metrika yandex

RİBADAN (Haksız Fazla Kazanç) DAHA KÖTÜSÜ VAR MI ?

Muhsin GANİOĞLU

02.01.2022

Riba hakkında yazmanın zor olduğunun  hele de geleneksel olarak toplumumuzda faizle karıştırılan ve çoğunlukla da bankaya para yatırma/çekme işlemi üzerinden  açıklanmaya çalışılan bir hususta yazmanın, çok zor bir konu olduğunun farkındayım. Bununla birlikte bu konuda yazmayı bir sorumluluk olarak telakki ediyorum.

Bu yazıdaki amacım kelimelerin nasıl oluştuğuna ilişkin bir değerlendirme yapmak veya dini bir konuda yazmak değildir. Ekonomi tahsili yapmış, yıllardır iktisadi hayatın içinde bulunmuş ve emeğin, ticaretin, paranın ne olduğunu bilen/bilmeye çalışan birisi olarak bu yazımda; gündelik hayatımızda her gün yaşadığımız ve sonuçları itibariyle; toplumdaki emeksiz kazançları körükleyerek haksız servet aktarımına ve birikimine zemin hazırlayan, buna karşılık üretimi, tasarruf etmeyi ve dengeli servet dağılımını engelleyen ekonomik bir kavram olarak “haksız fazlalık kazancını” (riba) ele almak istiyorum.

Doğal olarak her dilde kullanılan kelimeler, isimler ve kavramlar, o dildeki maddi-manevi varlığın anlamı ve sınırlarını belirler. Bu durum; insanın konuşmaya ve dillerin oluşmaya başladığı günden beri, dahası Allah’ın ademoğluna (insanoğluna) isimleri öğretmesinden beri böyledir. Bu itibarla bir kelimeyi, ismi veya kavramı anlam dünyasının dışına çıkarmak ve ona kendi keyfine göre anlam yüklemek, işin doğasıyla ve tarihle çatışmak anlamına gelir. Hele de bu Allah’ın kitabında olan bir kelimenin anlam kaymasına uğratılmasıysa bu asla kabul edilebilir bir şey değildir.  

Bu manada FAİZ kelimesinin başına gelenler başka bir kelimenin başına gelmiş midir? Bilemem. Allah’ın kitabında “iyi kazanç” anlamında kullanılan (Nur Suresi 52. Nisa 13. gibi)  bir kelimenin; içi boşaltılarak ve farklı anlamlar yüklenerek, yine Kitap’ta en kötü iş ve amellerden birinin adı olan ve belirlilik takısıyla gelen (yani ayetin indiği toplumda ne anlama geldiği açıkça bilinen) ve “haksız fazla kazanç” anlamındaki RİBA kelimesinin yerine kullanılması, asla kabul edilebilir bir şey değildir.

Şayet kendi dilimizde ribayı karşılayan bir kelime varsa bunu kullanmamız gerekir. Yoksa aynı dilde iki ayrı anlam içeren iki kelimeyi bir biri yerine kullanmak  bir zulumdür, haksızlıktır. Bu şekilde riba kelimesinin içi boşaltılarak, haksız ve karşılıksız elde edilen bir çok gayrı meşru kötü kazancın üstü örtülmüş, faiz adı altında iş; sadece yatırılan ve çekilen para karşılığında bankalardan alınan ve verilen bir fark kazancına indirgenmiştir. Bu itibarla  yazımızda “riba” kelimesi yerine “haksız fazla kazanç” ibaresi kullanılacaktır.  

Din, haksız ve karşılıksız fazlalık (riba) eyleminin karşılığını belirtmiş olmakla birlikte, neyin veya hangi işlemin buna dahil olduğuna, hukuk ve iktisat bilimini kullanarak akıl karar vermelidir. Zira ayetin indiği zamanda ve toplumda  bilinen bir işlem olan haksız fazlalık kazancını (riba) için bugün salt geçmiş bilgi ve uygulamalara bakarak karar vermek mümkün değildir. Özellikle insan nüfusunun arttığı, doğal ve beşeri kaynakların fütursuzca tüketildiği, çevrenin hızla erezyona uğradığı, üretim-tüketim ilişkilerinin geliştiği ve karmaşıklaştığı, iletişim imkan ve kaynaklarının arttığı, teknoloji ve otomasyonun arttığı, yapay zekanın insan özgürlüğüne sınırlar koyduğu bu çağda; iktisadi hayatı çok iyi anlamak, çözümlemek, işin tabiatını iyi tanımak, haksız ve karşılıksız fazla kazanç alanlarını iyi kavramak ve bunları önleyici zihinsel, davranışsal ve hukuki durumları oluşturmak durumundayız. Bunun yanında doğal (tabii) olanı ve insanlığın değişmez değerlerini iyi anlayıp bu çağın yakınmalarına karşı önerilerde bulunmak durumundayız.  

Öncelikle haksız fazla kazanç anlamına gelen ribayı anlayabilmek için para, değer, mal-hizmet ve alım-satım  kavramlarına  ve bunların işlevlerine göz atmak gerekir.

Para; temelde senyoraj hakkını (para basma-genişleme hakkı) elinde tutan otorite tarafından, gerçek ve tüzel kişilerin alışverişlerini takas yoluyla değil de,  banknotla (banka senediyle) üzerindeki değeri karşılığında yapmaları için piyasada dolaşıma sürülen  bir  değişim aracıdır.  Yani para esasında otoritenin (devletin) takas yerine  alışveriş için piyasaya sunduğu borç senedidir. Paranın icadından beri bu böyledir.

İşin tabiatı gereği mal ve hizmet karşılığı olmadan tedavül edilen her türlü (kaydi, nakdi, kredi, dijital vs) parasal genişleme; ekonomide gerçek durumu yansıtmayan ve “enflasyon” (parasal şişme) olarak tanımlanan durumu meydana getirir. Enflasyon oluşmaması için ölçümlemeyi (istatistik) gerçeğe dayalı  olarak yapabilen, kayıt altına alınmış bir ekonomide mal ve hizmet üretimi yapmak ve üretimdeki artış oranında parasal genişlemeye gitmek  gerekir. Bu yapılmalıdır ki para; değişim işlemine aracılık etmek olan asli görevini yapabilsin.

Değer; belli bir zamanda alan ve satanın, serbest iradelerine etki eden her türlü baskı ve ivazdan bağımsız olarak özgürce herhangi bir mal veya hizmeti almaya ve satmaya razı olduğu fiyattır.

Mal-hizmet; insan ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan ve alınıp satılan, insan emeğiyle oluşan veya doğal olarak tabiatta bulunan herşeydir.

Alım-Satım; insanların ihtiyaçlarını karşılamak için taraflara hem borç ve hem de alacak yükleyen her türlü ticari ve hukuki muamelelerdir. Bir insan pazardan aldığı mal karşılığında para ödeme borcu, satanın para alacağı, mal satanın sattığı malı hileden ari olarak verme borcu, alanın da malı alma alacağı vardır. Malın mal ile mübadelesi anlamındaki takas da borç doğuran bir alım satım işlemidir ki; paranın icadından önce insanlar alım-satım muamelelerini bu şekilde yapmışlardır. Dolayısıyla ribanın konusu esasen “emval” dir.

Alım satımlarda malın, hizmetin ve/veya bunların değişim ölçüsü birimi olan paranın  değerinin korunması, bütün hukuk düzenlerinin ve dinlerin ilgilendikleri yegane konudur. Bu itibarla alım satımlarda mal, hizmet ve/veya paranın değerini düşürecek her türlü spekülatif (aşırılık) hareket yasak edilmiştir. İnsanların mal  ve haklarının değerinin korunması esastır. Mal ve hizmet alım satımı yaparken ölçü-tartı yapmak, yalan söylememek, ayıplı, fahiş fiyatlı  mal satmamak/almamak, pazarı korumak  gibi temel ilkelere riayet etmek, insanların  mal ve haklarının korunması içindir.   Zira  mal, hak ve paranın   değeri korunmadığı zaman insanların bir kısmı diğerlerine rağmen sebepsiz zenginleşmiş olur.

Diğer yandan ihtiyacın çok üstünde mal ve hizmet üretmek de hem israfa yol açacak hem de mal ve hizmetin değerini düşürecektir. Geçmişte/bugün  yaşanan üretim bollukları da tabiatın ve insanın/toplumların dengelerini bozmuş, malın ve hizmetin değerini düşürmüştür. Bu değer düşüşlerden sonra büyük iflaslar, yokluk ve darlıklar ve arkasından ani çok yüksek fiyat yükselişlerinin geldiğini de akıldan çıkarmamak gerekir.

Görüleceği üzere iktisat/ekonomi bir denge işidir ve bu dengenin bozulması, özelde insanı, genelde ise çevreyi ve tüm varlığı etkileyen sonuçları doğurur. Fert ve toplum hayatındaki krizlerin, kavgaların, şiddetin, hatta savaşların ve tabiattaki bozulmaların  en temel sebeplerinden birisi iktisadi dengenin bozulmasıdır. Haksız fazla kazanç (riba) da ekonomik dengelerin bozulmasına etki eden unsurların başında gelmektedir.

Ekonomik hayatın dengesine doğrudan müdahale eden haksız ve karşılıksız fazla kazanç alanları (riba) nelerdir ve etkileri nedir? Bunlardan bazılarını aşağı bölümde ele alacağız.   

1- Mal ve hizmet üretimi karşılığı olmaksızın yapılan parasal genişleme, haksız fazla kazanca (ribaya) sebebiyet veren bir işlemdir. En başta otoritenin mal ve hizmet üretimi karşılığı olmaksızın para basması ve/veya kredi hacminde artış yoluyla parasal genişlemeye gitmesi, haksız fazla kazançtır/haksız fazla kazanca sebep olmaktadır. Satın alınan mal ve hizmet karşılığında karşılıksız çek kesmek veya senet vermek ne ise; mal ve hizmet üretimine karşılık olmaksızın para basmak veya parasal genişleme yapmak da aynı şeydir ve sonucu felakettir.

Bu durumda paranın alım gücü düşer ve değerini kaybeder, değer düşüşü gelecek beklentilerini de değiştirir.

Mal ve hizmet üreticileri nasılsa değeri düşecek diye olabildiğince en yüksek fiyatlamayla mal ve hizmetlerini satışa arz eder, bazen alıcılar da “nasıl olsa fiyatı artacak şimdiden alayım” diye suni talep artışında bulunur ve bu süreç toplumları uzun yıllar içinden çıkılamayacak ekonomik felaketlere sürekler. Ticari ahlak bozulur

Karşılıksız basılan veya genişleyen para arzına denk üretim yapılmadığı için mal ve hizmet fiyatları hızla artar, ayrıca enflasyon ortamlarında sermeye birikimi yapılamaz, devletler kendileri için gereken para kaynaklarını; kamu hizmetlerine zam yaparak, daha fazla vergi koyarak, ya daha fazla para basarak veya parasal genişlemeye giderek yada daha fazla dış borçlanma yaparak karşılamaya çalışırlar ki; bunların tamamı dar ve sabit gelirlilerin (gelirlerinde, enflasyon oranında artış olmadığı için) aleyhine, varsılların da lehine olacak şekilde “haksız ve karşılıksız fazla kazanç” durumunu doğurur.

Enflasyonun olduğu ülkede; ekonomideki “kötü para iyi parayı kovar” kuralı gereğince yerli para ile tasarruf da yapılamaz. Ülkenin sermaye ihtiyacı dış kaynaklardan karşılanmaya çalışılır. Başka ülkelerin birikimleri sermaye olarak transfer edilir. Bu şekilde sermaye ithalatı ülkenin en büyük ithalat kalemi haline gelir. Özellikle de sıcak para denilen kısa vadeli fonlar en önemli spekülasyon aracı olur.  

