79 yaşındaki sanatçı Roger Waters, yeni performansı ile belki de son büyük eserini ortaya koyuyor. Waters bu kez şarkıları ile karşımızda değil. Bu sefer Krakow şehir meclisi, Berlin Polisi ve İngiliz işçi partisinden milletvekillerinden oluşan bir grubun, kötülüğün sembolü olmuş korkunç nazi Roger Waters ile mücadelesini izliyoruz. İsrail basını da şovun halkla ilişkilerinin başında.
İlk rahatsızlıklar Roger Waters’ın Ukrayna savaşında ABD’yi eleştiren sözleri ile Batı medyasının korosuna katılmaması ile başlamıştı. Pink Floyd’un kurucusu, Ukrayna First Lady’si Olena Zelenska’ya yazdığı açık mektupta batının Ukrayna’ya silah desteğini yangına körükle gitmek olarak tanımlamıştı. Daha sonra gelen yoğun eleştiriler üzerine Vladimir Putin’e de bir açık mektup yazdı. Bu mektupta da “…atlantiğin iki tarafının da pek rahat gözüktüğü nükleer oyunun durdurulması” çağrısında bulunmuştu. Waters’ın politik okumasına katılmak veya katılmamak size bağlı.
Ancak işler Avrupa’da çığrından çıkmış gözüküyor. Kamusal alan, tartışma, hakikat ve siyasetin bizzat kendisi büyük bir taarruz altında. Eylül 2022’de Krakow şehri Zelenska mektubu sonrası ünlü sanatçıyı “istenmeyen kişi” ilan etti. Böylece Waters’ın “This is not a Drill” turnesi kapsamında Krakow’da yapılması planlanan 2023 konserleri de iptal edilmiş oldu.
Polonya Ukrayna savaşının en şahin ülkesi. Pek de demokratlığı ile öne çıkan bir ülke değil. Bu açıdan bir istisna olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak maalesef olanlar bununla sınırlı kalmadı. Geçtiğimiz günlerde Berlin Polisi, Waters’ın Mercedes Benz Arena’daki konserinde Nazi kostümü giydiği gerekçesi ile bir soruşturma başlatıldığını duyurdu. Waters Frankfurt’ta ise iptal tartışmaları arasında sahne aldı. İngiliz İşçi Partisinden bazı milletvekilleri ise yayınladıkları mesajlarda Roger Waters’ın anavatanı olan Birleşik Krallık’ta haziran ayında yapılması planlanan konserlerinin de iptal edilmesi çağrısında bulunuyorlar. İşçi Partili milletvekili Christian Wakeford, Waters’ın suçunu şöyle tanımlıyor;
“Bay Waters bu hafta Berlindeki performansında Anne Frank’ın ismini ayrışmayı körüklemek için kullandı. Bu sırada bir SS askeri olarak giyiniyordu…”
Nazilerin 2. dünya savaşı sırasında katlettiği yahudi genç kız Anne Frank’la ilgili asıl rahatsızlık, aynı listede İsrail askerleri tarafından öldürülen Filistinli-Amerikalı gazeteci Şirin Ebu Akile’nin de bulunuyor olması. Bu kıyaslamaya duyulan rahatsızlık İsrail basınında geniş yer buldu. Şirin ile Anne nasıl aynı sahnede yer alabilirdi? İsrail devleti resmi twitter hesabı da Roger Waters hakkında tivitledi;
“Akşamı Berlin’de (evet Berlin’de) Anne Frank’ın ve Holokost’ta öldürülen 6 milyon Yahudi’nin anısına saygısızlık ederek geçiren Roger Waters dışında herkese günaydın.”

Berlin polisi meşhur sanatçının nazi kostümünü araştıradursun, olayları anlamak için yine Berlin’e, bu kez 1990’a dönebiliriz. Roger Waters ilk kez 2023 yılında giymemişti SS-vari kostümünü. Doğrusu bu kostüm Waters şovlarının en bilinen parçalarından biri. 1990’da da kariyerinin belki en çok ses getiren konseri olan, Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinin sembollerinden biri haline gelen Berlin konserinin girişinde, “in the flesh” parçası çalarken grup üyeleri -Waters’a meşhur grup Scorpions eşik ediyordu- SS askerlerininkine benzer, hemen hemen Waters’ın son turnesinde giydiğinin aynısı olan kostümleri giyiyorlardı. Hatta o konserde bugünkünden çok daha sert bir faşizm temsili ortaya koyulmuştu.
Roger Waters’ı biraz tanıyanlar bilirler, ya da yarım saat sürmeyecek bir internet araştırması gösterecektir ki “in the flesh” parçasının yer aldığı “The Wall” albümü baştan sona savaş ve faşizm protestosu etrafında bir anlatıdır. Öyle ki albüm ikinci dünya savaşında hayatını kaybetmiş bir babanın çocuğunu merkez alır. Bu çocuk babası Eric Fletcher Waters’ı 5 aylıkken kaybeden Roger Waters’ın kendisidir. Tüm bu bağlam, ikinci dünya savaşının ve faşizmin belki en acı miraslarından biri olan Berlin Duvarının yıkılışı ile Waters’ın 1990 Berlin konserinin nasıl bir sembolik eşleşme olduğunu daha iyi anlatır.
Anne Frank ve Ebu Akile’ye gelince, özellikle devlet şiddeti ile katledilmiş kişilerin isimlerini sahneye yansıtmak Waters’ın şovlarında kullandığı temalardan bir diğeri. Son şovunda ise yalnızca bu iki isim değil, örneğin Mahsa Amini gibi başka isimler de yansıtılıyor sahneye. Anne Frank ve Ebu Akile ve diğerleri arasındaki paralellik, izleyiciyi devlet şiddetinin hakikatine dair sahici bir sorgulamaya itiyor.

Berlin 1990 konserindeki coşku 1945’ten 1990’a geçen 45 yılın faşizmin izlerini unutturmaya yetecek kadar çok olmadığını gösteriyordu. Ancak hafızaya yapılan müdahale yeterince sert olmalı ki 1990’dan bugüne geçen 33 yıllık süre sonrası Berlin polisi Waters’ın “nazi kostümü” ile bambaşka bir şekilde ilişkileniyor.
Antisemitizmle suçlanmak Roger Waters ve pek çok diğer insan hakları aktivisti için alışılmadık değil. Hele yüzlerini biraz Filistin’e dönmüşlerse. Ancak bugün işler çığrından çıkmış gözüküyor. Ünlü sanatçı şayet Ukrayna savaşına dair görüşlerini kendisine saklasaydı, olaylar bu noktaya gelir miydi? Bir başka soru; Batı muktedirleri sağduyu sahibi herhangi birinin manasını kolaylıkla anlayabileceği bir kostümden, Frank ile Ebu Akile’nin kardeşliğinden hareketle böylesi çılgın kampanya yürütme cüretini nereden buluyorlar? Belki de müdahale edilen sağduyu ve kardeşliğin bizzat kendisidir. Cüretin kaynağı ise ayrı bir değerlendirmenin konusu.
Tüm bu inanılması güç trajikomik öykü, hakikatin değerini böylesine yitirmesi, ironik şekilde ifade edersek Roger Waters’ın son büyük şovu, son turnesinde sahneye yansıttığı muktedirlerin basit ilkesini hatırlatıyor;
“Anlatıyı Kontrol Et, Dünyaya Hükmet”
*“Control the Narrative, Rule the World”
KAYNAK:https://medium.com/
Şehit yakınlarına iki asgari ücret verilecek
13.05.2026
Sülfürik asit krizi bütün dünyayı etkiliyor
13.05.2026
2026 yaş çay alım fiyatı belli oldu
13.05.2026
Rasim Ozan Kütahyalı gözaltına alındı!
14.05.2026
Küba’dan ABD’ye sert uyarı
14.05.2026
A101, CarrefourSA’yı satın alıyor
20.04.2026
Bulgaristan seçimini kazanan Radev kimdir?
21.04.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İRAN SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 20.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026