AFRİKA’DA SIRADAN BİR GÜN: KONGO’NUN MEDENİYET İNŞASI - Talha KALKAN
Kral II. Leopold, 1885’ten itibaren istediği gibi yönettiği topraklarda yapılan katliamların ve kötü muamelelerin gerçek olmadığını ve onların tümüyle İngilizlerin abartmalarından ileri geldiğini ifade ederek “Kimse kahrolası İngilizleri memnun edemez” demekteydi. Krala göre oradaki Belçikalıların yegâne amacı medeniyet götürdüklerini iddia ettiği topraklarda yaşayan inançsızlara işledikleri hatalarını göstererek onları doğru yol olan Hristiyanlığa döndürmekten başka bir şey değildi ki kral öyle bir niyet içinde olsaydı ilahi güç ona krallık vermezdi.
AFRİKA’DA SIRADAN BİR GÜN: KONGO’NUN MEDENİYET İNŞASI
1900’lerin başında Belçika Kralı II. Leopold’un şahsi mülkü olan Kongo’da arka arkaya gelen katliamlara müdahil olan bir asker şunları söylemekteydi:
“Yüzlercesinin kellesi uçtu… benim amacım ise tümüyle insaniydi. Belki yüzlerce insan öldürdüm ama bir o kadarına yaşaması için fırsat verdim…”.
Kral II. Leopold, 1885’ten itibaren istediği gibi yönettiği topraklarda yapılan katliamların ve kötü muamelelerin gerçek olmadığını ve onların tümüyle İngilizlerin abartmalarından ileri geldiğini ifade ederek “Kimse kahrolası İngilizleri memnun edemez” demekteydi. Krala göre oradaki Belçikalıların yegâne amacı medeniyet götürdüklerini iddia ettiği topraklarda yaşayan inançsızlara işledikleri hatalarını göstererek onları doğru yol olan Hristiyanlığa döndürmekten başka bir şey değildi ki kral öyle bir niyet içinde olsaydı ilahi güç ona krallık vermezdi. Onun için Tanrı’yı yeryüzünde temsil etmekte yükümlü olan birinin onun isteğine ve yasaklarına karşı gelerek kral olabilmesi imkânsız olduğundan Belçikalılar orada herhangi bir kötülük içerisinde olmasını beklemek komik bir durumdu. Bu görüş, onun en önemli savunma noktasıydı fakat gerçekler farklıydı. 1800’lerin ikinci yarısında krallık yaptığı Belçika’nın neredeyse 80 katı büyüklükteki bir toprağı kontrol edebilmek için Kral II. Leopold’un medeniyet anlayışı daha ziyade acımasızlık ve katliam üzerine kurulmuştu. İronik bir şekilde, Belçikalı yönetimin medeniyet anlayışı “Özgür” adını verdikleri Kongo’yu yirminci yüzyılın en büyük trajedilerinden birinin yaşandığı sahalardan birine döndürmüştü. Leopold haklıydı ve Kongo’dan Belçika’ya akan milyonlar onun Tanrı olarak gördüğü paranın ve gücün tahtını sağlamlaştırmıştı.
Belçikalıların Orta Afrika’nın unutulmuş topraklarındaki iktidar mücadelesi Afrika’daki köle ticaretini ortadan kaldırmak ve o topraklara medeniyet götürmek adına 1876 yılında Uluslararası Afrika Birliği’nin kurulmasıyla başladı. Bu birlik sadece Afrika’ya medeniyet götürmek ve onları modern, güçlü ve özgür bireyler haline getirmekle kalmamış; aynı zamanda, kıtayı daha iyi keşfetmek için keşif hareketlerini ortak bir kanaldan gerçekleştirmeyi öngörmüştü. Bunun üzerine, Uluslararası Afrika Birliği ile hareket etmeye başlayan Belçika Kralı II. Leopold birliği finanse ederek ünlü İngiliz kaşif Henry Stanley ile anlaşmıştı. Henry Stanley aracılığıyla Kongo’ya ciddi yatırımlar yapmaya başlayan Kral II. Leopold burada kendine bağlı bir devlet kurabilmek adına ilk adımları atmıştı. Yerel kabileler ile anlaşan İngiliz kâşif buradaki toprakların önemli bir kısmını Kral II. Leopold’un şahsi mülkü haline getirmiş ve elde edilen tapulardan yola çıkılarak 1885 yılındaki Kongo anlaşması ile Özgür Kongo Devleti kurulmuştu. Bu devlet bütünüyle Kral II. Leopold’un şahsi mülklerinden teşekkül bir yapıdaydı ve krallığa bağlı değildi. 1900’ün ilk yıllarına kadar bu özel mülk ülkesinin dış dünyayla bağları neredeyse sıfırlanmış ve milyonlarca insan sistematik bir eziyetin kurbanı olmuştu.
Kral II. Leopold’un bu insani desteğinin akabinde 1890’larda Avrupa’da başta otomotiv endüstrisi olmak üzere birçok alanda kauçuğun önemli bir hammadde olarak görülmesi Kongo’nun tüm geleceğini acı şekilde belirlemişti. Kauçuk ağacının her yerde yetişmemesi ve bu ağacın çok uzun yıllar sonucu büyümesi bu ağaca sahip Afrika ve Asya ülkelerinin Avrupalı medeni denklerinin dikkatini celp etmiş ve Kongo bu listenin başını çekmişti. Tüm dünyanın kauçuğa ciddi manada ihtiyaç duyması onu gittikçe değerli kılmış ve Kral II. Leopold da bu durumdan yararlanmak adına ilerleyen dönemde Kongo Ulusal Ordusu’nun temelini oluşturan “Force Publique” (Halk Ordusu) adlı bir yerel kolluk kuvveti kurmuştu. Bu kolluk kuvveti sayesinde kauçuk başta olmak üzere değerli hammaddelerin ve madenleri toplanmasında yerel halktan koordineli şekilde faydalanmak düşüncesi ortaya konmuş ve kendilerine adeta sonsuz yetkiler verilmişti. Bu yetkiler yerel halkın zorla kauçuk toplamasına ve fildişi bulmasına zemin hazırlar ve olası isyanlarda veya düşük hasılatta halka akılalmaz cezalar uygulamış ki ellerin veya ayakların kesilmesi bunların en çok uygulananlardan. Bu cezalar sadece yetişkinlere değil; 4-5 yaşındaki çocuklara da uygulanan ve onların yakınlarına gözdağı vermeyi amaçlayan sapkın bir düşüncenin sonucuydu. Hatta kendilerine verilen günlük veya haftalık kotalarını dolduramayan ama çalışmak zorunda olduğu düşünülen erkeklerin eşlerinin veya çocuklarının ellerinin kesilmesi de son derece olağan bir durumdu. Bu eziyetler altında çalışmak zorunda olan erkeklerin çok önemli bir kısmı ağır çalışma şartlarından hayatını kaybederken kadınlar da başta uyku hastalığı olmak üzere çeşitli rahatsızlıklardan dolayı ölümle mücadele etmekteydi.
Zaman içerisinde yerel halka zulmün artması ve yavaş yavaş kitlesel direniş mücadelelerinin patlak vermesiyle yerel kuvvetlerin sayısının çoğaltılmasının getirdiği yükten bunalan Belçikalılar ise çözümü daha ekonomik (!) tedbirlerde bulmuştu. Buna göre, isyan eden, isyana katılan veya zorunlu çalışmadan kaçan yetişkinlere karşı kullanılan mermi sayısı kadar Belçikalar yerel kuvvetlerden kendilerine kesilmiş el getirmelerini istemişlerdi. Bu şekilde, gereksiz mermi kullanımı ortadan kaldırılabilir ve bütçedeki fazlalıklar atılmıştı. Alınan bu tedbirlerle sadece bütçedeki fazlalıklar değil; Kongo nüfusundaki fazlalıklar da (!) atılmış ki Belçikalılardan önce 30 milyonluk bölge nüfusu 1908 yılında baskılara dayanamayan Belçikalıların Kral II. Leopold’dan burayı devraldığı dönemde 8 milyona kadar inmişti. Geriye kalansa büyük bir travmanın içerisinde yaşayan bölük pörçük bir hale gelmiş bir toplumdan başka bir şey değildi ama tüm bu yaşananlar tarihin tozlu sayfalarında dipnot bile olmayan binlerce olaylardan biriydi. Dönemin ünlü yazarlarından biri ve dünyaya Kral II. Leopold’un yaptıklarını anlatan ilk isimlerden olan Mark Twain şunları söylemekteydi:
“Oldukça tuhaf görünüyor ki 30 yılı aşkındır Leopold ve Belçikalılar gece-gündüz demeden hayvani bir vahşilik ile bilinen aşağılık suçların yüzlercesini Kongo’nun yardıma muhtaç halkı üzerinde uygulamıştı…”.
Her ne kadar 1908 ve 1909’da dünyada artan baskı ile Belçikalılar işleri Kongo’da biraz daha düzeltmiş olsa bile dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan bu Afrika ülkesinde kan, katliam ve gözyaşından başka bir şey yaşanmamakta. Belçikalıların medeniyet inşasının güzel bir örneği olan bu ülke Afrika’nın kaderinin de bir göstergesi konumunda. Neredeyse hiçbir ülke Belçikalıların orada yaptığı kıyımlara ve mezalimlere karşı ne dün ne de bugün ses çıkarmamakta. Susmanın susanları da suça ortak etmesi nedeniyle birçokları kendi sırasının gelmesini ve kendi Kongo’sunu yaratmayı beklemekte. Ruanda, Türkistan, Cezayir, Bosna’da olduğu gibi.
“Ey mutsuzlar! Kardeşlerinizi boğazlıyorlar, göz yumuyorsunuz. Çığlıklar duyuluyor, ama siz susuyorsunuz. Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki, “sessiz kalırsak bize dokunmaz” diyorsunuz. İyi halt yiyorsunuz…”
Bertholt Brecht

Bir baba az kauçuk topladığı için kendisi yerine kurban olarak seçilen kızının kesilen ellerine bakıyor…


Yorumlar
0