Bunun yanı sıra para; üretime değil, döviz, altın, gayrimenkul gibi spekülatif yatırım araçlarına kayar ve bu varlıklara olan talep, bunların fiyatlarını artırır ve bu bir şekilde dış girdi ile üretim yapılan mal ve hizmetlerin fiyatlarını artırır. Gayrimenkuldeki haksız fiyat artışları; insanların en önemli barınma ihtiyacı olan konut ve işyeri fiyatlarını dolaylı olarak da kiraları artırır. Bu artışlar dar ve orta gelirli insanların konut edinmelerini zorlaştırır. Yatırım olmaması sebebiyle üretim daralmaları yaşanır, işsizlik artar.

Yine fiyatlardaki sürekli artışlar sebebiyle üretim yapan şirket ve kişiler, geçmiş yıllara göre gerçekçi durum değerlendirmesi ve bütçeleme yapamaz.  Bunların sonucu olarak verimlilik kavramı anlamını kaybeder. Tüm ülkede israf artar ve faktör verimliliği düşer.   

Ayrıca özellikle mal ve hizmet artışından fazla oranlarda yapılan parasal genişlemelerden sonra para arzını daraltmak (ekonomiyi soğutmak) için uygulanan ani parasal sıkılaştırma politikaları, yatırımların durdurulması ve ödemelerin ertelenmesi gibi tedbirler, karşılıksız çek ve senetlerde artışa sebebiyet vererek  özellikle mal ve hizmet satan aleyhine ve alan lehine olacak şekilde karşılıksız ve haksız artışa sebep olur.

2-Mal ve para iddiharı yaparak (stokçuluk) piyasada darlık oluşturmak; Özellikle bazı ürünlerde piyasadaki tekelleşme çabaları, kartel ve tröstler oluşturmak da fiyatların spekülatif olarak yükselmesine sebebiyet vererek fertlerin daha yüksek fiyatlardan mal ve hizmet satın almalarına sebebiyet verir ve sonuçta haksız ve karşılıksız fazla kazancı (riba) doğurur.  Bunun yanında paranın belli ellerde toplanması da harcama meylini azaltarak mal ve hizmetlerin değerini düşüren bir mahiyet kazanır.

Dolayısıyla malın veya paranın belli ellerde temerküz etmesi de para veya malın değerini tek taraflı olarak belirleme imkanı verdiğinden haksız ve karşılıksız kazançları doğurur.  

3-Gayrimenkulden elde edilen haksız imar-rant kazançları da en önemli haksız ve karşılıksız kazançlardan birisidir. Özellikle artan nüfus, kırsaldan şehir merkezlerine olan kontrolsüz göçler ve  çarpık tarım, sanayi ve şehirleşme politikaları sebebiyle şehir merkezlerinde arsa, konut, işyeri vb. gayrimenkullere olan talep artar. Şehirlerin kenar mahallelerinde hazine arazilerini kapatanlar veya çok ucuz fiyatla tarla-arazi satın alanlar, bu arazilerden daha sonra imar geçirerek veya imar geçtiğinde; çok kısa zamanda hiçbir çaba, emek harcamaksızın, hiçbir üretimden kazanılmayacak kadar çok büyük kat kat haksız rant kazançları elde ederler. Buna emsal artışlarını da eklediğimiz zaman haksız kazancın boyutları inanılmaz seviyelere varır. Öyle ki; bina maliyetlerinde arsa payları % 60-70 lere kadar ulaşırken, salt inşaat maliyeti 300 bin TL olan bir konut, şehrine göre 1, 1,5, 2, 3, 5 milyon TL ye kadar varan fiyatlara satılabilmektedir. Bu örnekleri artırmak mümkündür.  

Üretimden daha cazip hale gelen arazi, arsa, gayrimenkul rantları sebebiyle insanların birikimlerinin veya kullandıkları kredilerin çoğu, rant olarak çok yükselmiş konut ve iş yeri alımına gider. Yükselmiş gayrimenkul fiyatları da kiraların artışına sebebiyet verir ve bu  artışlar hem üretim maliyetlerinin artırmasına hem de  sabit gelirli insanların gelirlerinin daha fazlasını kira ve konut için harcamalarına sebep olur. Böylece düşük ve orta gelirli insanlardan varsıllara kat kat haksız gelir transferi oluşur.

