı tavrı takınmak ve aynı tepkiyi göstermek gerek. 
 
-Aktif görev yapan makamları “Bizden olan”a dağıtır, “Ehil olan”a vermezsen! “Allah emaneti ehline vermeyi emreder” Nisa:58 hükmünü ihmal edersen, zamanla yanında ehliyetli ve liyakatlı kimseyi bulamaz başarı da elde edemezsin/edilmiyor da.
 
-Mensuplarını sadece kendi kaynaklarınla beslersen, ufku dar kalmaya mecbur ve mahkum olursun.Zira ”Amatörce düşünmek” şiarımiz olmalı ancak “Profesyonel” olarak çalışmak zorunda olduğumuzu da kabul etmek gerek.
 
-İlmi sadece “Meal”i okuma ve “Tefsir”den yorumlamadan ibaret sayar, fen ilimlerinden bi haber kalırsan “Yobaz” olmaya mecbur ve mahkum olursun.
 
-Sadece kendi işinle değil de, her işle meşgul olmaya kalkarsan da hiç bir işini de bil-hakkın yapmazsın/yapamazsın.Günümüzde olduğu gibi bir çok islami gurup “Ticaret mi yapıyor, islami faaliyet mi yapıyor?”, beklenti “Manevi kazanç mı?” yoksa “Rant” mı? belli olmadığı gibi..
  
Bunlara ilaveler yapmak elbette mümkün.Uzatmama adına bu kadarını yeterli görüyoruz.Yukarıda sayılanların tamamı yaşanan/yaşanmış, sonra da “Keşke” yapmasaydık denilen şeylerdir.
 
Sonuç olarak diyoruz ki; (1) bir’in daima değeri birdir.Ama üç tane bir yanyana gelirse (111) yüzonbir olur yekün teşkil eder.Ayrıca “Bin keşke, bir para etmez.” Düştüğümüz hataları tekrar etmenin de, denenmiş şeyleri tekrar denemeye kalkmanın da faydası olmaz/olmuyor.Sürekli “Kurban”lar veren neden hep biz oluyoruz? ”Mü’min, bir delikten iki sefer ısırılmaz/ısırılmamalı” artık.
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye