metrika yandex

ÇOCUKLARDA CİNSEL ÖZDEŞİM / Feyzullah AKDAĞ (Psikolojik Danışman)

Modern bilim, parçalara ayırmada (analiz) gösterdiği yüksek başarıyı bu parçaları toplamada (sentez) maalesef gösteremiyor.

Önceki yazılarımızla eşcinsellik konusunu belli bir temele oturttuğumuzu düşünüyorum. Bu haftadan itibaren, ebeveynlerimizin yapabilecekleri üzerine yoğunlaşarak konunun pratik hayata bakan yönlerine değineceğiz. Eğer bu yazımızın konusuna değinmeseydik yazı dizimiz eksik kalacaktı. Bununla beraber önceki konularımıza değinmemiş olsaydık, bu sefer karşı karşıya olunan tehdidin büyüklüğü yeterince tasvir edilmemiş olacaktı.

Modern bilim, insanı ve insanla ilgili olanı parçalara ayırarak inceler. Tıp, astronomi, tarih, hukuk, ziraat ve daha nice alanlar ve alanların içindeki sayısız dallar ile muazzam bir ağaca benzer bilim. Alanlara ve dallara ayrılma elbette zaruridir. Aksi takdirde ilerleme olamaz. Ancak modern bilim, parçalara ayırmada(analiz) gösterdiği yüksek başarıyı bu parçaları toplamada(sentez) maalesef gösteremiyor. Yani elindeki verilerin başka alanları nasıl etkilediğini ve bunun genel tabloda ne manaya geldiği üzerinde yeterince kafa yormuyor, ilgilenmiyor. Örneğin biyolojik farklılıkların sosyoloji, psikoloji gibi alanları nasıl etkilediğini ve tarihte biyolojik farklılıklar karşısında insanların genel manada nasıl davrandığına bakmadan “eşcinsellik normaldir” iddiası tıp dünyasından çıkabiliyor. Tabi, tıp dünyası bu konuda ittifak halinde değil. Yapılan ciddi bilimsel araştırmalar, eşcinselliğin normalliğini savunan uzmanları zor durumda bırakıyor. Son yıllarda bu konuda oldukça ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Uzmanlar, eşcinselliğin erkeklerde kadınlara oranla çok daha fazla olduğunu rapor ediyor. Bunun temel nedeni, erkeğin doğumla bağlandığı anneden bir süre sonra erkekliği öğrenmek için babaya bağlanmak zorunda olmasını gösteriyor. Kız bebekte, bu durum pek problem olmuyor. Zaten doğduğu andan itibaren bir kadın ona baktığı için her halükarda oluşan bağ, kadınlığı öğrenme yaşında da devam ediyor. Fakat erkek, ilk iki yıl karşı cinsten olan anneye bağlanmıştır ve ardından erkekliği öğrenmek için anneden bir kopuş ile babaya yönelmek zorundadır. Yani erkek bebek, ilk yıllarında iki farklı kişiye bağlanmak zorundayken kız bebek, ise bir defa bağlanıyor. Bu ayrıntının farkında olmak hayati öneme sahiptir.

Erkek bebeğin, babasıyla ikinci bir bağ kurma zamanı artık yürümeyi profesyonelce yapabildiği yaş ile başlar. Yani genelde ikinci yaşın sonları ile başlayan süreçten bahsediyoruz. Yürümek, çocuk için büyük bir devrimdir. Bütün hayatını değiştiren bir milattır. Yürümeyi becerebilen çocuğu keşfedilmeyi bekleyen binlerce sır beklemektedir. Çocuk, istediği an istediği yere kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan gidebilmektedir artık. Bu durum içindeki merak ateşini de harlar. Bu sayede her yere tırmanan, her şeyi kurcalayan ve yorulmak nedir bilmeyen “yaramaz” bir çocuk vardır artık. “2 yaş sendromu” olarak bilinen sürecin altında yatan temel sebep aslında budur. Çocuk, özellikle bu yaşlarda bir bilim adamı gibidir. Her şeyi merak eder ve kurcalar. Kendisine engel olanlara da karşı koyar. Kendini ifade etmeye çalışır ama henüz dil gelişimi kemale ermediğinden düzgün cümleler kuramaz. Çevresi çocuğun derdini tam olarak anlayamadığı için çocuk, agresif davranışlar sergiler. Bu yaşlardaki hareketliliğin çocuğa zihinsel, fiziksel ve sosyal anlamda büyük faydası olur. Bu süreçte anne babaya düşen evlatlarının güvenli sınırlar içinde keşiflerine destek olmaktır. Evlatları, sınırları aştığında yine onun yaşına uygun olarak sınırları aşmaması gerektiği de anlatılmalıdır.

Minik yaramazımız artık dünyayı keşfetmek için her şeyle ilgilenir. Doğal olarak kendi bedeni ile de ilgilenmeye ve onu tanımaya başlamıştır. Artık içgüdüsel olarak kendini anne veya babaya nispet etme gereksinimi duyar. Bu evrede artık cinsel özdeşim kuracağı yani cinsiyetinin gerektirdiklerini öğreneceği bir rol modele ihtiyacı vardır. Bu rol model de çocuğun sahip olduğu cinsel organla aynı organa sahip biri olmalıdır. Çünkü çocuk, o yaşa kadar çeşitli vesilelerle erkek ve kızın temel ayrımının bu organlara sahiplik durumuyla alakalı olduğunu anlamıştır. Başta anne, baba ve yakın çevre olmak üzere kültür, çocuğa cinsel rollerin nasıl olması gerektiği ile ilgili mesajlar verir. Çocuk bu mesajlara göre yönlendirilir. “Kızlar anne, erkekler baba olur; kızlar oyuncak bebeklerle oynar, erkekler oyuncak arabalarla oynar” gibi basit ancak önemli mesajlardır bunlar. Burada kültürle ilgili bir parantez açmakta fayda var. Kültürün verdiği tüm mesajların mutlak doğru olduğunu düşünmek yanlış olur. Örneğin “erkek adam ağlamaz, kızlar itiraz etmez” gibi kültürümüze ait mesajlar, çocuğun gelişimine olumsuz etki yapar. Çocuğun çevresi bunun farkında olarak süzgeçten geçirilmiş kültürel ögeleri sıcak ve güvenli ortamda sunmalıdır. Kültürün, problemli ögeler barındırmasına dayanarak tamamen reddedilmesi yüzlerce yıllık kolektif birikim hazinesinin çöpe atılması demek olur. En doğru yaklaşım, kültüre saygı duyularak süzgeçten geçirilmesidir. Unutmayalım, kültürün bazı uygulamaları yaşanan zaman koşullarıyla alakalıdır. Örneğin “erkek adam ağlamaz” önermesi bundan yüzyıllar önce devlet otoritesinin güçlü olmadığı ve kolluk kuvvetlerinin günümüz kadar gelişmemiş olduğu zamanlarda her an savaşmak zorunda kalabilecek bir erkeğin yetişmesinde önemli bir öge olarak kabul edilebilir. Kültürün pratiğe yönelik bazı ögeleri zamana göre tekrar yorumlanıp uygulanabilir.

Kültürün mesajları, çocuğun çevresi tarafından sağlıklı ve uygun biçimde çocuğa iletilebilirse çocuk çok rahat bir biçimde yönelmesi gereken cinsiyete yönelir. Ancak mesajlar karmaşık, korkutucu, sert ve soğuk bir üslupla çocuğa ve özellikle de erkek çocuğa iletilirse çocuk, ilk bağını kurmuş olduğu anneye kaçar. Bunun sonucunda da cinsel özdeşimi dahil daha bir çok konuda anneyi örnek almaya başlar. Bu da maalesef ilerisi için bir tehlikedir. Çeşitli sebeplerle anne ya da babanın olmadığı ailelerde erkek çocuk için amca, dayı, dede veya güvenilir bir yetişkin erkek; kız çocuk için ise hala, teyze, nine ya da güvenilir yetişkin bir kadın da bu cinsel özdeşimi sağlayabilir. Yeter ki bu kişiler çocukla samimi ve güvene dayalı bir iletişim sağlayabilmiş olsunlar.

Sağlıklı cinsel gelişimin birinci kuralı kız çocuğunun anne ile erkek çocuğunun da baba ile güvene dayalı sıcak bir iletişimde olmasıdır. Bu sağlanmazsa ideal cinsel özdeşim sağlanamaz. Bu bağlamda her iki cinsiyet özdeşimi için 3 ile 6 yaş aralığı çok önemlidir. Çocuk, bu yaşlarda kendisiyle aynı cinsiyetteki ebeveynle daha çok vakit geçirmelidir. Akla şöyle bir soru gelebilir “bu yaşlarda aynı cinsiyetteki ebeveyniyle vakit geçirememiş çocuk treni kaçırmış mı olur?” Elbette hayır. Demek istediğimiz bu dönemde çocuğun alıcıları cinsel özdeşim konusunda daha açıktır. Çünkü ilgisi o tarafa kaymıştır. Ebeveynin bu konuda vereceği mesajları daha rahat alır. Her yaş aralığında farklı konulara ilgi ve yetenek gelişir. Psikolojide buna kritik dönem denir. Kritik dönemde ihtiyacı olan mesajları alamayan çocuk bunu ilerleyen dönemlerde yine telafi edebilir ama biraz daha fazla uğraşması gerekecektir. Sağlıklı bir cinsel özdeşim için ebeveynlere tavsiyelerimize sonraki yazımızda devam edeceğiz.

Görüşmek duasıyla…

Paylaş

Yorumlar

5

Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Musab abdullah 28.05.2020 15:21

Hocam selamünaleyküm. Benim bazı sikintilarim var. Muayenehaneniz varmı? Randevu alabilirmiyim. Beni nasıl yönlendirebilirsiniz?

Levent Gökoglan 21.05.2020 04:59

Elinize yüreginize sağlık söylediklerinize ek olarak. Bir uzman dan dinlediğim çok önemsediğim bir bilgiyi de aktarmak istedim müsade ederseniz, çocugun altı temizlenirken ve oynarken poposu ve cinsel uzvuyla oynamak ordan sevmek büyüyünce eşcinsel ve lezbiyenliği iten sebepler olduğunu söylemişti.Bizim toplumda bu çok yaygın belirtmek istedim siz katılırmısınız hocam bilmem ama bilimsel bir çalışma oldugunu söylemişti.Allaha emanet olunuz.

Makbule Acar 16.05.2020 14:17

Çok ihtiyaç duyduğumuz bir kaç konuda yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ederim hocam

HÜSEYİN EKİNCİ 15.05.2020 17:16

Allah fıtrata uygun davranabilmeyi nasip etsin inşallah

Hacer akdağ 15.05.2020 16:57

Çok güzel kaleme alıp yazmışsın tebrik ediyorum bizleri çok daha iyi aydınlattığın için teşekkür ederim