metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

ETİKETLERİ ÇIKARIN, FİKRİNİZİ KENDİNİZE SAKLAYIN, ÇENENİZİ KAPATIN!

16.11.2020

  Son günlerde hazır giyim markası olan Koton firmasının #EtiketleriÇıkar sloganıyla yayınladığı reklamlar büyük tepki çekti. Bununla beraber ulusal kanallardan Kanal D, ana haber bülteninde bu sloganı desteklediğini de duyurdu. İnsanları etiketlemenin yanlışlığından dem vuran haber spikeri herkesi bu meydan okumaya destek olmaya çağırdı. “Herkese saygı moda” diyerek gençlerin saygı beklediğini ifade etti. Haberin görselinde de Koton firmasının reklamında oynayan iki sosyal medya fenomeni ve bir milli sporcumuzun röportajlarına yer verdiler. Röportajların ortak mesajı şuydu: Biz ne yaparsak yapalım saygı duyun!

  Firmanın kullandığı sloganlardan bazıları şunlar “Hoşuma giderse olay biter. O ne der, bu ne söyler… Kim ne isterse onu giyer. Herkesin bir fikri var ama… Şimdi herkese saygı moda”. Gerek reklama gerekse de kullanılan sloganlara baktığımızda ortak üslubun, meydan okuma olduğunu da açıkça görüyoruz. Peki, kime ve neye karşı meydan okuyorlar?

  Mesela “hoşuma giderse olay biter” diyen sosyal medya fenomenleri, giydiklerimizden dolayı kimse bizi eleştirmesin diyor. Dikkat edelim, istediğim şekilde giyinemiyorum demiyorlar; istediğim şekilde giyindiğimde ve bunu sosyal medyada paylaştığımda hiç kimse beni eleştirmesin diyorlar. Yani fenomenler, zaten istediği gibi giyiniyor ve sosyal medyada bunları paylaşarak rahatlıkla kendini gösterebiliyor. Fenomenlerin tek derdi, yaptığı paylaşımlarının altına eleştirilerin/itirazların gelmemesi.

  Başörtüsü takan milli sporcu kızımız ise “Herkesin bir fikri var ama… Şimdi herkese saygı moda” derken aslında “ne yaparsam yaparım fikrinizi kendinize saklayın ve kapayın çenenizi” diyor. Diğer slogan ise başörtülü bir mankenin fotoğrafıyla paylaşılmış “O ne der? Bu ne söyler? Kim ne isterse onu giyer!” diyor. Bu meydan okuyan üslup gençlerimize empoze edilerek ne yapılmaya çalışılıyor? Kimlerin ne planı var evlatlarımız hakkında?

  Reklamı dikkatli okuyalım; karşımızda zaten canı nasıl istiyorsa öyle davranan ve istediklerini giyen kişilerin olduğunu görüyoruz. Yani sıkıntıları gönüllerince davranamamak ya da istedikleri gibi giyinememek değil. Asıl sıkıntıları, kendilerine gelen eleştirilerin tamamen bitirilmesi. Peki, bu eleştiriler nereden kaynaklanıyor? Elbette en başta dinimizden ve ardından kültürümüzden kaynaklanıyor. Son tahlilde bir giyim firması ve bir televizyon kanalı istedikleri gibi davranamayan ve istedikleri gibi giyinemeyen gençlerin değil; din ve kültür kaynaklı eleştiriye maruz kalan gençlerin savunusunu ve meydan okumasını destekliyor. Mesele aslında budur! Peki, amaçları ne? Tahmin etmek zor olmasa gerek…

  Başını örten bir kadın bunu dini emrettiği için yapar. Tesettür kavramı sadece baştaki örtüden ibaret olmadığı gibi sadece kadınlara has bir mesuliyet de değildir. Ne hazin ki günümüzde en büyük tahribat kadınlarımız üzerinden yapıldığı için reklamda da tesettür sadece kadın üzerinden vurgulanarak “kadın nasıl isterse öyle giyinir kimse karışamaz” deniliyor. Ancak aynı kadın, Allah emrettiği için kapanıyor ve dinimiz kadına ve erkeğe “nasıl istersen öyle giyin” demiyor. Haliyle başörtüsüyle dine uyduğunu iddia eden birinin dine uygun olduğunu iddia ettiği bir kıyafetin reklamını yapması üzerine, müslümanların bu iddianın doğruluğunu sorgulamaya ve itiraz etmeye hakkı vardır. Aynı şekilde kültürden kaynaklanan “kız böyle giyinir, erkek böyle giyinir” düşüncesine açıkça meydan okursanız ilgili kültürün mensupları size itiraz etme hakkına sahiptir. “Çeneni kapat” deme hakkına sahip değilsinizdir.

