metrika yandex

Radikal Hurafeler

15.05.2020
Atasoy MÜFTÜOĞLU

     İdeolojik ve ırkçı mutlakiyetçilik, mekanik bir dünya görüşü temelinde, dünyanın / hayatın / tarihin toplumların nasıl beçimlendirilebileceğine, nasıl yönetileceğine, toplumların / halkların / kültürlerin ne yönde hareket edeceklerine, jeopolitik dünya gerçekliğinin, güçlülerin ve küresel seçkinlerin çıkarlarına göre belirlenmesine karar verdiği için Batılı olmayan toplumlar, ne yaparlarsa yapsınlar bağımsızlıklarını bir türlü tamamlayamıyor, biçimsel bağımsızlıklara mahkûm edilebiliyor. Bu nedenledir ki bugün, emperyalist ve sömürgeci egemenlik, ilerleme ideolojisi, nicel - mekanik bir çerçeve içerisinde kendi referanslarını dayatmaya devam edebiliyor. Seküler referanslar yoluyla, siyasal, kültürel, epistemik anlamda fethedilen ülkeler, kendi referanslarını, insanlığın, tarihin gündemine kazandıramıyor.

     İçerisinde bulunduğumuz dönemde, koronavirüs küresel sağlık krizi sonrası gelecek konusunda, bütün tartışmalar, öneriler, varsayımlar, yine seküler  dünya görüşü merkezinde ve ekonominin nasıl yapılandırılması gerektiği konusu etrafında sürdürülüyor. Bu tartışmalarda taraflar, neoliberal küreselleşmenin bir alternatifi olmadığına işaret ediyor. Burada sözü edilen alternetifsizlik, dünyanın / insanlığın, emperyalist işgal / istilaları, soykırımları, etnik temizlikleri, politik / askeri terörizmi, savaşları sıradanlaştıran, Müslüman hayatları, toplumları, kültürleri, kimlikleri, yapıları paramparça eden, altüst eden, yerlerinden eden, İslam toplumlarını kronik/ derin travmalara mahkûm eden, insanlıkdışı dünya düzeninin devam ettirilebileceğine işaret ediyor. İslam toplumlarında ise, çoğu kez yapıldığı üzere, bir kez daha düşsel spekülasyonlar merkezinde, gelecek tahayyülleri üretiliyor. Alternatifsizlik, otoriter çözümlemelerin / uygulamaların çok daha etkili hale getirilebileceğine işaret ediyor. Koronavirüs küresel sağlık krizi daha çok yoksulları etkilemişti, koronavirüs sonrası dönemde de, bir kez daha kaybedenler yine yoksullar olacak. Derinleşen eşitsizlikler, yeni kutuplaşmalara neden olacak.

     Bağımsızlıklarını tamamlayamayan İslam dünyası ülkeleri - toplumları- kültürleri, dini ve politik popülizm uyuşturucularına maruz kaldıkları için, radikal çözümlemeler, yeniden yapılanmalar üzerinde hiçbir çalışma yapamıyor, gelecek tasavvurları üzerinde, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekebilecek önerilerde bulunamıyor. Varoluşumuzu, İslami kimliğimizin temel referansları temelinde tanımlayamadığımız için, bu doğrultuda bağımsız tercihler yapamıyoruz. İslam toplumlarının / kültürlerinin, kendi referansları temelinde, bağımsız tercihler/çözümlemeler yapabilmesi için epistemik anlamda – bağlamda bir özgürleşme mücadelesi vermesi gerekiyor. Epistemik anlamda tâbi kılınan toplum ve kültürlerin, bu nedenle, bir gelecek tasavvuru konusunda sesleri çıkmıyor. Epistemik anlamda, mutlak tâbi kılınmışlık, Türkiye'de seküler ve sol çevreleri hiç bir biçimde rahatsız etmezken, İslami kesimleri de aynı şekilde hiç rahatsız etmiyor. İslami kesimler, epistemik alanı, muhafazakârlaştırarak sorumluluktan kurtulabileceklerini düşünüyor.

