metrika yandex

Riyakârlık Sonuç, Korku Nedendir

Mustafa YILDIZ

01.05.2021

Günlük hayatımızda en fazla mevzuu edilen, ilgi alanımıza giren konu başlıkları sıralaması yapılsa, kanaatimizce “Din” konusu en üst sıralarda yer alır.Din;bilimle olan ilişkisi nedeniyle bilim insanlarını ilgisini çekerken, sosyal-kültürel-siyasal alanlara ışık tutma, referans edilme yönüyle de toplumun neredeyse tamamının gündeminde bir şekilde yer alır.Bu nedenle geniş halk kitleleri tarafından da sosyal hayatta dini mevzular oldukça fazla alan kaplar. Bir oranlama yapmak belki mümkün değil ama, şu da bir gerçek ki, ülkenin en ücra köşelerinde bile her konumdaki insan tarafından “Din” ve ilgili mevzulardan bahsetme, fikrini ileri sürme gayet doğal karşılanır.

Toplumun ortak mevzu arayışı sadece dini mevzularla sınrlı değil elbet. Politika, sağlık ve futbol gibi mevzuları da sohbetlerin müşterek konuları arasında sayabiliriz. Bu konularda herkesin mutlaka söyleyecek sözü vardır.Kimi zaman bu konularda hararetli konuşmalara da şahit oluruz. Takım tutar gibi savunmalar yapılır.Tartışmalar hepte sonuçlar üzerinden yapılır.Çünkü;çözüme dair söyleyecek argümanları yoktur. Yaklaşımlar genelde hissidir, duygusallık ön plandadır.Tartışmaların bilimsel tarafı oldukça zayıftır. Konulara bir taraftar gibi bakılır.Usül genelde budur.  

Dini mevzulardaki tartışmaların nedeni de büyük çoğunlukla cehalet üzerinden yürür. Bilgisizlik ve yobazlık sonderece ön plandadır. Genelde iddialar duyumlar üzerine bina edilir. Kaynak gösterilmez savunulan tezler anonimdir. Halbuki; son yıllarda özellikle “Din” ile alakalı konularda düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmak isteyen, meraklı insan sayısı bir hayli arttı. İnsanımızda bu merakın olmasını garipsemiyor, üstelik bir zenginlik olarak görüyorum. Demek ki; Akıl sahiplerine hitaben söylenen; “Düşünmez misiniz?”, ”Akletmez misiniz?” gibi teşvikler inanan insanlarda kabül görmüş diye de sevindirici de bulabiliriz. Tavsiye edilen emir de herkesi kapsıyor zaten. Yani sorunun muhatabı hususi değil ki, umumidir. Kuşkusuz inanan herkesi ilgilendirmesi memnuniyet vericidir.

Pek tabii ki inanan insanın sağlıklı düşünmesi, tefekkür etmesi ve sonucunda da hakka dayalı düşünce üretmesi kendisinden beklenen bir davranıştır. İşte sıkıntı da burdan sonra başlıyor. Zira kişi düşünüyorsa şayet, tabii olarak bir şeylerde tasavvur ediyor/edebiliyor demektir.

Çünkü; düşünce dünyası hareketlenen kişi, düşündüklerini bir şekilde ifade etme gereği duyar. Düşünen insanlardan beklenen de doğruların hakim olması adına emek mahsulü bu birikimlerini ifşa etmeleri, yazılı veya sözlü olarak topluma bir şekilde aktarmaları ve toplumla buluşturmalarıdır. Bu istidat sahibi kişilerin topluma yararlı düşünceler üretmeleri iyiyi, güzeli, doğruyu ve sonuçta hakikata götürecek bilgiyi kamuoyuna arz etmeleri hem görevleri ve hem de toplumun onlardan beklentisi olarak görülmelidir.

Mevcut yasalarda bir vatandaşlık hakkı olarak tanımlanan “Düşünce Özgürlüğü” kavramı, kimi iktidarlarlar tarafından “Düşün ama konuşma” şeklinde pratize edilmiş, zaman zaman bedeller ödetilmiştir.Yapılan baskılar sonucu insanımız olanları sineye çekerek içine kapanmak zorunda bırakılmıştır. Bu korku bulutları toplumun üzerinden hala tam olarak atılmışta değil.

Halbuki, düşünen insan beyninde tasarladığı ve hayalini kurduğu şeyleri konuşma, illaki ifşa etme gereği de duyar. Şarj olmuş insana deşarj olma fırsatı da verilmelidir. Öyleyse bir başkasına zararı olmadıkça, terörü teşvik etmeyen her düşünceyi ifade etmeye izin verilmelidir. Bu aynı zamanda insanın bireysel kişilik hakkı olduğu da unutulmamalıdır.  

I.Dünya savaşı sonrası kurulan iktidarlardan kalma bir geleneğin devamı olsa gerek, hakim güçler statükonun istemediği görüş belirtenleri hep düşman katagorisinde kabül etmişlerdir. Sebebi de;”Niçin benim gibi düşünmüyorsun?” olmuştur. Halbuki fikri zenginlikler daha fazla sayıda düşüncenin topluma sunulmasıyla mükemmel hale gelerek elde edilir.Yoksa, tek tip düşünmeyi dayatmayla, insanları koro haline getirme, illa bana benze gibi baskılamalarla bir korku atmosferinde yaşama zorunda kalan insanlardan yeni şeyler üretmeyi beklemek hayalcilik olur. Oysa, “İstişare ederler, sözün en güzeline uyarlar” emrini;”herkes herhangi bir konu hakkındaki fikrini/düşüncesini özgürce ve korkmadan dile getirmeli, harmanlanarak en güzeli, doğruya en yakın olanı kabul edilmeli” şeklinde anlaşılmalıdır.

Ortaya atılan her düşünce mutlaka doğruyu temsil eder denilmez/denilemez de. Ama her görüşün içeriğinde doğrunun parçaları olabilir. Bu parçaları bir araya getirerek bütüne ulaşma, hakikata yaklaşma daha kolaylaşır. Yanılmalar olmaz mı? elbette olacaktır. Bu da tabii ve doğal kabül edilmelidir.

Düne kadar keyfi ve zorlamalarla yorumlanan yasalardan kaynaklı bazı yasaklardan tam kurtulduk derken, yasaklar şekil değiştirerek adeta yeniden beliriverdi. Bu baskıların bazısı psikolojik baskı olarak yazılı ve görsel medya aracılığı ile yapıldığını görebiliyoruz artık. Mesala, ekranlarda arz-ı endam eden adeta kendilerini her konuda tek otorite gören, topluma tepeden bakan, her  mevzuda kendilerini uzman/yetkin gören, “Ben bilirimci” bir zümre oluştu/oluşturuldu. Adeta bu kişiler zımmen; “Biz konuşur, biz yorumlarız, ama siz yorum da sorgulama da yapamayın, sadece bizi dinleyin” demektedirler. Görsel medya’yı takip edenler şunu fark etmişlerdir herhalde, hep aynı kişiler yorum yaparlar. Maşallah bilmedikleri konu da yoktur. Literatürlerinde “Bilmiyorum” diye bir kelime bulamazsınız. Yeter ki konu başlığı verin.Her konuda uzman olan onlardır. Kanal değiştirseniz dahi aynı tipleri görme sürpriziniz değişmez.Olsun, zararı yok kabül edelim. Ancak, bir insanın her konuda uzman olması insan fıtratına aykırı düşer.Vatandaşa saygı adına hiç değilse konunun uzmanları çağrılsın bari.

Burada güdülen maksat, seçtikleri konunun dışına çıkmadan tez-antitez şeklinde tartışarak olası farklı görüşleri yok saymaktır. Halbuki birileri aykırı düşünüyorsa/düşünebiliyorsa “Demek ki toplumda sizden farklı düşünenler de var” diye onlarda heseba katılmalıdır. Bunu artık görmek gerekir.Yoksa güneşe gözlerinizi kapatmakla sadece kendinize karanlık yaparsınız o kadar.Ben bütün bunların bilinçli olarak yapıldığına inanıyorum. Zira, burda topluma dayatılan şey, oluşturulmak istenen algı şekli şu olsa gerek;”Siz olaylara bizim pencereden bakın, olayları bizim gibi yorumlayın, bizim gibi düşünün, bizim cenahtan görülen yöne doğru bakın, bizim tespitlerimizin dişında farklı arayışlara girmeyin.Sizin için güzel olanı da ancak biz biliriz. Sakın! farklı düşünmeyin” diyerek vatandaşı zoraki istedikleri yöne doğru sevk etmek istemektedirler.

İster oluşturulmuş bu zümrelerin dayatmaya çalıştığı “Resmi algı”dan olsun, isterse zorlamayla yorumlanan yasalardan kaynaklı olsun, kişi düşüncesini serdederken bir korku/endişe duyuyorsa, bir çeginğenliği varsa ve bu yaygın hale gelmişse, o toplum da “Riyakarlık” ve “Takiyyecilik” hiç bitmez. Çünkü;bu kişilik bozukluğuna zemin hazırlayan, insanda var olan bu hasletlerin yayılmasını tetikleyen yegane saik hiçkuşkusuz işte bu kahrolası korku ortamıdır.

Mesela;yanınızda sizden çekinerek düşüncelerini ifade etmeyen/edemeyen kişi mutlaka kendini rahat bir ortamda bulduğu an sizin arkanızdan konuşur.Bu böyledir.Yapılması gereken;Kini, nefreti ve terörü beslemeyen her görüşün rahatlıkla konuşulmasına müsade edilmeli, kişi korkmadan, rahatlıkla düşüncelerini alenen dillendirebilmelidir. Hassaten;”İslam”i endişesi ve hassasiyeti olanların ise “İslam”ın tanımına uygun (Barış ve esenlik) olarak, çok daha hoşgörülü olmaları, daha toleranslı davranma zorunda olduklarını da unutmamalıdırlar.

İnsan aynı zamanda “etkilenen bir varlık” olduğundan dolayı, Aile, Okul, çevre ve ulaştığ bilgi kaynakları da onu etkiler.Herkes aynı çevre ve aynı kaynaklardan beslenmediğine göre farklı düşünmeler nomal kabül edilmelidir.Kişinin dünya’ya bakışı, hayatı okuyuşu, olayları yorumu seninle aynı paralelde olmayabilir. Hatta % de yüz aksini de iddia edebilir.İnsandaki bu hasletlerin görünür kılınması güven ortamını oluşturmakla ortaya çıkar.İster bireysel, isterse mahalle baskısı altında olsun korkan insan kendini böyle hissettiği müddetçe kimliğini/kişiliğini gizlemek zorunda kalır. Tavırların da şeffaflık olmaz/olamaz. Dolayısıyla kimin ne düşündüğü de bilinmez. Herkes biribirine kuşku ile bakar hale gelir. Güven kalmaz, toplum içine kapanır korku ve endişe hakim olur ki, bu da yeni fikirlerin ortaya çıkmasını engeller.İçten pazarlıklı tipler çoğalır, açık toplum olma yerine kapalı bir toplum haline gelmiş oluruz.

Aslında karşıdan bakmaya gerek yok. Aynı mahallenin insanlarıyız. Buluşacağımız ortak noktalarımız o kadar çok ki, saklanması gereken mahrem şeyleri bile kişi kendini güvende hissedince telefonlar aracılığı nasıl afişe edebiliyorsa, hatta mahremini dahi paylaşanlar var. Bu güven ortamı sağlansa inanıyorumki insanlar içinden geçenleri rahatlıkla paylaşır ve yeni yeni fikirlerin ortaya çıktığını görmüş oluruz.

Bence düşündüklerini fikir bazında bizimle paylaşan insanlara saygı duyulmalıdır. Bu görüşler size göre yanlış fikirler de olabilir. Katılmazsınız olur biter. Ayrıştırmanın kimseye yararı olmadığı da ortada. Nasılki mahkeme karar vermeden kimse suçlu sayılmıyor, kişi de masum sayılıyorsa, lütfen;Mahkeme-i Kübra’nın kararı bilinmeden da sadece zahiri delillere bakarak kararlar da verilmemeli. Özellikle din adına kimseyi kolayca ötekileştirmemeli ve sonderece dikkatli olunmalıdır.

Mustafa YILDIZ / ANKARA

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş