metrika yandex

AZİMET, RUHSAT VE İSTİSMAR

10.01.2021
Yusuf YAVUZYILMAZ

Bir sorunla karşılaşan dindarların en çok istismar ettikleri konu azimet ruhsat ilişkisidir. Azimet, karşılaşılan sorun karşısında, her türlü zorluğa göğüs germek ve gerekirse ölümü göze alarak mücadele etmek yolunu seçmektir. Ruhsat ise, karşılaşılan olay karşısında bir çıkar yol bularak çözüme ulaşmaktır.

Hz. Peygamber; her türlü işkenceye direnme yolunu seçip şehit olan da, işkenceye dayanamayıp zahiren Allah'ı ve Peygamberi reddeden davranışı da olumlamıştır. İkincisine “kalbinde bir tereddüt oluştu mu?” diye sorar. 

Şimdi bir zorluk karşısında azimet ve ruhsat olarak onaylanan iki durumla karşı karşıyayız. İkinci durumdaki davranış modelini analiz etmek ve değerlendirmek zordur. Nitekim düşmanlar onun sözlerine itibar ederek öldürmekten vazgeçmişlerdir. Kuşkusuz zorluktan kurtulmak için başvurulan mazeretin samimiyet derecesini ölçmek oldukça zordur. Günümüzde bu davranış modeli son derece tartışmalıdır. Kuşkusuz bu sözlere tanık olan başka bir Müslüman da böyle düşünebilir.

Kuşku yok ki, her zorlukla karşılaştığında gerçeği gizleyerek kurtulmayı amaçlayan bir davranış ile samimi bir davranış arasında fark var. Ancak zamanımızda bu durumun istismar edilebileceği açıktır. Ancak yine de acele genellemelerle sadece zahire bakarak yapılacak değerlendirme hatalıdır. Kalplerde olanı bilemediğimiz sürece, bazı davranışların gerçek kökenlerini anlamama gerçekliğini vardır. İyi ki her şeyi bilen bir yargılayıcı ve kimseye zerre miktar haksızlığın yapılmayacağı bir yargılama günü var.

Şu var ki, cemaatten teröre bir serüvenin aktörü olan FETÖ tecrübesi, ruhsat olayının ne kadar istismar edilebileceğini gösterdi. Yıllar boyu ruhsatın arkasına o kadar ustaca gizlenip, işledikleri her kötülüğe onu perde yaptılar. Kuşkusuz bunu yaparken ruhsat kavramına semantik bir müdahale yapıp kavramı yeniden tanımladılar. Ruhsat kavramı altına sığınarak her türlü kötülüğü yaptılar.

Hiç kuşku yok ki, darbe girişiminde bulunan Gülen, kuşkusuz İslami bir literatür kullanıyordu. Ancak İslami kavramlara öyle sinsi bir semantik müdahale yaptı ki, aynı anda hem Müslümanları hem Kemalistleri uyuttu. Her iki tarafa da takiye yapan ikili bir dil geliştirdi. Bu ikili dille hem dindarları desteğini kazandı, hem de Kemalistlere güven verdi. Ecevit'in, Demirel'in, belli bir döneme kadar Erdoğan'ın aynı anda desteğini alan bir yapıdan söz ediyoruz.

Karısının bile kocasının cemaat faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olmadığı gizlilik ve takiyeyi temel alan bir yapıda insanların suçsuzluğuna tanıklık etmek de giderek zorlaşıyor. 'Cemaat Çetesi' toplumda olan güveni de temelinden sarstı. Bunun trajik etkileri tam manasıyla ortaya çıkmadı. Güveni tesis etmek kolay olmayacak yine de ısrarla adalet talep gerekir.

Cemaat çetesinin asıl yıkıcı etkisi gönüllere oldu. Yardımseverlik, birliktelik, komşuluk, dostluk, arkadaşlık ilişkileri büyük yara aldı. 
Aslında kaybolan İslam’ın bizden istediği şeylerdi. İnsanlar arası güvensizliği gidermek kolay olmayacak.

Din üzerinden teröre yönelmek konusunda Haricilik ile Hasan Sabbah Haşhaşiliği arasında fark yoktur. Öğretinin farklı olması eylem tarzının farklı olduğunu göstermez. Hariciler literal ve selefi okuma yaparken, Şii İsmaili Batıniliğe yaslanırlar. Hariciler açık Haşhaşiler gizli örgütlenme içindedirler.

İçerik (ahlak, samimiyet, ihlas) kaybolunca form (forma, giysi) kutsanır. Giysi içerideki ahlâkı dışa yansıdan bir işlev görüyorsa derin bir ahlâki değer taşır. Eğer giysi içerideki ahlaksızlığı perdeleyen bir işlev görüyorsa sahtedir. Forma totaliter rejimlerin pisliklerini gizleyen bir işlev görmüştür. Unutmayın Mekke kafirleri ile müminleri arasında giysi farkı değil, ahlak, inanç ve samimiyet farkı vardır.

Öyle görülüyor ki, azimet ve ruhsat da dahil bütün dini kavramlar, yerli yerinde kullanılmalıdır. Bu kavramların tamamı ahlak ve samimiyet düzleminde anlam kazanabilir. Ahlak ve samimiyetin olmadığı yerde dini kavramlar kolaylıkla araçsallaştırılıp istismar edilebilirler.

İslam tarihinde ilk büyük istismar, İslam’ın temel kaynağı Kur’an’nın bizzat kendisi ile yapılmıştır. Sıffin Savaşı’nda savaşın seyrini değiştirmek için Kur’an mızrakların uçuna takılarak araçsallaştırılmıştır.

O zamandan beri, din, bir anlamda istismar aracı olarak da kullanılmıştır. Ali Şeriati’nin deyimiyle dine karşı aynı kavramları kullanan karşı din oluşmuştur. Kuşkusuz dinin küfürle mücadele etmesi kolaydır. Çünkü iki ayrı kavramsal sistem, iki ayrı değerler sistemi söz konusudur. Oysa istismar edilen din, gerçek din ile aynı kavramsal sistemi kullanmaktadır. Ancak kavramların formuna dokunmadan  içeriğine müdahale edilerek yeniden tanımlanmıştır.

Kabul etmek gerekir ki, ruhsatın istismara açık bir yönü vardır. Kişi ruhsatı kendi çıkarları için kullanıp istismar edebilir. Bu tür istismarı önlemenin yolu, Kur’an ve Hz. Peygamberin Sünnetini takip etmektir. Kuşkusuz bizzat Kur’an ve Sünnet istimrar edildiğinde ortaya içinden çıkılması zor bir durum çıkmaktadır.

İslami görümünü biraz kazıdığın zaman altından çıkan derinlikten yoksun bir gösterişçi dindarlık, makam ve mevki için yapmayacağı eylem olmayan çıkarcı bir kişilik, kazanmak için her tür ahlaksızlığı meşru gören bir ahlak anlayışı, kendisinden farklı etnik gruplara yapılan haksızlıklara susan, temel hak ve özgürlükleri sadece kendisi için isteyen, korkunç bir ırkçılık ve fanatizmi besleyen dindarlık sorunludur. Hiç şüphesiz böyle bir dindarlıktan adaletin ve toplumsal barışın üremesi zordur. Bu dinin kendi çıkarları için kullanılması yani araçsallaştırılmasıdır.

Araçsallaştırılmış dindarlıkta bireyler dine hizmet etmezler, tam tersine dini kendi çıkarları için bir araç olarak kullanırlar.

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Ahmet Öz | 10.01.2021 15:11
Muhteva güzel ; fikirler doğru ancak yazıda imla ve gramer problemleri var. Profesyonel olarak yazan biri için fazla.
Ahmet Öz | 10.01.2021 15:08
Konu ve muhteva güzel ancak, yazıda imlâ ve gramer sıkıntįları var.