metrika yandex

İRAN İSLAM DEVRİMİNİ 42. YILDÖNÜMÜNDE HATIRLAMAK

Süleyman ARSLANTAŞ

10.02.2021

Amerika’nın, Amerika’da eğitim görmüş tüm asker ve sivil bürokratların gayretlerine rağmen Şah, sokağın gücüne fazla dayanamayarak 16 Ocak sabahı Mahabat Havaalanı’ndan ayrılırken geride olağanüstü güzelliklerdeki Niavaran, Gülistan, Sadabad gibi sarayları bırakarak İran’ı terketti. Geri dönme ümidi vardı. Zira 1953’de Musaddık döneminde de İran’ı terketmişti ama geri dönmüştü. Çünkü o gün Musaddık’ın sokak gücü yoktu. Birçok anlı-şanlı Ayetullah her ne kadar Musaddık’a destek verseler de, Humeyni, Musaddık’a destek vermedi ve çekimser kaldı. Bunlardan Ayetullah Abdülkasım Kaşani, Ahmed Safai, Zencani kardeşler gibi birçok ruhani Musaddık’ın yanında yer aldılar. Üstelik Tahran Pazarı’ndan destek almasına rağmen Musaddık’ın arkasında sokak ve kadınlar yoktu.

Takvimler 1 Şubat 1979’u gösterdiğinde bu kez Mahabat Havaalanı’na Şah’ın 1964’de sürgüne gönderdiği 78’lik ihtiyar, uçağında Beni Sadr, Kutbizade, İbrahim Yazdi, Ahmed Humeyni gibi önemli şahsiyetler bulunduğu halde İran’a ayak basıyordu. Tabi gazeteciler de mevcuttu. Hatta onlardan birisi İmam’a: ‘15 yıllık sürgünden sonra İran’a geri dönerken ne hissediyorsunuz?’ diye sorduğunda cevap; “hiçbi şey” olmuştu. Humeyni kendisinden emin bir şekilde Ayetullah Mutahhari ve Ayetullah Pesendide’nin arasında uçaktan inerken meydandaki yüzbinler çoşkun bir şekilde tezahürat yapıyorlardı. Fakat o, bunları adeta görmüyor, duymuyordu. Sanki normal bir programda gibi sadece halka el sallamakla yetindi. İmam’ın halkla kucaklaşması beklenirken O, kendisini götürmek için gelen iki havacı subayın mersedesine değil, Muhsin Refikdust’un Blazer’ine binmeyi tercih etti. Ve hedef Beheşt-i Zehra Mezarlığı idi. Mezarlığa gitti. Şehitlerle hasbihal etti. Ardından devrimin gerçekleşmesinde önemli emeği olan başta Abadan petrol işçileri olmak üzere sair işçilerle muhabbet etti.  

Humeyni’nin Tahran’daki ikinci gününde yoğun bir ziyaretçi akımı başlamıştı. Belki de işçi, gençlik ve Pazar esnafından daha çok devrime katkıda bulunan kadınların ziyaretlerine mani olunamıyor, neredeyse yüzlerce kadın izdihamdan bayılıyordu. Durum devrim Konseyi’ne bildirildi. Yetkili bir konsey üyesi, İmam’a kadınların ziyaretinin ertelenmesini arzetti. İmam’ın cevabı: “Siz, benim bildirilerimin ya da sizin konuşmalarınızın mı Şah’ı ülkeden çıkardığını sanıyorsunuz? Şah’ı bu kadınlar kovdu, neden onları engellemeye çalışıyorsunuz? Gidin ve o kadınların rahatlıkları için gerekli tedbirleri alın.”

İran’daki Devrim, Humeyni’nin 15 yıllık sürgün sonrası İran’a dönmesi bunlar sıradan, kendiliğinden olan işler değildi. Uzun, yorucu, bedeli ödenen bir süreç sonrası hasıl olan bir sonuçtu. Kısaca bu süreci tahlil ettiğimizde öncelikle Şahlık rejiminin; İran’ın bölgesel itibarı, askeri gücü ve önemli petrol gelirlerinin olmasına rağmen, İran’ın ekonomik, bürokratik ve siyasi rantı belirli bir zümrenin tekelindeydi. Halk, bunu gözlemliyor ve yer yer de olsa muhalefetini, tepkisini ortaya koyuyordu. İran’ın petrol gelirlerinin önemli bir kısmı Amerika’ya gidiyor, diğer kısmı ise Şah ve yandaşları tarafından paylaşılıyordu. Halka ise ancak bunlardan arta kalanlar yansıyordu. Bir diğer önemli neden ise Şah’ın 1963’te ilan ettiği ‘Toprak Reformu’ idi. Toprak reformu toprak ağalarını güçlendirirken, emekçi köylüleri mahrum bırakmıştır. Servetin adil bir şekilde dağılmamasının sonucu olarak da ciddi anlamda başta köylüler, çeşitli halk katmanları, çarşı-pazar esnafı Şahlık rejimine karşı öfkeleniyor ve muhalefet ediyordu. Ne var ki bu saydıklarımızın ve sayamadıklarımızın muhalefet ve öfkeleri Şahlık rejiminin bir bakıma ülke içerisinde teminatı olan İran İstihbarat Örgütü SAVAK tarafından acımasızca bastırılıyordu. Bilhassa 1973-1974 Petrol krizi sonrası İran’ın elde ettiği petrodolarla Amerika’dan alınan çeşitli silahlar, harp araç ve gereçleri rejime adeta güç veriyordu. Ve rejim bu gücünü bir; Amerika’nın direktifleri doğrultusunda Rusya’ya karşı, iki, İran’daki Amerikancı bir düzen olan Şahlık rejiminin korunması için halka karşı kullanıyordu.