     Bütün dünyada, realpolitik, insani - ahlaki - vicdani alanlara ve ilişkilere hayat hakkı tanımıyor. Her ülkeye realpolitik yapmaya zorlayan bir dünyada, idealpolitik hiçbir şey ifade etmiyor. Bugünün şartları içerisinde realpolitik, serbest piyasa düzenini ayakta  tutabilmek, zenginlerin çıkarlarına hizmeti devam ettirebilmek için her yola başvurabilir. İçerisinde bulunduğumuz dönemde, Türkiye'de de, yaşandığı üzere, milliyetçi – muhafazakâr – sağcı – popülist – hamâsi toplumsallaşma, kültürsüzlüğün toplumsallaşması, otoriter eğitimlerin toplumsallaşması, eleştirel/ muhalif düşünceyi – tasavvuru  terörize eden politik dil, entelektüel yoksulluğu benzersiz  bir biçimde derinleştiriyor. Hamaset ve popülizm kültürü, entelektüel birikimi bütünüyle yerinden edebiliyor. Politik pragmatizm adına, kimi dönemlerde, dini duygular öne çıkarılır ve sloganlaştırılırken, kimi dönemlerde de aynı nedenlerle ulusal duygular öne çıkarılarak, yerli - milli sloganlarında olduğu gibi, toplumsallaştırılabiliyor. Bütün bu sloganlaştırma eylemleri sorunsuzca hayata geçirilirken, genç kuşakların zihinsel ve ruhsal dünyalarının, hayat tarzlarının internet tarafından dönüştürüldüğü hiçbir biçimde dikkate alınmıyor. Sloganlar, propaganda amaçlı olarak kullanılırken, İnternet alanı propaganda – slogan alanlarını aşarak kendi gerçekliğini oluşturabiliyor.

     Günü kurtarmaya yarayan ideolojik klişelerde olduğu gibi, politik sloganlar da anlam içermezler. İdeolojik klişelerin, popülist sloganların araçsal özellikleri sebebiyle, sorumsuz bir dil oluşturduklarını kaydetmek gerekir.  Bugün bütün toplumlar faydacı ve araçsalcı bir değer dünyasında yaşıyor. Faydacı ve araçsalcı her zihniyet, ahlaki sorunları, ahlaki başarısızlıkları sosyopatolojileri, adaletsizlikleri bir sorun olarak görmez.

     Bağımsızlıklarını tanımlayamayan ülkeler modernitenin ve geleneğin vesayeti altında bulundukları için, geçmişi / tarihi / İslam'ı vulgarize ederek, yağmalayarak istismar ederek, araçsallaştırarak varlıklarını sürdürmeye çalışırlar. Yakın bir geçmişte, Türkiye'de  tecrübe edildiği üzere, dini ve politik popülizm temelinde çok yoğun, çok sistematik bir yöntemle, menkıbe üreterek, üretilen bu menkıbeyi pazarlayarak / toplumsallaştırarak Nurculuk  ve Neonurculuk, başta siyasal iktidar kadrolarını olmak üzere , bütün bir devlet bürokrasisini ve bütün muhafazakâr/ sağ kesimleri kolaylıkla kapsamlı bir Amerikan projesine ikna edebilmiş, bu yolla Müslümanların somut bir İslami bilince, Ümmet bilincine sahip olmaları engellenmiştir.

     Bağımsızlıklarını tamamlayamayan İslam dünyası ülkeleri, tarihe / dünyaya / siyasete, ancak, nicel anlamda dâhil olabiliyor, entelektüel anlamda, paradigmatik anlamda seküler sınırları aşmayı başaramıyor. Seküler sınırları aşmak gibi bir kaygıda taşımıyor. Bu nedenledir ki, İslam toplumlarının, dünya çapında entelektüel başarıları yok. Bu toplumlarda hamaset - menkıbe üretimi ve pazarlaması, bilinç üzerinde yoğunlaşılmasına izin vermiyor. Bunun içindir ki, sözü geçen toplumlar her durumda geleneğin / gelenekçiliğin / bâtıniliğin mühendisliğine tâbi kılınıyor. Geleneğin mühendisliğine tabi kılınan ülkelerde, her tür iktidar, otoriter iktidarlar da hiçbir zorlukla karşılaşmaksızın meşrulaştırılabiliyor, kutsanabiliyor. Otoriter iktidarlar için, kitlelerin kültürsüzleştirilmeleri, otoriter uygulamaları kolaylaştırıyor.

