metrika yandex

KABİLİN SOYU

Enes TARIM

02.06.2021

Canı cehenneme rahat uyuyanın kapısını örtenin perdesini çekenin

Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın duvarları ancak çarpınca görenin

Canı cehenneme başkasının yangınıyla evini ısıtıp, yemeğini pişirenin…”

                                                                                               (Ş. Erbaş)

 

İçimizdeki nefret ve her şeye sahip olma duygusu Kabilin genlerini taşımaktan mı geliyor bilmiyorum ama galiba onun soyuyuz biz.

Yüreğimiz kıskançlık, kibir, öfke ve haset dolu. 

İlk cinayetin faili öz kardeşimizin katiliyiz biz.

Adağı kabul olmayınca asırlar boyu öldürerek hayat bulduk.

O yüzden yeryüzünde işlenen her cinayette payımız var bizim.

Yüzyıllar boyu kin ve nefretimizle yaşayıp putlara taparken,

O, Efendimiz, önce Mekke de sonra Medine de

Bize sevgiyi, adaleti ve hikmeti öğretti…

Kitabı takvayı kardeşliği ve yoksullara ikram etmeyi ondan öğrendik biz.

Onun yaşadığı çağa “Asrısaadet” dedik.

Arındık temizlendik kemalatın zirvesine eriştik. 

Ama O gidince yine içimizdeki kin ve sahip olma duygusu yeşerdi çölün susuz ve çorak vahalarında.

Ve önce en yakınlarından, sevdiklerinden, ehlibeytinden başladık yok etmeye.

İçimizdeki kin dışımıza taşarak sel misali kuşattı Arabistan yarımadasını.

Zulüm olup kapladı her yeri.

Önüne gelen her şeyi sürükleyip yutarak büyüdü, büyüdü…

Gözümüz o kadar dönmüştü ki, muhaliflerimizin mezarlarını açıp cesetlerini yeniden asmaya, naaşlarını tekrar kırbaçlamaya kadar götürdü bizi emellerimiz.

İşgal ettiğimiz beldelerde Yeşil saraylar inşa ettik; süslemeleri kıymetli madenlerden.

Büyük ve göz alıcı mescitler yaptık, ışıltılarla dolu olup, içimizin kirini gizleyecek mabetler…

Yakın akraba ve çocuklarımızı iktidara getirdik “akrabalara yardımcı olun “hadisleri uydurarak.

Zenginliğin kaynağına, çöreklendik; nüfuzlu ve verimli makamlara…

İşgalden işgale koşarken talan ve ganimet fetihleri yaşadık.

Gözümüz kara, gönlümüz kara, sarıklarımız kara idi bizim…

Allah’ın evini mancınıklarla harap etmeye dahi götürdü iştihamız bizi.

Sorunu hep karşıdakilerde aradık.

Bencillik enaniyet açgözlülük ve ihtirasımızı dışımızdakilerle ifade ettik hep.

Oysa içimiz karaydı bizim; beynimiz, zihnimiz, gönlümüz kara…

Birbirimize tahammülümüz yoktu; farklılıklara, eleştiriye, hoşgörüye…

Farklı kabile ve ırklara, farklı dil ve tenlere, farklı mezhep ve düşüncelere tahammülümüz olmadı hiç.

Yeniye ve iyiye hep karşı olduk biz.

Biz yönetmeliydik her yeri ve her şeyi.

Bizim gibi düşünmeli, bizim gibi bakmalı ve görmeli ve bizim gibi olmalıydı her şey.

Kitabımız güzellikleri anlatıyordu ve elçimiz sevgi, adalet ve iyiliği fısıldamıştı zihinlerimize…

Ama ne yapabiliriz ki?

Gözümüz kara, gönlümüz kara, sarıklarımız kara idi bizim…

Hep güçlü ve zalim olmaya çalıştık.

Hakikati ve iyiliği temsil etme gibi bir gündemiz olmadı hiç.

Hep bencillik, kayıtsızlık ve korkaklık üçgenlerinde gezindik.

Kendimiz dışındakilerin maruz kaldığı zulümler, işgaller, katliamlar, istilalar, sömürüler umurumuzda olmadı hiç.

Kendi çıkarlarımıza dokunulmadıkça kralların tağutların firavunların hizmetini görmekte bir sakınca görmedik hiçbir zaman.

Ümmeti, kardeşliği, uhuvveti ve adaleti düşünmedik hiç.

O yüzden bölüne bölüne ufalanarak bu günlere kadar geldik.

Kimse bizi aldatmadı uyutmadı ve avutmadı.

Her şey gözlerimizin önünde cereyan etti.

Zihnimiz, algımız güce meyyal olduğu için, gücü ve güçlüyü sevdiğimiz için kendi irademizle kullanışlıyız biz.

Allah’ın sünnetullahı gereği zulümler denizinde yüzüyor ve hak ediyoruz aslında biz bu aşağılanmayı.

İçimizdeki milliyetçi, mezhepçi, hizipçi ve hurafeci bağnazlıklar bu hale getirdi bizi.

Allah’tan kitaptan ve sevgiliden günden güne uzaklaşmak kalplerimizi katılaştırıp tevhidi bilinçten uzaklaştırarak dünyayı sevdirdi bize.

Teslimiyetçi olmayı yaşayarak öğrendik biz…

Selam ve dua ile…

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş