Biz ülke olarak kumpas, tuzak, algı oyunu, medya marifeti ile yalan/iftira/yönlendirme usullerini, hukuk garabetlerini terk etmedikçe "ortadoğulu" kimliğimizden, gelişmemiş/gelişmekte olan ülke kimliğimizden kurtulamayız.
Biz bu değiliz...
Biz artık gelişmiş ülkeler liginde, hızla ilerleyen, koşan, halkı mutlu, geliri adil dağıtılan, eğitimi, hukuku, tarımı, sanayisi mükemmel, toplumunun en iyileri tarafından yönetilen, mutlu bir halk olmak istiyoruz.
Bir hatırlayalım mı?
Ortadoğululuk hastalığı nedir?
Kendilerini gelişmiş, sanayileşmiş, demokratikleşmiş, insan haklarına saygılı devletler olarak gören bir avuç emperyalistin, bölge devletlerine layık gördükleri gayri insanî, adaletsiz, halkını mutsuz eden yönetim sistemlerinin genel adıdır.
Ortadoğulu olmak evrensel hukuk sistemlerinden uzaklaşmak, kişilerin, dinin, mezhebin, ırkın, tartışma kabul etmez bir şekilde üstün tutulabildiği yönetim sistemleridir. Bu tarz ülkelerde halkın mutluluğu, özgürlüğü ve refahı düşük seviyededir.
Liyakatin umursanmadığı, eğitim sistemlerinin çağın gereksinimlerine uzak olduğu, ezberci müfredatlarla kasıtlı geri bırakıldığı uygulamalar bu tür ülkelerin önemli özelliğidir. Aynı şekilde, tarımın teknolojiyle donatılması yerine ithalatın tercih edilmesi, sanayideki yüksek teknolojili ürün üretiminin çok az veya hiç olmaması, üniversitelerin ARGE'den, projeden, makaleden uzak tutularak yetersiz mezunlar vermesi, halkın gelir adaletinden uzak tutularak, belli bir azınlığın aşırı zenginleştirilmesi Ortadoğulu ülkelerin dışarı yansıyan diğer özellikleridir.
Biz Ortadoğulu mu olmak istiyoruz?
İslam dinini doğru anlayanlar, farklı ülkelerde eğitim görenler, gelişmiş demokrasileri görenler, bilenler, yaşayanlar, sosyal medyanın geliştiren üstünlüğünü keşfedip kullananlar, kıymetli entellektüeller, iyi yetişmiş bürokratlar, namuslu gazeteciler, akıllı yatırımcılar, inovasyon ve arge'nin önemini kavramış sanayiciler, uzmanlar... hiçbiri Ortadoğu tuzağına düşmemize razı değiller.
Hukukun, ekonomi yönetiminin, eğitim ve tarım politikalarının, dış politikaların bu kadar tartışıldığı, bu kadar değişim gösterdiği başka bir ülke var mıdır?
Bu kurumlara güven en üst seviyede olması gerekirken, maalesef ülkemizde öyle değil.
İşletmeleri, kurumsallaşma ayakta tutarken, geliştirip büyütürken devletler bundan farklı mıdır? Binlerce yıllık devlet deneyimine sahip olan ülkemizin kurumlarının siyasetin marifetiyle sürekli değişmesi, üstelik olumsuzluğun ağır basması normal midir?
Halkımızın nelerden rahatsız olduğu çok açık ve net belliyken, yapay sorunlar, zorlama kararlar, artık sabırları zorlayan ayak oyunları...gerçekten baydı.
Biz kurallara uygun, adil bir seçim istiyoruz.
Tarafların çağın gereklerine uygun çözüm önerilerini, projelerini görmek istiyoruz. Ne olur artık din üzerinden, mezhep üzerinden siyaset yapmayın. Bize adalet, özgürlük, refah ve işe yarayacak eğitim lazım.
Dindarlığınızı, mezhebinizi, ideolojinizi saygıyla karşılıyoruz ve aynı saygıyı sizlerden bekliyoruz.
Söylem ve Eylem / Mehmet Taşdöğen
17.05.2026
Trump, Çin dönüşü Tayvan'ı sattı
17.05.2026
Sadakanız, İhtiyaç Sahiplerinin Umudu Olsun!
25.04.2026
Rıza Pehlevi'ye 'domates'li saldırı
24.04.2026
İhracatçıya kurumlar vergisi indirimi
26.04.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
Haz mı, Huzur mu? AHMET GÜRBÜZ 10.05.2026