     Bağımsızlıklarını tamamlayamayan ülkelerde, Müslüman aydınlar’ da bağımsızlıklarını tamamlayamadıkları için, şeyleşmemiş varoluşlara ihtiyaç duymadıkları için hangi konuda olursa olsun, ortalamayı düşürüyor. Böylece bu tür toplumlarda, derin düşünce, dinamik düşünce daha yoğun duyarlılık, daha yoğun dikkat, daha yoğun estetik imkansız hale gelebiliyor. Radikal edilgenlikler, radikal sürüleşmelere neden olduğu için toplumlar, her zaman, bir şekilde, her Amerikan projesine ikna edilebiliyor, radikal hurafelerle kontrol edilebiliyor, yönlendirilebiliyor. Bu tür toplumlarda, gerçeğin gerçekliği  menkıbe - hurafe içerikli propaganda tarafından maskelenebiliyor. Bu şartlar içerisinde, yapısal radikal bir değişim / dönüşüm gerçekleştirilemeyeceği için günü kurtarmayı gelenek haline getiren politik çözümlemeler belirleyici hale gelebiliyor.

     İdeolojik evrensel yalanlarla, popülist yerel yalanlarla yüzleşmeye cesaret etmek gerekiyor.

     İslam dünyası ülkelerinde, düşüncenin düzenine ihtiyaç duymayan toplumsal düzenler var.  Bu ülkelerde Türkiye'de de somut olarak görülebileceği üzere, hamaset - propaganda diliyle aynı’ lar, aynı’lıklar; ötekiler – ötekilikler oluşturuluyor ve maalesef bu süreç bilinçli bir biçimde tahkim ediliyor. Hem aynı’ lar, hemde ötekiler hakikatin kendilerinden ibaret olduğunu iddia edebiliyor. Çıkarların ve iktidarların güncel saltanatı, parçalanmış ve şeyleşmiş kişilikler oluşturuyor. Parçalanmış ve şeyleşmiş kişilikler ancak, parçalanmış ve şeyleşmiş duruşlar/ tercihler segileyebiliyor. Her şeyleşme, kültürel ve siyasal bütün değerleri değersizleştiriyor. Düşünce öznelerine sahip olmayan toplumlarda, ancak propaganda / manipülasyon özneleri yetiştirilebiliyor. Propaganda / manipülasyon öznelerinden oluşan toplumlarda, politik liderler tabu haline getiriliyor, dokunulmaz kılınıyor, eleştiriden muaf sayılıyor.

     Şeyleşmeye, metalaşmaya, propagandaya, hamaset ve menkıbeye maruz kaldıkça, insani yanımız, ahlaki yanımız ve aklımız ciddi bir biçimde eksiliyor, böylece kolaylıkla köleleştirilebiliyoruz. İnsani yanımızı, ahlaki yanımızı, aklımızı, kalbimizi yoğun bir biçimde çoğaltarak, insanlığımızı/ kişiliğimizi yeniden kazanabilir, tamamlayabiliriz. Şeyleşmeye, propagandaya maruz kalan ve bunu bir hayat tarzı haline dönüştürenler, hakikatin ifadesi olamaz, hakikatin sesini duyuramazlar.

     Yeni zamanlar, yeni küresel süreçler, yeni küresel sorunlar / krizler / gerçekler, yeni ve çok güçlü sorular sormayı ve çok güçlü / ikna edici cevaplar vermeyi gerektirir. Yeni bilgi ve yorum üretemeyen her toplum ve kültür, yeni siyaset de üretemez. Bu bağlamda Müslümanlar olarak, içerisinde bulunduğumuz bilgi sistemi ile ilgili olarak  eleştirel değerlendirmeler yapılmasının hayati önemi olduğunu kaydetmek önemlidir. Geçmişe ilişkin çözüm çerçevelerini tüketmeye devam ettiğimiz için, bugünün dünyasında, düşünsel açıdan, kültürel açıdan etkin olmadığımızı hatırlamalıyız.

     İslam toplumlarında gelenek, genç kuşakların, kendilerinden önce yaşayan üstad’ların, bilgin’lerin yorumlarından bağımsızlaşmalarına izin vermediği için genç kuşaklar, genç yorumlar üretemiyor, genç tercihlerde bulunamıyor. Bir diğer tarafta genç kuşaklar, uzmanlaşma ile sınırlı akademik alana kapandıklarında,  büyük ölçüde sınırlı bir bilgi ve yorum alanına kapanmış oluyor. Böylece, genç kuşaklar, düşünsel alanın sınırsız iklimine yabancılaşıyor. Düşünsel otoritelere bağımlılık da düşünsel yenilenmeye mani oluyor. Yenilenme bilinci, kültürel yeni içerik üretimi, düşünsel yenilenme etki, yoğunluk ancak bağımsız zihinlerle mümkün olabilir. Zihinsel bağımsızlık, bizden önce yaşayan üstad ve bilgin’lere, bugünün düşünsel otoritelerine saygısızlık anlamı taşımaz.