İran’daki halk, Pazar esnafı, mollalar, dünyanın çeşitli ülkelerinde eğitim almış entelektüel çevreler tüm olup-bitenleri takip ediyor ve güçlerinin Şahlık rejiminin gücünden daha fazla olduğunu farkediyorlardı. Bu nedenle de başta ruhaniler olmak üzere halk hiçbir şekilde Şah’la ve rejimi ile uzlaşma yolunu seçmedi. Önem verdikleri ve bu biat ettikleri taklit mercilerinin direktiflerini dikkate alarak programlarını yapıyor ve programa göre hareket ediyorlardı. Bu durum, genelde rejimden ekonomik yönden bağımsız olan medreselerle halkı biraraya getiriyor ve medrese temsilcileri rejime değil, halka hesap vermeyi önceliyorlardı. Zira medreselerin geliri devletten değil, halkın verdiği ‘Humus’dandı.

Elbette 11 Şubat 1979 Devrimi’nin başka nedenleri de vardı. Bu nedenler arasında öne çıkan temel faktörler ise kısaca; güvenilir bir lider profilinin ete-kemiğe bürünmüş bir halde oluşu (Humeyni), ikincisi yine liderin yanında halkın teveccühünü kazanmış akliyeti yerinde, güvenilir bir kadronun oluşu, üçüncüsü halkın hemen her kesimini kucaklayacak ortak bir söylemin, ortak bir paydanın olması ki bu payda: ‘Şah’a ve Şahlık rejimine karşı olmak’ ortak paydasıdır. Diğer yandan medreselerin, dindar halk kesiminin de tereddütlerini giderecek bir başka ortak payda da: ‘Tevhidde Vahdet’ ortak paydasıdır. Bu söylem ilk başta gerçekten mezhebi söylem ve ayrışmaları bastıran, Şii-Sünni ayırımını öteleyen bir söylem, bir ortak payda idi. O günün dünya şartları dikkate alındığında, dünya iki kutuplu olarak nitelendiriliyordu. Doğu Bloku ki başını Sovyetler Birliği Varşova Paktı çekiyordu, Batı Bloku ki, bunun da başını Amerika ve NATO çekiyordu. İmam Humeyni bunlara da karşı çıkarak, özgün bir duruş sergileyerek ‘Ne Doğu, Ne Batı, Ancak İslam’ söylemi ile bloklara da rezerv koydu.

Yazının başlarında Abadan işçileri ve diğerlerine hitabından bahsetmiştim. O hitabından bir cümle ile nokta koyalım. Ekonomik bir müjde, refah vaadi bekleyen işçilere: ‘Sakın ha! Devrim yaptık, artık petrol gelirleri bizim demeyin. Zira Hz. Peygamber (a.s.) ‘su, ateş, otlakıye ümmetin ortak malıdır.’ buyurmuşlardır. Dolayısıyla bu ülkede üretilen her damla petrolde tüm ümmetin ve mustaz’afların hakkı vardır.’ Kısaca devrimin yıldönümü münasebetiyle olup-bitenleri tekrar hatırlamak ve hatırlatmak istedim.

Meraklıları için son bir not. Efendim! Devrimin süreci, seyri böyle idi, bugün de böyle mi? Sorusuna kısaca ‘ÖYLE DEĞİL’ diyorum.

10 Şubat 2021

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
y karakan | 17.02.2021 21:35
1085 lerde gerek kültür evinde gerek sohbetlerde humeyniden bahsederken hafızam beni yanıltmıyorsa İMAM HUMEYNİ derdin yoksa odamı öldükten sonra şii leşdi süleman abi
Deniz İstanbullu | 11.02.2021 02:12
Şimdi o devrimin yerinde yeller esiyor. Farisi ırkçılığını dinleşmiş şiilik gölgesinde besleyen ve ümmetin geneliyle açık veya örtük savaşan bir kitle. Kadınların emeği ölenlerin canları üstünde siyasi kıblesini kaybetmiş bir devlet bugün İran. Vaktiyle bize bir heyecan yaşatmıştı. Boşuna heyecanlanmışız.
Emin GÜNEŞ | 10.02.2021 21:18
Neden ÖYLE DEĞİL?