Yine haksız ve karşılıksız gayrimenkul kazancı elde edilmesi sebebiyle sermeye  belli ellerde toplanır ve/veya sermaye gayrimenkul sektörüne kayar. Bu çağda bir toplumu diğer toplumlardan ayıracak olan üretime yeterince sermaye aktarımı yapılamaz. Öyle ki bankalar üretim için vermedikleri kredileri gayrimenkul sektörüne aktarırlar. Bunun sonucu olarak çığır açan icatlar yapılamaz, üretim artışı olmaz, artan nüfusa iş bulunamaz ve işsizlik sorunu çözülemez.       

Gayrimenkul üzerinden haksız kazanç oluşmaması için devletin; dengeli şehirleşme ve sanayileşme politikaları oluşturması, haksız rant oluşumuna sebep olmayacak şekilde gerekirse arazi kamulaştırmaları yaparak “ilk el arsa” oluşturması, telafi edici ve önleyici para ve mali (vergi vb) politikaları geliştirmesi gerekir.

4-Son katılanın bir öncekini finanse ettiği ev, araba, ve dijital para gibi her türlü saadet zincirlerinden elde edilen kazançlar da haksız kazançtır. Maalesef insanın herhangi bir ihtiyacını  giderecek bir üretim karşılığı olmaksızın haksız ve karşılıksız kolay para kazanma araçlarında birisi de;  ev, araba, dijital para ve bankerlik gibi son katılanın öncekilerini finanse ettiği saadet zinciri şeklindeki yapılanmalardır. Bunlar emeğe hürmet etmeksizin insanların “kısa zamanda çok kazanma” duygularını istismar ederek çeşitli yol, yöntem ve vaatlerle,  paralarını veya varlıklarını alarak  haksız ve karşılıksız olarak zenginleşirler. Bu şekildeki yapılarda sisteme en son katılanlar, en fazla bedel ödemek durumunda kalırlar. En son yaşanan dijital para çöküşleri veya çiftlikbank gibi saadet zincirleri  bunun son örnekleridir.

5-Tefecilik de haksız fazla kazanç (riba) çeşitlerinden biridir.  Ekonomik darlığa/acze  düşen kişi ve kurumlara verilen para için enflasyonun kat kat üzerindeki bir bedelle  ve kuralsız olarak para alınması anlamına gelen tefecilik de bir haksız kazançtır. Bu şekildeki bir kazanç yüzünden çiftçi, esnaf, sanayici vb. bir çok insanın zarara uğradığını ve intihara varan sonuçlarla karşılaşıldığını etrafımızda çok görmüşüzdür.

Bütün bunlardan ayrı olarak özellikle enflasyonist ortamlarda insanların ellerindeki parayı bankalara yatırmaları ve bu suretle paralarının değerini korumalarının veya cari oranlardan kredi kullanmaları sebebiyle aldıkları ve verdikleri farkların da haksız kazanç olmadığını değerlendiriyorum. Aksine enflasyon ortamında vade sonunda aynı parayı geri almak/vermek, paranın alım gücünü düşüreceğinden, bu durum parayı alan/veren açısından haksız ve karşılıksız kazanca tekabül eden bir  kazancı (riba) doğurur. Örneğin 100 TL ile 20 ekmek alınan bir ortamda, bir yıl sonra 100 TL ile 15 ekmek alınıyorsa, para 5 ekmek alımı oranında değer kaybına uğramış demektir. Vade sonunda aynı paranın ödenmesi, para alan açısından haksız kazanca tekabül etmektedir.  

Yaşadığımız çağda bize riba dendiğinde ne anlama geldiğini bilmeden, haksız  ve karşılıksız fazla kazanç (riba) ile mücadele etmek imkansızdır. Haksız fazla kazançla   mücadelenin  ilk şartı da fertlerde, toplumda ve devlette içselleştirilmiş hak, hukuk bilinci ve zeminidir.

Muhsin Ganioğlu

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş