Muhsin Fahrizade ve bilim dünyası - Mücahit Gültekin
Geçtiğimiz hafta İran yapımı “Tilki” filmini izlemiştim. Film, Siyonist rejimin özel istihbarat birimi Sayaret Matkal’dan üst düzey bir ajanın İranlı bir bilim adamına suikast girişimini işliyordu. Filmin girişinde Sayaret Matkal’ın İsrail Savunma Bakanlığı’na bağlı özel bir birim olduğu, Binyamin Netanyahu ve iki kardeşinin de gençliklerinden itibaren bu birimde görev yaptığı ifade ediliyor. Netanyahu’nun bir kardeşi Uganda’daki Entebbe baskınında öldürülmüş. İran’a gelen ajan ise Netanyahu’nun diğer kardeşi Yuhan. Filmin başlangıcında ekrana gelen bilgi notunda şu ifade yer alıyor: “Bu film yalnızca bir öyküdür ama geçmişte çok benzer olaylar yaşanmıştır.”
Eğer Fahrizade ve ondan önce suikasta uğrayan bilim adamları uluslararası Siyonizm’in ve ABD’nin çıkarları için çalışıyor; ya da onların çıkarlarını tehdit etmeyen işlerle uğraşıyor olsalardı onları ödüle boğabilirlerdi. Hayatları filme alınır; isimlerini belki de dünya tanıyor oluyordu. Alan Turing, ABD ve İngiltere adına çalışmayı reddetseydi hayatı beyazperdeye aktarılır mıydı? Nitekim ABD, Nazi rejimi için çalışan pek çok bilim adamını toplayıp ülkesine götürmekte bir sakınca görmemiştir. Yeter ki, yaptığınız iş onların menfaatleriyle uyumlu olsun; kim olduğunuz, kimlerle ilişki içinde olduğunuz, geçmişinizde ne yaptığınız çok önemli değil. Kaldı ki bu suikastları, ülkesini nükleer silah bahçesine çevirmiş ve kimseye hesap vermeyen İsrail yapıyor; nükleer silahın babası ve ilk kullanıcısı ABD de destek veriyor.
*
Dediğim gibi, eğer emperyalist ve kapitalist çıkarların güdümünde değilseniz; kim olduğunuz, nereli olduğunuz, yaptığınız çalışmaların bilimsel kalitesi filan çok önemli değil. Emperyalist ve kapitalist çıkarlara koşullanmış bilim anlayışını ifşa eden pek çok gelişme yaşandı bugüne kadar. Doğu’dan, Batı’dan pek çok vicdanlı ve bağımsız düşünebilen uzman, çıkar çevreleriyle ilişkili bilimin risklerine, tehlikelerine dikkat çekti. Ama kimin umurunda!
Örneğin, 2010’da Newsweek dergisinde Sharon Begley imzalı bir makale yayınlandı. Makalede, antidepresan çalışmalarıyla tanınmış Irving Kirsch’in başına gelenler anlatılıyordu. Kirsch, ABD’de sadece 1 yıl içinde 10 milyar dolarlık satış yapan antidepresanların depresyona iyi gelmediğini, “placebo” etkisinden daha etkili olmadığını, yaptığı çalışmalarla tartışmaya açmıştı. Peki bu milyar dolarlar hangi şirketlerin kasasına akıyordu? Yönetim kurullarına baktığınızda ABD başkanlarının, bakanlarının isimlerini görüyorsunuz. Örneğin Bush yönetiminin bütçe sorumlusu Mitch Daniels, dünyanın en çok satan antidepresanı olan Prozac’ı üreten Lilly şirketinin başkan yardımcılığını yapmıştı. George Bush da aynı firmanın yönetim kurulundaydı. Ulusal Güvenlik Danışma Konseyi üyesi Sidney Taurel, Lilly’nin CEO’suydu. Bush’un Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ise Xanax isimli ilacı üreten şirketin başkanlığını yapmıştı.
Yorumlar
0