metrika yandex

Türkiye Mısır İlişkilerinde İkinci Bahar Havası mı?

04.06.2020
Ahmet GÜRBÜZ

“Beni bu güzel havalar mahvetti,

Böyle havada istifa ettim

Evkaftaki memuriyetimden” der Orhan Veli.

Şiire, tütüne, aşka müptelasını hep bu güzel havalara bağlar.

Ben de böyle güzel havalarda istifa etmiştim Çocuk Esirgeme’deki görevimden, ömrümün ilkbaharında. Gençlik hayallerimi süsleyen Ezher Üniversitesi’nde eğitim için gittiğim Kahire’nin İnternational havaalanından Rabia mıntıkasındaki evime giderken yolda başlamıştı ilk hayal kırıklıklarım. Gün be gün arttı aslında bu inkisarım; ama serde delikanlılık var, gemileri yakmıştım gelirken, dayanmalıydım. Dayandım da, ta ki ülkemdeki 28 Şubat cellatlarının son sınıfa geçtiğim yıl diploma denkliklerini iptal edip, idealist gençliğimi kökten kesip Nil’in sularına atmasına kadar.

Kısmetse bir gün buradan devam ederiz Kahire yıllarına, Mısır güncelerimize inşallah.

Hali hazırda siyasi ilişkilerimizi Dışişleri Bakanlığı şu şekilde özetliyor: “Türkiye ile Mısır arasındaki diplomatik ilişkiler 2013 yılından bu yana karşılıklı olarak maslahatgüzar düzeyinde sürdürülmekte, bununla birlikte iki ülke Dışişleri Bakanları arasında çeşitli vesilelerle kısa görüşmeler gerçekleştirilmekte, Mısır’ın Ankara Büyükelçiliği ile İstanbul Başkonsolosluğu ve ülkemizin Kahire Büyükelçiliği ile İskenderiye Başkonsolosluğu faaliyetlerine kesintisiz olarak devam etmektedir.”

Yaklaşık 3500 vatandaşımızın hala orada ikamet ettiği ve 2010 yılında Kahire’de açılan Yunus Emre Kültür Merkezi’nin faaliyetlerine devam ettiğini yine Dışişleri’nin sayfasından öğreniyoruz.

Fatih Altaylı’nın Aydınlık Gazetesi’nin manşet haberini köşesine taşımasıyla bu konu yeniden ısındı. Bana kalırsa Aydınlık Gazetesi de, backroundu olan bir konuyu belli hazırlıklardan sonra El Ehram Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Muhammed Sabreen’in(*) kaleminden dökülen taleplerle bir ‘detente’ durumu oluşturmak için kolları sıvamış durumda.

Türk gazeteciler arasında bu konuyla ilgili düzenli takip ve yazılarından dolayı Fatih Altaylı’nın hakkını teslim etmek lazım. Hükümet cenahındaki yazıp çizenler, Mısır’da iş işten geçtikten, darbe gerçekleşip rejim değiştikten, özellikle de Mursi’nin şüpheli vefatından sonra derin bir sessizliğe gömüldüler. Son zamanlar Libya’daki gelişmeler düzleminde bir iki cılız sesi saymazsak. Orada da açıkça bu konuda olumlu bir talep dile getirmeye cüret eden birine henüz rastlamadık.

Sol kesimdekilerin bu konuyla ilgili tutumları temelden sakat. Onlara göre Türkiye’deki İslamcılığa ilham kaynağı olan, hatta onu besleyen İhvan Hareketi’nin başını ezen askeri rejimle behemehâl ilişki kurulmalı, dolaylı olarak desteklenmeli. Zira onlar orada kendi sabıkalı sicillerini görüyor, onunla motive oluyorlar galiba. Belki de 31 yıllık diktatör Mübarek’in Şubat 2011’de hallinden sonra apar topar bizim 80 anayasamızı alıp tercüme ettirdikleri onların da kulağına gitmiştir.

Türk solu Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki ilkesel yaklaşımını bırakın anlamayı, takdir etmeyi; görmemezlikten gelmeyi tercih etmiştir. Sanki Mısır’da iktidar değişimi normal yollarla olmuş gibi.

Altaylı’nın CHP lideri ile 3 Eylül’de yaptığı programda; “Türkiye olarak Doğu Akdeniz’de yalnız kalındığı, Suriye ile aynı pozisyonda olunduğu, Mısır'ın bölgenin en egemen gücü olduğu, Türkiye'nin bu bölgede egemenliğini, gücünü gösterebilmesi için Mısır ile ortak hareket etmesi zaruretinin doğduğu ve İsrail'in de buna destek vereceği” cümleleri döküldü Kılıçdaroğlu’nun dudaklarından.

Gelinen noktada İsrail, Mısır ve bazı Avrupa ülkelerinin dahi Türkiye ile işbirliği zemini aradıklarını görünce bu öngörünün ne kadar yerinde (!) ve milli (!) olduğu anlaşılmaktadır.

Mısır cephesine gelecek olursak; öncelikle şunun altını çizmek gerek ki, Arap liderler hiçbir konuda ittifak edemezler, Türkiye-Erdoğan düşmanlığında ettikleri kadar. Bu diyalog talebi Mısır yönetiminin bilgisi ve teşviki ile gerçekleşmiştir. Doğu Akdeniz blokunun çatlaması, Türkiye’nin Libya yönetimi ile sağladığı başarı, körfezin şımarık ve çaylak yöneticileri ile Trump’ın öngörülemeyen talepleri Mısır yönetimini bunaltmış ve böyle bir hamleye mecbur bırakmıştır.

Şu satırlar Mısır’ın efsane Dışişleri Bakanı ve Arap Ligi eski Genel Sekreteri Amr Musa’ya ait: “Tartışmasız Türkiye'nin attığı adımlar çok önemli stratejiler içeriyor. Türkiye'nin varlık gösterdiği bölgelere baktığımızda TSK körfez ve Kızıldeniz'in yanı sıra Akdeniz'in güneyinde de mevcut. Türkiye dünyanın en güçlü 2 ülkesi olan ABD ve Rusya ile zekice çalışıyor. Gerektiğinde Rusya'ya hayır diyebildiği gibi, ABD'ye de hayır diyebiliyor. Her iki ülke ile çıkarları olduğunda buradayım da diyebiliyor. Türkiye ekonomik açıdan ‘bölgenin en zengini benim.’ diyen bir ülkedir. Şüphesiz dünyanın en temel ekonomilerinden birine sahip. Belli bir maden kaynağına sahip olduğundan değil. Rusya ve bütün batı ülkeleri arasındaki çok önemli ve stratejik coğrafi bir merkezde yer alıyor.”(**)

Mısır’ın Türkiye ile ilişkilerini ve eski dostluğunu kurtarma konusundaki azim ve kararlılığının iyice anlaşılması için şu önemli bilgiyi de paylaşmak isterim. 1915 sözde ermeni soykırımının 100. Yılı etkinlikleri için Erivan yönetimi tarafından resmi davette bulunulur. Seksen milyon nüfusunun yaklaşık %10’u Hristiyan olan ülkeden birkaç kilise anmalara katılım sağlar. 24 Nisan’dan bir iki gün önce Mısır Dışişleri bütün büyükelçilerine bir tamim gönderir ve anma etkinliklerine katılım sağlanmaması istenir.

Muhammed Sabreen’in bu talebi Türk medyasında gerektiği kadar makes bulmadı ama Arap basınında kıyametler koptu, halen de tartışılmakta. Bağlandığı TV kanallarında devlet ya da herhangi bir müessese adına konuşmadığını, yazdıklarının kişisel görüşleri olduğunu, El Ahram ile bir alakasının olmadığını ısrarla söylemesine rağmen kimsenin inandığını sanmıyorum. Zira El Ehram Gazetesi manşetten tekzip yayınlamak zorunda kaldı. Dipnotta hakkındaki malumatlara bakılırsa söylediklerinin hiç de yabana atılası şeyler olmadığı anlaşılacaktır.

Her ne kadar dünya büyük bir köye dönmüş olsa da dış politikada başarı, yakın komşularla sürdürülebilir iyi ilişkilerde gizlidir.

* Muhammed Sabreen Kahire, Al-Ahram Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. Forbes Arabia Dergisi, Birleşik Arap Emirlikleri, EUROMED ve Medya Görev Gücü üyesi. Daha önce yaptığı sayısız görevler arasında Al Bayan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni (2006-2007), Avrupa Birliği Ticaretini Geliştirme Programı Medya Danışmanı (TEP-A) (2005-2006), El-Riyad Kalkınma Otoritesi Medya Koordinatörü, Suudi Arabistan (1991-1994) ve Al-Shark Al-Awsat Gazetesi, Al-Eqtisadiah Gazetesi, Sayidaty Dergisi ve Al-Majallah Dergisi'nin Yazı İşleri Müdürü. Dünya Basın Enstitüsü Daimi Üyesi ve 1982'den beri Mısır Basın Sendikası üyesidir.

** https://youtu.be/SQD3kFm_HJ4

Yorum Ekle
Yorumlar (5)
ismail ozyrut

06.06.2020

Hocam ellerinize sagklik Iliskilerin düzelmesi icin öncelikle her iki ulkenin karsilikli saygı dduymasi gereken konular vardır ve bunlara dikkat edilmelidir ikinci bir konu olarak bu gerginliğin kazanı kimdir ? kimlerin isine geliyor? Misir bölgenin guclu ülkelerinden ve bizi mutlaka iliskileri düzeltmenin konusunda adimnlar atmamız lazım ve şahsen Misirda yasayan bir turk olarak öncelikle ülkemizde bulunan tv kanallarının ve Misir aleyhinde yapılan aciklamarin dikkatli ve misir ile iliskileri kötüye giturmeyecegine dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. bir vize inc bir sene bekletilen Turk vatandaşları bu krizden ek çok etkilenen kesimdir. yoneticilerin durumu düzeltmektedir icin adim atmaları zamanı gelmiştir ve geç kalınıyor saygilarimla
Halil Hoca

04.06.2020

Teşekkürler. Ufuk açıcı irdelemeler çok güzel. Ecdadınıza rahmet.
İbrahim Güneş

04.06.2020

\"Su akar, yatağını bulur.\" sözü gereğince,her şeyin en güzele ulaşması duasıyla, diline gönlüne sağlık!
Mehmet Aldemir

04.06.2020

Elerine sağlık değerli müdürüm Allah senin gibi insanlari başımızdan eksik etmesin
Ömür Çelikdönmez

04.06.2020

Mısır Türkiye ilişkilerinde yaşanan sorunun çözümünde anlaşılan sona geliniyor. Sayın Gürbüz analitik değerlendirmesiyle ufkumuzu açtı, kalemine sağlık güzel insan