metrika yandex

Haberler / Sivil Toplum

Babam Nurullah D. Sarıhan Anısına -Asiyenur Sarıhan Yıldırım

08.02.2021

Bismillah...

Her hayrın başıdır, ondan bahsedişimi de hayırlı kılsın Rabbim... 

Dostlarının ayrı ayrı birçok yönüyle tanıyıp sevdiği Babamı, bir bütün halinde, tüm yaşanmışlıklarımızla düşünmeye çalışıyorum, ama ifadelerin yetersizliği karşısında aciz düşüyorum. O yüzden onda gördüğüm en güzel temsiliyetlerden bahsetmek isterim. 

Onun, hakkı çekinmeden, başı dik söylediğini gördüm ben.

"Şimdi bu ortamda da yanlış anlaşılır, aman hatadır ama, bunun hata olduğunu söylersem prestij kaybederim, zaten herkes kendisinden sorumlu...." şeklinde ilerleyen içsel cümleleri yoktu babamın. "Kızım! Duruşun net olsun, hiç kimse ve hiç bir ortam için İslami duruşundan ödün verme, bunda da cesur ol" derdi. 2012 yılında atanıp öğretmenliğe ilk başladığım yer Antalya'ydı. Babam orayı çok sevdiği için tercih etmemi istemişti. Henüz başörtüsüyle öğretmenlik yapmanın zor olduğu yıllardı ve çalıştığım idare de bu konuda benim açımdan oldukça zorlayıcıydı. Babama danışırdım, bulunduğum ilçenin, ilçe milli eğitim müdürüyle, çeşitli sendikalarla durumu konuştum. Sanıyorum o zamanlar elini taşın altına koymaya çalışan çok fazla kimseye denk gelemedim ve artık babama "Bırakıp eve geleyim mi baba?" Demiştim. "Kızım, sen vaz geçme. Vazgeçecekse onlar vazgeçsin, atarlarsa gelirsin. Öğrencilerinle ilgilen sen." demişti. Vazgeçmemeyi ve mücadele etmeyi öğrendim. 

Öğrencilerime verdiğim örneklerin öznesiydi o. Hakkı söyleyen, hakkı arayan bir kişiydi. Sadece kendisi ve çevresi ile iligili konularda değil, haksızlığa uğradığından haberdar olduğu herkesin, her düşünceden insanın/davanın hak savunucusuydu.

Her daim arkamızda oldu. Attığım her adımda babamla güçlü hissettim kendimi. Aldığım her kararın içinde onun verdiği özgüven vardı. 

Hayatımın ilk yol göstereni oldu, cesaret verdi. 2008 yazında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin, Şam'daki Dimeşk Üniversitesine Arapça öğrenimi için öğrenci gönderdiği zamandı ve babamın da teşvikiyle gitme hazırlıkları yaptım. Henüz 18 yaşındaydım ve otobüs yolculuğuyla Şam'a tek başıma gitmem gerekecekti. Orada beni karşılayacak olan daha önceden Şam’a gitmiş arkadaşlarıma bazen ulaşabildiğim bir telefon numarası dışında elimde hiç bir bilgi ve hatta belge yoktu. Ben bu endişeler içindeyken, babam beni yolcu edeceği sırada "Baba eğer kimseyi bulamazsam bir sonraki otobüsle hemen geri döneyim değil mi?" Dediğimde. "Kızım! Endişe etme, elinde para da var. Bir hafta güzel bir yerde konakla, kimseye ulaşamazsan çevreyi gezip geri gelirsin." demişti, ki o an duyduğum en harika cesaret veren konuşmaydı. Babam bana çok güveniyor ben de kendime güvenmeliyim ve yapabilirim demiştim. 

Vaktimizin boşa harcamayacak kadar çok kıymetli olduğunu söylerdi. Lisede okurken sabahları beni ve bir arkadaşımı birlikte okula bırakırdı. O kısa yolculuklarımızda bile sohbetleri beyin fırtınası şeklinde olurdu. Bazen Kur'an-ı Kerim'in nüzulü, bazen ahlaki/ sosyal kavramlar, bazen de arkadaşımın yapıp benim yapmadığım ödevler konu olurdu. "Vatan nedir?" diye sormuştu bir seferinde de. Sanırım verdiğimiz cevaplar onu çok da tatmin etmemişti sormakta da üsteledi ama kendi cevabını da hiç söylemedi.

Kimsenin vakti boşa geçsin istemezdi. "Ömrün uzunu değil, bereketli olanı makbuldür." derdi. Hayatını dolu dolu yaşamış ve erken yaşta vefat etmiş kimseleri örnek verirdi. Ali Şeriatı, Hasan el Benna, Seyyit Kutup örneklerinin içerisindeydi. Babamın da ömrünü bereketli yaşayıp erkenden(kime ve neye göre erken?) gideceği hiç aklıma gelmezdi. 

Üniversite okuduğum zamanlarda ailecek yaptığımız bir etkinliğin devamlılığında ve işlerliliğinde öncülük yapardı. Her akşam, saatin kaç olduğu önemli olmaksızın, işlerimiz bittiği anda bizim için Kur'an okuma saati başlardı. Hepimiz birer sayfa Arapça metninden Kur'an'ı okurduk, (şehir dışında olan da görüntülü görüşmelerle katılırdı) sonrasında da babam okuduğumuz sayfaların Mealini okurdu. Üzerine bazen saatlerce konuşur, düşünür, yorumlarda bulunurduk. Hatta İlahiyat Fakültesi'nde bir hocamızın " Aranızda var mı her gün Kuran ve Mealini okuyan?" sorusuna büyük bir mutlulukla parmak kaldıran amfideki iki kişiden biriydim. Başka başka dönem de benzer şekilde siyer, hadis, roman, fikir kitapları, klasikler okumalar yapardık. Evimizin en güzel halleri ilim yuvası olduğu ve sitcom tadında esprilerle dolup taştı zamanlardı sanırım. Bunda en büyük pay, ilim öğrenmeyi ve şakalaşmaları çok seven babama aitti.

Babam için en önemli kavramlardan biri "ahde vefa" idi. Öyle ki yapılması basit ya da zor, kolay kolay bir konuda söz vermezdi. Ama bir durumda "Tamam kızım." dediyse verdiği o sözü mutlaka tutardı. 

Kimseyi kırmak istemezdi. Olumsuz cevap alma ihtimali olduğu hiç bir teklifi sunmazdı da. Hepimiz için kurduğu ayrı ayrı mükemmel dünyaları vardı. Hepimizi ayrı ayrı "en çok" severdi. Çok ilginç şekilde, özellikle hastalığının son zamanında, çevremden babamla ilgili anılar duydum. Belki sadece bir kere görmüş olan insanlar üzerinde bile bir etki bırakmıştı. Hatta bazı arkadaşlarım sadece onunla ilgili, farkında olmadan anlattığım, durumlarla babam hakkında bir fikir edinmişlerdi. Her daim özel bir anne babaya sahip olduğumuzu biliyorduk elhamdülillah. Ama bu kadar özel bir dostun/ ağabeyinin/ kardeşin babamız olduğunu bilmiyorduk. Allah razı olsun…

Henüz "zamanla azalır kaybetmenin acısı" ifadesinde geçen "zaman" geçmedi. Geçecek gibi de gelmiyor. Hatta alışılmıyor bile... 

O kadar hayat dolu, enerjik, birlikte olmanın keyif verdiği bir insandı ki, her durum onsuz eksik kalıyor. Okunan kitaplar, gündemdeki olaylar, hayatın içinde yaşananlar, yenilikler, geri kalanlar... Her şey eksik artık. Rabbim cennetinde tamamlamayı nasip eder inşallah…

Babamın vefatından kısa bir süre önce gördüğüm bir rüya vardı. Bir yolculukta bizden önce gitmişti ve ben onu bulduğumda kalabalık bir cemaatin içinde en sevdiği dostlarıyla saf tutmuş namaz kılıyordu. Namazı bitince "baba neden önden önden gittin, seni merak ettik" dedim, birazda sitemle. Beni öptü

 "Kızım! Hepimiz gidiyoruz zaten!" dedi... Hepimiz gidiyoruz...

Sıratı mustakim üzere olmak/yol almak/ölmek duasıyla... 

Babam Nurullah D. Sarıhan anısına 

11.01.2021/ Ankara 

Asiyenur Sarıhan Yıldırım

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
Ali Dede | 10.02.2021 12:12
Kızım, her sözün elbette doğru ve yerinde. Ama en doğru sözün şudur: "Dostlarının ayrı ayrı birçok yönüyle tanıyıp sevdiği Babamı, bir bütün halinde, tüm yaşanmışlıklarımızla düşünmeye çalışıyorum, ama ifadelerin yetersizliği karşısında aciz düşüyorum" Bilesiniz ki hepimiz aynı durumdayız. Rabbim rahmet eylesin, Allah bizi onunla beraber haşretsin.
Ramazan Bozkurt | 09.02.2021 18:50
Rabbim rahmet eylesin mekanı cennet olsun İnşaallah
Kazım Özgür | 09.02.2021 09:44
Güzel bir insandı, Mekanı Cennet olsun inşallah.