     Ulus – devletler yapıları gereği, laik değerleri savunurlar. Günümüz dünyasında, toplumlarında, İslami bilgi, yerel bilgi olarak tanımlanır ve konumlandırılırken, seküler bilgi de evrensel bilgi olarak onurlandırılıyor. Bu nedenledir ki, kuramsal ya da pratik İslami bilgiye akademik anlamda otorite ve meşruiyet kazandıramıyoruz. Bu arada sekülerizmin politik bir ideoloji olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak gerekir.

     Müslümanlar olarak, İslami bilincimizi kaybettiğimiz için, bir başka bilince, İslam'a bütünüyle yabancı bir bilince, sağcı / gelenekçi / muhafazakâr / milliyetçi bir bilince ikna edilmiş bulunuyoruz. Bunun içindir ki bugün, epistemik – entelektüel iflas’la karşı karşıya bulunduğumuz halde, bunu ne yazık ki farketmiyor, bu durumun İslami dünya görüşünün iflası anlamına geldiğini itiraf etmek istemiyoruz.

     Maruz kaldığımız farkındalık kaybı sebebiyle, İslami kimliğimize yönelik sistematik saldırıları da büyük bir kayıtsızlıkla karşılaşıyoruz. Bugün İslam toplumlarında, Türkiye'de de milliyetçilikler yoluyla, bireylerin tercihleri ve davranışları sorgulanabiliyor, kontrol altına alınabiliyor. Toplumlarımızda, gerçeklik hamaset yoluyla, popülizm ve propaganda yoluyla belirlenebiliyor. Hayatın, hamaset popülizm ve propaganda yoluyla kontrol altına alınabildiği toplumlarda, bu durum ahlakın, hakikatin ve hukukun bütünüyle göreli hale gelmiş olduğunu gösterir.  İslam toplumlarında, günümüzde, açıkça görülebileceği üzere hamaset / popülizm ve propaganda aracılığıyla, biyoiktidar ve biyopolitik hukuk uygulamaları hayata geçirilebiliyor. İslam toplumlarında, Türkiye'de de, muvafıklar için normal / meşru sayılan herşey, muhalifler için anormal ve gayrımeşru sayılıyor. Bugün ‘’bizim suçlular masum, sizin masumlar suçlu’’ zihniyeti ile karşı karşıyayız. Hayatımızı, kime, neye inanacağımızı, nasıl ve ne hakkında düşüneceğimizi, olayları / gelişmeleri nasıl algılayacağımızı disiplin teknolojileri belirliyor. Bireyler, resmi ideoloji ve resmi doğruları içselleştirdikleri takdirde özgür olabiliyor.

     Koronavirüs küresel sağlık krizi sonrası dönem için üretilen / konuşulan kolektif tahayyüller, insan sağlığı merkezinde değil piyasaların sağlığı merkezinde sürdürülüyor. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz insani / ahlaki, vicdani yıkımların sorumlusu olduğu halde, neoliberalizm modernliğin temel bir boyutu olarak ‘’otorite’’ sini sürdürmeye çalışıyor. Ruhlarını yitiren halklara, hangi ekonomik sistem gelirse gelsin, kazanabilecekleri hiç bir şey olmayacağını söyleyemiyoruz. İnsani / ahlaki / hukuki değerlerin bütünüyle yok sayıldığı, sayılabileceği, göçmenlerin ve yaşlıların insan süprüntüsü muamelesi gördüğü, görebildiği bir dünyada, insanlığın geleceği üzerine uzmanların spekülasyonlarına maruz kalmaya devam ediyoruz. Uzmanlık rasyonalitesi, uzmanlara çalıştıkları konuları tahakküm altına alma hakkı veriyor. İdeolojik inşa’ları, narsisizm ideolojilerini sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz için, daha âdil daha insani bir dünyaya istihhak kazanamıyoruz.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş