metrika yandex

İslam ülkelerinin Güç Temerküzü Mümkün mü?

12.01.2020
Derviş ARGUN

Büyük Şehid, İmam Hasan El Benna'nın "bugünün gerçekleri dünün hayalleri, bugünün hayalleri de yarının gerçekleridir" sözü, hem kendi çağına, hem de tüm çağlara ve kaygısı olan herkese söylenmiş bir sözdür. Şehid edildiği 1949 yılı Şubat ayında liderliğini yaptığı ihvan'ın, Mısır ve Mısır dışında toplam üç bin ofisi bulunuyordu. Kısacık ömrüne sayısız gerçekleştirilmiş hayal sığdıran Hasan El Benna, tasavvufi duruş, eylemci tavır ve kültürel yaşayış üzerinden şekillendirdiği İhvan'ın, bugün dahi gıpta edilecek çizgideki duruşunun mimarıdır.

Bugün dahi gıpta edilecek duruş diyorum, çünkü en büyük zulmü ve acıyı yaşamalarına rağmen, Mısır'da ferasetli bir duruş ortaya koyarak, katil, gasıp Sisi'nin Mısır'ı daha fazla yakıp yıkmalarına engel oldular. İsteselerdi onlar da Mısır'ın Suriye gibi yol geçen hanına dönmesine izin verir, dahili bir savaş başlatır ve onlarca yıl sürecek bir çarpışmanın fitilini ateşleyebilirlerdi. Ama gıpta edilecek ferasetleri, ne iç savaş sayılacak bir mücadelenin içine girmelerine ve Sisi celladının Esed gibi milyonlara ulaşan bir katliam yapmasına, ne de yabancı savaşçı diye isimlendirilen grupların Mısır'da saf tutmasına izin verdiler.

Öldüler, yakıldılar, zindanlara atıldılar, işkencelere uğradılar ama ne Mısır'ın ne de Mısır üzerinden Gazze'nin işgaline fırsat verecek bir sürece izin vermediler. İsrail, Mısır'da Sisi üzerinden taraflardan birisini İhvan'ın oluşturduğu bir iç savaş çıkartabilseydi, muhtemelen Sina'ya yerleşen yabancı savaşçılar üzerinden Gazze'yi cihad bölgesi ilan edecek ve Gazze'nin şu an ağır aksak giden hayatını da felç edecekti. Ama tekrar ifade edelim ki, toprağa birer birer düşmelerine, kızlarını, oğullarını kaybetmelerine rağmen, İhvan'ın liderliği buna müsaade etmedi.

Tüm bunlardan dolayı ben, Mısır'da sürecin henüz tamamlanmadığını ve İhvan'ın bu duruşunun bir geri dönüşle sonuçlanacağına inanıyorum. Bu, 70 yıl önce şehit olan bir liderin öğretisinin, 70 yıl sonraki yansımasıdır.

Şimdilerde böylesi dini liderlerimiz yok. Kuşatıcılık ve kucaklayıcılık, pespaye siyaset anlayışımıza ya da doymak bilmeyen iştahalarımıza paspas yapılarak ayaklar altına alındı. Herkes kendi dünyasından oluşturduğu anlayışın ve hatta inancın mutlak doğruluğu üzerinden kişiye özel, yeni itikadi açılımlar yaparak, nasıl ayrışırızın kavgasını veriyor.

Müslümanların kendi aralarında bir güç temerküzü, güç merkezlerini işgal etmiş sözde Müslüman liderlerce düşünülecek en son şey. Sözde Müslüman liderler bir yana, bölgesel yardım kuruluşlarından dev teşkilatlara, vakıflardan, tarikatlara kadar tüm oluşumlar, kendi mutlak doğrusunun arkasına tahkim ettiği yığınlar üzerinden grup, hizip ya da cemaatsel duruşlarını güçlendirmeye çalışıyorlar. Yani Müslümanların birlikte olma mecburiyetleri ile, bu mecburiyeti karşılama kabiliyetleri arasında devasa bir uyumsuzluk vardır. Ve bu uyumsuzluk, tam yüzyıldır hem ABD'nin hem de 1948 sonrası İsrail'in işini oldukça kolaylaştırmıştır.

Fiziksel bir birlikten bahsetmiyorum. Onun hem anlamsızlığı hem de gereksizliği tartışılmaz. Uygulanabilirliği ise artık çok zor. Ama Müslümanlara liderlik edecek bir kurumsal yapı tabii ki oluşturulabilir. Bu yapının illaki dini anlayış üzerinden yüzde yüz mutabık olması gerekmez. Hatta o kadar ki, ortak alanın İslam olduğu ama ilişkilerde temel referansların siyasi, iktisadi ve askeri güç üzerine kurgulandığı bir kurumsal yapı olması, işleri daha da kolaylaştırır. Bunu Papalık ve Vatikan üzerinden, Hıristiyan dünyanın kısmen çözdüğünü söyleyebiliriz.

Bunun için 57 ülke, iki milyar nüfus ve 50 yaşına girmiş İslam işbirliği Teşkilatı'nın elden geçirilmesi ve hatta lağvedilmesi ve yeni, özgün bir yapının kurulmasıyla başlanabilir. İçinde Türkiye, İran, Endonezya, Malezya, Mısır ve Nijerya gibi Müslümanların üçte ikisinin yaşadığı on başat ülkenin bir araya gelmesi diğer 47 ülkeyi de el mahkum bu yapının içine girmeye mecbur edecektir. Yani İslam ülkelerinin tamamının anlaşmak zorunda olması, büyük bir yalandır. Böyle bir zorunluluk yoktur. Anlaşması gereken bu on ülke omuz omuza verdiğinde diğerlerinin itaat etme dışında bir ihtimalleri yoktur, zaten olması gereken de bu değil midir?

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Mustafa ali

13.01.2020

Allah sina dağındakilerden İslam ülkelerini kurtarsın
Mehmet Emin

13.01.2020

Son derece doğru tespitler. Inşallah o günleri görmek nasip olur.