metrika yandex

Darbelerin Hedefi

28.05.2020
Abbas PİRİMOĞLU

Türk siyasi hayatına kara bir leke olan 27 Mayıs darbesinin altmışıncı sene-i devriyesini yaşıyoruz.

Millet olarak darbelere karşı olan müteyakkız tavrımızı bu vesileyle bir daha bilemiş olduk.

Farkında mısınız Kemalistler dâhil hiçbir kesim 27 Mayıs’ı açıkça savunamıyor. Savunamıyor, çünkü onlar da eski söylemlerin artık işe yaramadığının farkında.

Evet, “göbeğini kaşıyan adam” “bidon kafalı” “sayın ahalimiz” gibi kibir mahsulü bazı tamlamalarla halkı halen küçümsüyorlar, lâkin 27 Mayıs güzellemeleri yapamıyorlar.

Neydi o çocukluk günlerimde yapılan işkenceler. Simsiyah ilkokul önlüklerimizle sıraya sokulur uygun adım yürütülürdük. Sebep: 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa bayramı kutlanacak.

Bak hele; hürriyet(!)  hem de anayasa(!) bayramı.

Halkın iradesi ile seçilen Başbakanı darbe ile indirecek, canice asacak ve taptaze beyinlere bu vahşeti “hürriyet”  paketi içerisinde  “anayasa” sosu ile yedireceksin.

Ne vicdansız bir kurnazlık...

Darbeler farklı olsa da hedefleri aynı: Milletin iradesini iğdiş etmek, kendisine olan güvenini sarsmak, yaratıcılık ruhunu öldürüp mukallit robotlar haline getirmek.

Dünyada “iyi” olan ne varsa Batı’da var dediler bu vesileyle demokrasiyi de getirdiler. Millet, bunu fırsat bilerek, tarihin nesnesi değil öznesi olma iradesini ortaya koyunca da hep “dur” dediler.

Her seferinde Atatürk ilke ve İnkılâplarını bahane göstererek: Yassah hemşerim...

Menderes’i asınca millet merhum Demirel’i getirdi. Gayet iyi hatırlıyorum ona da “gerici”,“yobaz” diyerek az saldırmadılar. Merhum ömrünü darbelerle mücadele içinde geçirse de maalesef finali iyi yapamadı. 28 Şubatçılarla iş birliği onun  “bir bilen “ olarak yürüttüğü mücadelesini çok, ama çok yaraladı.

Oysa merhum Demirel’de merhum Menderes gibi bu ülkede kalkınmayı başlatan ilk isimler arasında idi.

Sonra millet, cuntaya rağmen merhum Özal’ı seçti. O’da “gerici” yaftasından payını gereğince aldı. Kemalistler gibi dar ufuklu olmadığı için ülkemizi dünyaya açtı. İnsanımız girişimci olmanın önemini anladı. Anadolu sermayesi ayağa kalktı ve sırtını devlete dayayan ideolojik sermayeye karşı açıkça meydan okudu.

Sonunda çareyi merhumu Türk Cumhuriyetleri üzerinde çalıştığı esnada zehirlemekte buldular.

Arkasından millet Erbakan’ı getirdi. Kemalistlerin kimyasını tam anlamıyla bozan bir isimdi Erbakan. Adam kalkıyor Batı’nın dünyanın merkezi olduğu efsanesini kurcalıyordu. Oysa bu Kemalist akide ile taban tabana zıt ve kabulü asla mümkün olmayan irticai(!) bir faaliyet idi.

Ne yani? Yeryüzünde yeni bir dünya kurulacak ve merkezinde Türkiye olacak, öyle mi?

Batı  “merkez” olma avantajını kaybederek taşra olacak,  merkezlerden bir merkez olma seviyesine indirilecek, öyle mi?

Bu kabul edilebilir değildi, edilmedi de;  kuruldu hemen yasa dışı bir örgüt:

Batı Çalışma Gurubu... Dikkat “Batı”...  “Çalışma” üzerine bir gurup kuruluyor ve bu gurup” Batı” ile tesmiye ediliyor.

 İğrençliğin dik alası!

Edebin yerlerde süründüğü ortam...Omzu kalabalık Osman Özbek kameraların karşısına geçip ülkesinin Başbakanına “p.zevenk” diye hitap edebiliyor.

Ve medya bunu matahmış gibi bütün dünyaya yayınlıyor.

Faili de elini kolunu sallayarak hâlâ geziyor; bu hâl kimseyi rahatsız etmiyor.

Tıpkı Olimpos dağının tanrısı Çevik Bir gibi.  Çevik Bir,  Amerikan dergisi Middle East Quarterly’ye  Martin Sherman’la yazdığı yazıda  “biz 28 Şubat’ı İsrail’in güvenliği için yaptık” diyebilecek kadar pişkin bir yüzsüzdür.  O ve onun gibiler Batı karşısında süt dökmüş kedi, millet karşısında ise tam bir müsteşrik. Geri kalmış(!) halkını adam etmeyi kendisine takıntı edinmiş bir aydınlanma şaşkını.

İsrail-Türk ticaret hacmi 1990’lar boyunca sürekli arttı. Bu bağlar, 1996 yılında Refah Partisi’nin iktidara gelişiyle yıprandı. Necmettin Erbakan, İsrail’le anlaşmaları dondurma sözü verdi. Laik Cumhuriyet’in mirasını korumakla yükümlü olan Ordu, Erbakan’a açıkça şu mesajı verdi: Koltuklarımızda öylece oturup, ülkenin yüzünü İslam’a dönmesini, İsrail-Türk asker’i ilişkilerinin tehlikeye atılmasını izlemeyeceğiz.”

İşte o günler laik cumhuriyeti korumayı hedefleyenler tanklarımızın bakımını Şeriat devleti olan İsrail’e vererek ekonomik sıkıntısına can suyu oluyordu.  ASELSAN atlanarak paraları peşin ödenmesine rağmen, tankların bakımı olmamış hatta 160 tanesi İsrail’de kaybolmuştu.

Kemalist Çevik Bir ve gibilerinin İsrail Şeriat devletine yaptığı hizmet anlata anlata bitirilemez... Üstelik laik, laik...

Demek ki tanklar yürütülerek irademize çekilen  “demokrasiye balans ayarı” raconunu biz, İsrail’in âli menfaatleri için yemişiz.

Yuh!

 28 Şubat cuntanın başında olan İsmail Hakkı Karadayı daha yeni toprağa verildi. Hesabını vermekle meşgul... Duam o ki Allah ameli neyi gerektiriyorsa onunla muamele etsin, ne bir eksik ne bir fazla. Tek kelimeyle adaletiyle...

Yine duam o ki, Menderes, Demirel, Özal ve Erbakan’a da rahmetiyle.

Gelelim Recep Tayyip Erdoğan’a.

Kardeşim onu millet olarak biz getirdik ve gitmesi gerekirse gönderecek olan da yine biziz:

CHP’ye bu vesileyle iki hususu buradan hatırlatmak istiyorum:

Birincisi “kıskanma ne olur, çalış seninde olur” ilkesi.

İkincisi de şeytana uyup asla başka bir yola tevessül etme,  uyarısı... Kışkırtıcılığı şöyle dursun “darbe” imasında dahi bulunma, bulunanları da bünyende barındırma, ikazı

Çünkü Batı baktı ki, Kemalist  “bizim oğlanlar”   beceremedi bu sefer de “hoşgörü” diyen cemaatin düğmesine basıp içerisinde büyüttükleri canavarı sokağa saldı.

Ama halk da sokağa indi Batının bu yeni “bizim oğlanlar”ını yakaladı ve adalete teslim etti.

 Dünyaya gereken mesajı da verdi: Biz millet olarak iktidarımızı da, hedeflerimizi de, ideolojimizi de seçmeye muktediriz... Tarih buna şahittir.

Birilerinin artık şunu anlaması şart:   Ne adam edilmeye ne Batı çıkarlarını muhafazaya ve ne de bir ideolojisinin dayatılmasına tahammülümüz kalmadı... Bu böyle biline...

 Vesselam...

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
AYDAN YILDIZ

28.05.2020

ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM SAYIN YAZAR