2011'de TBMM'de kabul edilip 2014'te yürürlüğe giren İstanbul sözleşmesi konusunda tartışmalar bir süredir devam ediyor.
Bu konuyu en çok gündeme getirip iptali ya da ıslahı yönünde mücadele eden basın organlarından biri Yeni Akit gazetesi, yazarlardan biri de Abdurrahman Dilipak’tır.
Aynı zamanda İslami duyarlılığı olan sivil toplum kuruluşları, düşünce ve kanaat insanları ile cemaatlerin de büyük bir kısmı sözleşmenin ve buna dayalı olarak uygulamaya konan 6284 sayılı yasanın kaldırılması için çağrıda bulunuyorlar.
Zaman içinde İstanbul sözleşmesine desteğimizi çekelim diyenlerle, sözleşme kırmızı çizgimizdir diyenler birbirine rakip hale gelip medya önünde tartışırken! İşi birbirini dava etmeye kadar götürdüler.
Akit gazetesinin ve Abdurrahman Dilipak’ın 18 yıldan bu yana ülkeyi idare eden iktidar Partisi'nin adaletli her icrasının yanında ve milletin manevi değerlerinin korunması konusunda mücadele ettiğini Allah da biliyor aklıselim karar sahibi insanlarımız da.
Başörtü hürriyetleri için çok az sayıda insanın ortada dimdik durabildiği günlerde Yeni Akit ve Abdurrahman Dilipak’ın gazetenin kapanması ve tüm varlığının satılmasını göze alarak nasıl mücadele verdiğini iktidar partisinin başörtülü kadın kolları başkanı ve Kadın ve Demokrasi Vakfı üyesi yetkilisi hanım dahil hafızası yerinde olan her insanımız hatırlar.
Şimdi nereden nereye geldik ki! Abdurrahman Dilipak gibi bir insan iktidar partisinin başörtülü kadın kolları başkanının daveti üzerine 81 ilin kadın kolları yetkililerince yanlarına partinin il yöneticilerini de alarak basın önünde yaptıkları açıklamalarla suç duyurusu ile mahkemeye veriliyor. Acaba diyorum iktidar partisi'nin yetkilileri ve kadın kolları temsilcileri geçmişten bu yana destekçileri de olan Yeni Akit yöneticileri ve yazar Dilipak’la dava konusu yazı için bir araya geldiler mi, gelmedilerse gelmeme sebebi nedir? Bir parti yetkilisini tabanı ile görüşmekten alıkoyan ne olabilir ki.
Görüşmeme sebebi, rakiplerini keyifle kendilerini seyrettirmekten daha önemli şeyler midir?
Halk arasında bir söz vardır “Allah ile ve milletle dövüş olmaz.” Nasıl ki milletin oy verdiği iktidara sahip çıkma, yerine göre alkışlama, yerine göre tenkit etme görevi var ise iktidar mensuplarının da kendini iktidara taşıyan tabanla dövüşme değil, onu dikkate alarak, adam yerine koyarak dinleme sorumluluğu vardır.
Halk arasında bir tabir vardır “Eli kendine güldürme.” Kendi tabanından olan bir insanı 81 ilde medya önünde dava edip mahkemeye vermenin iktidara faydası ne olur, onu bilemiyoruz. Ama bu olay mahşeri vicdanda kabul görmemiştir diye düşünüyorum ve diyorum ki bu olay keşke yaşanmasaydı. Dostlar üzülüp rakipler sevinmeseydi.
Ne diyelim Allah akıl iz’an versin, ferasetimizi elimizden almasın.
Selam ve dua ile
İran heyetinden dünyaya mesaj!
11.04.2026
Siyonist Katz Erdoğan'ı hedef gösterdi
12.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -3 ÜSTÜN BOL 09.05.2026
Haz mı, Huzur mu? AHMET GÜRBÜZ 10.05.2026
Surelerin Mesajları: LEYL SURESİ - 9 OSMAN KAYAER 04.05.2026
Thiago Avila DERVİŞ ARGUN 06.05.2026
Eleştiri ve Ahlak YUSUF YAVUZYILMAZ 11.04.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İRAN SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 20.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026