metrika yandex
  • $31.81
  • 34.54
  • GA15470

Yerin Sarsılmasından İnsanın Sarsılmasına Afet Olgusu ve İnsan Varlık İlişkisi -6

MEHMET YAŞAR SOYALAN
07.10.2023

 

Kusurlu Yeryüzü, Mücbir Sebep ve Anadolu’nun Topokrafik Gerçekliği

Yeryüzünün bu kusurlu halini, insanoğlunun müteselsil kötülükler ve bu kötülüklerin neden olduğu mücbir sebepler açısından Anadolu’yu merkeze olarak okumaya çalıştığımızda sürekli bir teyakkuz hali içerisinde olmamız gerektiği ortaya çıkıyor. Sadece deprem değil, sel ve kuraklık tehlikesinin de hayati tehditler oluşturduğu anlaşılıyor. Bu nedenle bu gerçekleri esas alarak Anadolu’nun yerleşim haritasının ve kapasitesinin yeniden yapılması gerekiyor. Elli, altmış bin kapasiteli bir bölgeye bu kapasitenin çok üstünde, örneğin milyon civarında insanı yerleştirdiğinizde yeni ve daha büyük felaketler kaçınılmaz olacaktır. Bu yeni şehirleri, Anadolu’nun coğrafi özellikleri (dağ, göl, su yatakları, tarım alanları) ve şu anki nüfus yapısı esas alınarak, iki katlı bahçeli evler şeklinde dizayn ettiğimizde bu iş için Anadolu toprakları yeterli gelmiyor ve neredeyse nüfusun yarısı açıkta kalıyor. Yaşam sürelerinin uzaması ve daha başka nedenlerle ülke nüfusunun her yıl biraz daha artması bu teyakkuz halinin devre dışı kalmasına, ovalarda, tarım alanları üzerinde yeni Antakyaların, yeni İstanbulların kurulmasını zorunlu hale getiriyor. Elbette bu zorunluluk yeni felaketleri de zorunlu hale getirecektir.

Biraz da deprem mühendislerinin ve diğer yer bilimcilerinin, inşaat ve toprağın doğası konusunda ahkâm kesenlerin hali pür melali üzerinde durmak gerekir. Modern bilim tasavvuru, belli araçlar, teknik analiz ve ölçümler kullanılarak toprağın yapısı ne olursa olsun toprak üzerine her ebat ve çapta binaların yapılabileceği kanaatindedir. Bu tasavvura sahip “bilim adamları” ve onların çatı kuruluşları kanaatlerini sadece kanaat olarak ifade etmenin çok ötesinde geçerek her birimizin hayatını ve geleceği inşa konusunda en belirleyici rolü oynuyorlar. Çünkü bu kanaatleri “bilirkişi” raporlarına dönüşerek bu alandaki tüm yasa ve yönetmeliklerin ilmi gerekçesini oluşturduğu gibi bir ölçüde olurunu da veriyor. Dolayısıyla toprak ve inşaat üzerinde kafa yoran bilim adamlarının bu bilgi tasavvurları başta yöneticiler olmak üzere tüm toplum kesimlerinin ayartılmasında ve ovaların şehirleşmesinde ve buralarda gök delenlerin pıtrak gibi çoğalmasında bilgi zeminini sağlaması yanında psikolojik zemini oluşturduğunu da söylememiz gerekir.

Yer kürenin ve toprağın doğasını tam olarak keşfederek ona bütün boyutlarıyla vukufiyet kesp ettikleri iddiasının bir yansıması olarak bu bilim adamları kendilerinde yer küre ve toprak adına konuşma yetkisini görüyorlar, hatta kendilerini “toprağın efendisi” olarak sunuyorlar ve karşılık da buluyorlar. Bu nedenle, yaşanan felaketlerde bunların ve sahip oldukları bilgi tasavvurunun önemli bir payı olduğu kanaatindeyim. Oysa yaşanan her felakette özellikle de son 6 Şubat depremi net olarak gösterdi bu toprak ve yerküre uzmanları yerkürenin doğasını gereği gibi öğrenememişler ve ona vukufiyetleri de çok sınırlıdır. Aynı zamanda materyalist bilgi ve bilim tasavvurları da yerküreye ve toprağa gereği gibi vukufiyet sağlamalarına izin vermemektedir.

Günümüz gerçekliğinde bu devridaim, kısır bir döngüdür ve kısır döngü, insanoğlu, varlık, insan, bilgi tasavvurunu doğa yasaları ile uyumlu bir şekilde yeniden ele alıp ona göre bir hayat tasavvuru inşa etmedikçe devam ede gidecektir. Şu anki hal, şu anki tasavvurlar sorgulanıp, elin tersi ile itilmedikçe yeni bir tasavvurun inşası da mümkün olmayacaktır.

Devam edecek...

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş