metrika yandex

Keloğlan'dan Kurtlar Vadisi'ne: Devlete Yanlayarak 'Köşe Dönmek' | Osman Selvi

Türkiye'nin temel meselesi, iktisadi hayat ile hukukî zemin arasındaki bağı koparan güvencesizliktir. Dürüst çalışan bir mühendis, esnaf ya da işçi otuz yıl alın teri dökerek ancak bir ev sahibi olamıyorken; siyasete/güce yanlayan, kamu ihalelerini kapatan ya da gayrimeşru güç odaklarının çantasını taşıyanlar bir yılda lüks yalılar alabiliyorsa, Keloğlan arketipi yaşamaya ve alkışlanmaya devam edecektir.

1. Masalların Gizli Şifresi: Keloğlan Neden Padişahın Kızını İster?

Halk masalları bir toplumun tarih boyunca çektiği acıların, çıkmaz sokaklarının ve ortak hayallerinin şifrelendiği sosyolojik metinlerdir. Batı Avrupa masallarına baktığınızda kahramanlar çoğunlukla bir zanaat sahibidir: Bir demirci çırağıdır, usta bir marangozdur ya da değirmencinin oğludur. Üretim, el emeği ve lonca disiplini kahramanın kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bizim masallarımızın tartışmasız kralı Keloğlan'a baktığınızda karşınıza bambaşka bir manzara ve kimlik çıkar. Halbuki ahilik disiplini ve ahlakının bambaşka masallar ve hikayeler üretmesi gerekmez miydi? Bu soruyu da şimdilik bir tarafa koyalım ve yolumuza Keloğlan’la devam edelim.

Çulsuz, Mesleksiz ama Gözü En Tepede: Keloğlan'ın bir dikili ağacı, tarlası, dükkânı, mesleği ve becerisi yoktur. Hatta kelliğiyle toplumun güzellik anlayışının dışına itilmiş, bu sebeple kimsenin dikkatini celbetmeyen, yoksul anacığının sırtından geçinen 'çulsuz' bir reayadır. Fakat bu mesleksiz delikanlının gözü dengi olan bir köylü kızında değildir. Doğrudan, cesur ve pervasız bir şekilde lafı eğip bükmeden padişahın kızına anasını dünür gönderebilir. O kadar paşalar, paşazadeler dururken padişah kızını neden bu kele versin ki! Zavallı anne söylene söylene saraya dünürlüğe gider. Padişahın eşref vaktine denk geldiği için hoş karşılanır. Masalın sonunda bu imkânsız gibi görünen evlilik gökten üç elma düşmesiyle mutlu sonla noktalanır. Keloğlan mutlu olmuştur olmasına da Padişah kızının başını yakmıştır o da başka mesele.

Peki, malı, mülkü ve üretici vasfı olmayan bu kel, sarayın damadı olmak için neden yanıp tutuşur? Çünkü Osmanlı veya daha geriye gidersek bütün Türk siyasi iktisadının acımasız kuralı yüzyıllarca halkın zihnine kazınarak zenginlik kültürüne dönüşmüştür. Toprak devletindir (mîrî arazi), mal emniyeti yoktur, ölüm anında tereke borçla dağılabilir ve bir fermanla servet müsadere edilebilir. Bu piyasada alın teri dökerek zenginleşmek ve o serveti çocuklarına devretmek neredeyse imkânsızdır. Zenginleşmenin ve en önemlisi güvende kalmanın yolu güce ve güçlüye yanaşmaktar.

2. Bürokratik Melce Arayışı: İdris Küçükömer'in Teşhisi

İdris Küçükömer, 'Düzenin Yabancılaşması' adlı eserinde Osmanlı bürokrasisini çözümlerken ‘Melce’ kavramını kullanır. Küçükömer'e göre Osmanlı bürokratı ve mültezimi, Batı'daki gibi krala karşı hak talep eden özerk bir mülk sahibi olamamıştır. Her an azledilme, sürülme ve servetinin müsadere edilmesi tehdidi altında yaşayan elitler, varlıklarını koruyabilmek için sarayın içinde daimi bir siyasî 'melce' aramak zorunda kalmıştır.

İşte Keloğlan'ın masallardaki hamlesi, bürokratın aradığı bu siyasî sığınağın avam katındaki kopyasıdır. Keloğlan saraya damat olduğunda askerlikten, angaryadan, ağır cizye ve avarız vergilerinden muaf olan 'askerî' zümreye terfi eder. Üstelik bu yükseliş, yıllarca süren bir çıraklık, tasarruf veya ticari risk yerine, bir kurnazlıkla, devleri birbirine kırdırarak ya da padişahın sorduğu bilmeceyi zekice cevaplayarak 'bir gecede' gerçekleşir. Köşeyi dönmenin formülü halkın masalında dile gelmiştir: Çalışmak yorar, kurnazlık ve devlete intisap ihya eder!

3. Yeşilçam'ın Aynasında Keloğlan: Şabanizm ve Köşe Dönme Sanatı

1839 Tanzimat Fermanı ile müsadere kaldırılmış, Cumhuriyet’le birlikte en azından kâğıt üstünde kanun önünde eşitlik getirilmiş olsa da asırların şekillendirdiği zihniyet silinmemiştir. 1970'li ve 80'li yıllarda köyden şehre göç dalgalarıyla büyük şehirleri kuşatan Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit(!) yurttaşları, modern şehrin içinde kendilerini tıpkı ataları gibi sermayesiz ve güvencesiz buldular. Ve Yeşilçam sineması, Keloğlan'ı modern dekorların içine Şaban ve türevleri olarak yerleştirdi:

Kapıcılar Kralı Seyit: Modern Şehrin Keloğlan'ı: Kemal Sunal'ın canlandırdığı tiplemeler 20. yüzyılın Keloğlan'ıdır. Örneğin 'Kapıcılar Kralı' filmindeki Seyit, cebinde beş kuruş parası olmadan apartmandaki zengin fabrikatörü, bürokrat emeklisini, albayı ve tefeciyi birbirine düşürür. Zekâsı ve kurnazlığı sayesinde filmin sonunda apartmanın neredeyse tamamını satın alır. Üretim veya ticaret yapmadan sistemin zaaflarını koklayarak aracı rantını cebe indirir.

Aynı şekilde 'Köşeyi Dönen Adam' filminde bir Amerikalı amcanın hayali mirası peşinde koşan mahallelinin trajikomik hâli ya da Zeki Alasya-Metin Akpınar filmlerindeki define bulma, petrole rastlama ve piyango çıkarma hezeyanları; alın teriyle birikim yapamayan bir toplumun tek kurtuluş kapısını 'talih kuşu'nda görmesinin belgesidir. Son yıllarda gişe rekorları kıran 'Recep İvedik' figürü dahi aynı damardan beslenir: Eğitimsiz, mesleksiz ve kaba saba kahraman, tüm kuralları ve eğitimli seçkinleri kaba gücü ve sokak kurnazlığıyla alt ederek zenginleşir.

4. Kurtlar Vadisi'nden Çukur'a: Mafyaya Yanlamak ve Kapı Halkı

Mizahın güldürürken düşündürdüğü bu acı gerçek, televizyon dizilerinde sert ve karanlık bir güç boyunduruğuna dönüşür. Son yirmi yılın reyting rekorları kıran mafya ve suç dizilerini (Kurtlar Vadisi, Ezel, Çukur vb.) izleyenler, hikâyenin merkezinde mesleksiz, fabrikada veya atölyede asgari ücrete talim etmek istemeyen öfkeli gençleri görür. Bu gençler kurtuluşu mahallenin mafya babasının, karanlık uyuşturucu baronunun ya da devlete sırtını dayamış gayri resmî güç odaklarının yanında ararlar.

Paşa Hanelerinden Mafya Çetelerine: Tarihçi Metin Kunt'un 17. yüzyıl Osmanlı taşra idaresi için ortaya koyduğu 'kapı halkı' modeli, modern dizilerde birebir yaşamaktadır. Klasik dönemde beylerbeyilerin ve paşaların etrafına toplanan işsiz levent ve sekbanlar nasıl ki güce yanaşarak dokunulmazlık ve ganimet elde ettiyse; bugünün dizi kahramanları da organize suç çetelerine yanaşarak lüks ciplere, silahlara ve saygınlığa kavuşmaktadır. Zenginlikte yukarı tırmanmak üretimden değil, şiddet tekelini elinde tutan güce ve güçlüye yanaşmaktan geçmektedir.

5. Bunun Çözümü Var mı?

Kısır Döngüyü Kırmak: Peki, asırlardır süren bu köşe dönmeci, intisapçı ve devlete/güçlüye yanlayıcı zihniyet sarmalından nasıl çıkacağız? Suçu sadece Keloğlan masallarını anlatan dedelerimizde ya da mafya dizilerini çeken senaristlerde bulmak olmaz. Gerçi hiç suçsuz değillerse de sanat ve güncel kültür hayatın aynasıdır; ayna kırılınca görüntü düzelmez.

Türkiye'nin temel meselesi, iktisadi hayat ile hukukî zemin arasındaki bağı koparan güvencesizliktir. Dürüst çalışan bir mühendis, esnaf ya da işçi otuz yıl alın teri dökerek ancak bir ev sahibi olamıyorken; siyasete/güce yanlayan, kamu ihalelerini kapatan ya da gayrimeşru güç odaklarının çantasını taşıyanlar bir yılda lüks yalılar alabiliyorsa, Keloğlan arketipi yaşamaya ve alkışlanmaya devam edecektir.

Çözüm; adaletin üstünlüğünün, gerçek mal emniyetinin ve katı bir liyakat sisteminin inşa edilmesidir. Üreteni ödüllendiren kurumsal bir devlet yapısını kurarak, laboratuvarlarda, kütüphanelerde, atölyelerde çalışan gençlerimizi taltif ederek yapabiliriz bunu. Ümidini yitirmiş gençlerin şehirlerin karanlık sokaklarında güce yanlayarak kaybolmasını istemiyorsak Keloğlan’ı emekli etmeliyiz.

Paylaş

Yorumlar

1

Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Muhsin Ganioğlu 03.11.2026 20:30

Değerli Hocam Toplumsal zihin kodlarını oluşturan unsurlara vurgu yaparak insanlığın en eski hastalığını yani mal ve güç elde hastalığını Keloğlan ve mafya dizileri üzerinden çok güzel anlatmışsınız. Çözüm de çok net. Biz devleti kamu düzenini sağlasın diye istiyoruz. Gayrısına razı değiliz.