  Kıyafet size göre sökülüp atılması gereken bir etiket olabilir. Ancak bize göre kıyafet kimliktir, kişiliktir, fikrin dışa yansıması ve temsiliyettir. Hafızalarımızda hala tazeliğini koruyan 28 Şubat dönemi ve sonrası uzun yıllar boyunca kıyafet (tesettür) üzerinden yapılan haksızlıklar zulümdü. O sıkıntılı günlerde başını açmamak için okulunu terk etmek zorunda kalan nice üniversite öğrencisi aslında başındaki örtüden değil; o örtünün temsil ettiği kimliğinden vazgeçmemek adına okulunu bıraktı. Tarihte ise nice şahsiyet kendisine dayatılan kıyafeti tercih etmektense zindanları ve hatta darağacını tercih etti. Son tahlilde müslümanlar için kıyafet adi bir etiket değil; İslam’ın sembolüdür ve bir müslüman, bu sembolü üzerinde taşımasa bile taşıyanlara saygı duymak zorundadır.

   Kim olursanız olun, dini ya da kültürel bir sembolü ön plana çıkarıp yorum yaparsanız insanların size itiraz etme hakları vardır. Üstelik “başörtülü bir kadın, bizim firmamızın kıyafetlerini giyse de Allah’ın tesettür emrine karşı gelmiş olmaz” gibi bir mesaj veriyorsanız “delilin nedir?” sorusuna maruz kalırsınız. Gençlerimize bu tarz sorulara maruz kaldıklarında “canım öyle istiyor, kapa çeneni!” demeyi telkin ederseniz sizin derdinizin giyim, kuşam olmadığı apaçık ortada demektir. Samimiyseniz reklamınızda sergilediğiniz kıyafetlerinizin dine ve kültüre uygun olduğunu delilleriyle ortaya koyarsınız. Böyle bir derdiniz yoksa ve derdiniz sadece mallarınızı satmaksa müslümanların sembollerini kullanmaktan ve onlara meydan okumaktan vazgeçin.

  Postmodernite aslında tam olarak budur. Nefsin istediği her şeyi yaparken kendini herhangi bir ahlak sistemine bağlı kalmaya mecbur görmemektir. Bununla beraber yine de canının istediği ahlak sistemine mensup olduğunu da iddia etmektir postmodernizm. Din ve kültürün tamamen öznelleşmesini telkin eden bu illet, insanların topluca uyması gereken objektif sistemleri tamamen reddeder. Mesela ateistim der ama bazen canı istediğinde namaz kılar; sabah deist olarak uyanıp akşam budist olarak yatağa girer ve lakin kendini gerçek müslüman olarak tanımlar. Kadın olarak doğmuştur; hisleriyle, duygusuyla, yaşamıyla tamamen sağlıklı bir kadındır ancak kendini erkek olarak tanımlar vs... Yani anlayacağınız, postmodernitede dinde ne yaparsan yap kâfir olmak yoktur; kültürde ne yaparsan yap kültür dışı olmak yoktur ve hesap vermek yoktur!

  Bu düşüncenin temelinde hesap verilebilirlik olmadığı için eleştirilere tahammül, delile dayalı cevap ve ilimle ikna etmek yoktur. “Kapa çeneni” klişesi ile meydan okuma vardır. Postmodernitenin sadık evlatları olan LGBT ve feminist gruplarda da sürekli görülen meydan okumanın sebebi budur. Gençlerimiz zaten Tiktok, İnstagram gibi sosyal medya araçlarıyla postmoderniteye köle yapılmak üzere. Bununla beraber moda ve medya da onlara bu kapıyı sonuna kadar açıyor. Anne babanın evladına, toplumun ise geleceği olan gençlerine diyecekleri iki çift lafa izin vermiyorlar. Terbiye edicilik vasfından arındırılarak tamamen karın doyurmaya indirgenmiş ebeveynlik, anne babayı Tiktok videolarında “like” uğruna figüran olmaya hapsediyor. Bu tür ebeveynler artık birer “sirk maymunu gibi” evlatlarının videolarında dalga geçilen, hor görülen insanlar oluyor. Evladı tepki aldığında ise hemen bir videoyla “evladımı destekliyorum, canı nasıl isterse öyle davranır, biz çok mutluyuz” demekten başka çaresi yoktur. Evladına tepki göstermekten bile aciz bir anne baba profili türetti postmodernite.

  “Canın nasıl istiyorsa doğrusu odur!” telkiniyle insanlara herhangi bir ahlak dizgesine bağlı kalmamayı ve “kapa çeneni!” dedirterek hesap vermemeyi özendiren postmodernizm gönüllülerinin, -muhtemelen- farkında olmadıkları büyük bir tehlike var: Siz insanlara bu telkini yaptığınızda sınırsız ve hesapsız bir alan açmış oluyorsunuz. Kıyafet konusu bile bu sınırsız alan içinde en masum alan olarak kalıyor. İnsanlara “hoşuma giderse olay biter” mesajıyla nefsin ilahlaştırılmasını salık verirseniz, yarın “anneme âşık oldum evleneceğiz, kızımla birbirimizi seviyoruz, köpeğimle evlenmek istiyorum” gibi gelecek pek muhtemel taleplere karşı koyacak herhangi bir argümanınız elinizde kalmaz. Zira “hoşlarına gitmiştir ve konu kapanmıştır!” size de “saygı duymak/çenenizi kapatmak!” düşecektir. Nitekim ensest, pedofili, zoofili gibi iğrençlikler şuan Batı’da normal olarak görülmeye başlandı. Hatta hayvanlarla ilişkiye girilen genelevlerin yasal olarak tanındığı ülkeler var. Hollanda’da pedofiliyi savunan siyasi bir parti dahi kurulmuştu. Batı’nın şuan içinde olduğu bataklığa “hoşuma giderse olay biter, sana da saygı duymak(çeneni kapatmak) düşer!” sloganı neden olmuştur. Bu konuda birçok insanımız, belki de farkında olmayarak sinsi bir planın gönüllü kölesi durumunda. Ancak emin olun ki projenin asıl sahipleri ne yaptıklarının, ne yapacaklarının ve hedeflerinin farkındalar. Planlarını tıkır tıkır işletiyorlar ve planlarının meyvelerini alıyorlar.

Bu planların önüne taş koyma vakti gelmedi mi?

 

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
Seher kılıç

17.11.2020

Bu oyunları Allah’ın gördüğünü duyduğunu unutmaktadırlar. Allah plan bozucuların en hayırlısındır. Bize düşen uyanık olup aklımızı kiraya vermemek.
Ramazan susar

17.11.2020

Türk toplumunu her açıdan çözen gruplar var.bunda sanırım hem fikiriz.akabinde türk kültürünü ve İslamiyeti dışarda tutma formülünde neredeyse başarılı olmuş durumundalar.bir diğer tehlike.sevginin saygının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya geldiğimizi fark etmeliyiz derim.saygiya endeksli gençlik burda tehlikeli olmaya başlayacak tır.nedir bu tehlikeler.ilki evden kacmalar,ikinci dayatmalar sonucunda her türlü ahlaksızlığın oluşumu, üç,sonu cinayetlere gidecek kadar gencin kendini kaybetmesi.hergun buna benzer hadiseleri yaşıyoruz.insallah biz ebeveynler olarak evlatlarımıza iyi birer örnek olarak yaşamayı becerir onları kontrol etmeye söz sahibi oluruz.medya ve basın kontrolü yerinde ve zamanında olmadığı sürece hepimiz birer piyon olup çıkacağız.
HÜSEYİN EKİNCİ

17.11.2020

Zaten sizin dediğiniz gibi insanları önce kültüründen sonra dinin asıl şeriat dediğimiz kurallarından uzaklaştırıp özgürlük adı altında nefislerine esir ediyorlar. Allah muhafaza etsin inşallah