metrika yandex

Anbean Kirleniyoruz…

Abdulaziz TANTİK

22.03.2021

Hava çok boğucu…

Her şey öyle sıradanlaştırıldı ki bana heyecan verecek veya beni yalnızlığımdan alıkoyacak bir meşguliyet bulamıyorum. Günlük sosyal medya paylaşımları, TV haber ve programları vesaire izlerken daha çok sıkılıyorum. Sanki her şey boğuyor beni… Nefes almakta zorlandığımı hissediyorum… Rahat nefes alacak bir vasat, pozisyon ve vakit bulamıyorum. Bu kadar beni bezgin kılan şey ne? Ama bu sorunun üzerine düşünecek bir zihni faaliyet arzusu da kalmamış sanki!

Her şey çok kirlendi diye aklımdan şöyle bir geçip kaçıverdi. Hâlbuki TV reklamlarında ‘Kirlenmek Güzel’ diye sürekli spot cümleyi kafamıza kazımak için tekrar edip duruyor. Kirlenmenin övüldüğü tek zaman, bilebildiğimiz kadarıyla bu modern zamanlar. Düşünülmeli… Ancak düşünmenin gerçekleşmesi için biraz oksijene ihtiyaç var. Ama bu oksijeni bulabilmenin vasatı, mekânı, zamanı ara ki bulasın! Her şeye rağmen yine de düşünmeyi öne çıkardığın zaman nefes alıp vermenin zorlaştığını görmek acı bir tecrübeye sebep olmaktadır.

Ama olsun, ‘insan zorluklara dayanıklıdır’ hükmü aklına düşüverdi. O zaman her türlü olumsuzluğa rağmen kendini zorlayarak meseleyi doğru bir şekilde anlamaya çalışmalı olduğuna ikna oldu. Bizi kirleten şey nedir? Bu soru ile başlarsak, her şeyin üzerimize üzerimize geldiği bu boğucu atmosferi de çözmeye faydası olabilir diye düşündü. Bir an gözlerinin ışıldadığını hissetti. Düşünmeye başlamıştı. Bu farkındalık, düşünmenin zeminini kurabilirdi. Artık, ağırda olsa düşünmeye başlayan bir zihni harekete geçirmeyi başarmıştı. Bu kısa da olsa onu heyecanlandırdı. Birden derinlere daldı. Ne kadar zaman olmuştu bu heyecanı duymayalı? Bir hüzün çöktü üzerine… Ne kadarda çok ihtiyacı varmış bu heyecana?

Kendini bir an yabancı gibi hissetti. İnsan kendisine bile yabancılaşabilir mi diye bir soruyu aklına yakınlaştırdı. Bu onu mutlu etti. Düşünmeye devam ediyordu. Eğer ben kendime yabancılaştıysam, her şeye yabancılaşmış olmalıyım diye bir hükmü zihnine yazdı. O zaman yabancı olduğum şeyi anlamam mümkün olamazdı. Anlamadığım şeyin üstüme düşüreceği gölge beni koyu bir karartıya mahkûm kılardı. Bu karartı ise zamanla karanlığa dönüşürdü. İşte bu karanlık aynı zamanda kirliliği de besleyebilir diye kendi farkındalığına içten bir gülümseme ekledi. Gülümseyince, hissettiği mutluluğu uzun bir zamandır hissetmediğini anımsadı. Bu onu daha derinden düşünmeye sevk etti. Gülümseme ona iyi gelmişti. Ruhunu saran karanlıktan kurtulmanın bir başlangıcı olarak bu anı kayıtlara yazılabilirdi. Değişim, içinde kıpırtılı bir şekilde kendini duyumsattı ona…

Kirlenmeyi sağlayan şeyin ne olduğunu anladığı zaman o kirlenmeden kurtulmanın bir yolunu bulmanın umudu onu canlandırdı. Bir anda sanki o boğucu hava dağılmaya başlayacak gibi duruyordu. İçin için sevinmeye başlamıştı. Bu sevinci ise onu gülümsetiyor, gülümsemesi ise onu mutlu ediyordu. İşte dedi, beni bu boğucu havadan kurtaracak şeyi yakalamaya başladım. Ama sonunu getirmek için yukarıda sorduğum soruya bir cevabımın olması şart galiba… Yabancılaştıran şey kirletir mi diye aklından bir soru daha geçirdi. İnsanın kendine yabancılaşması onun kirlenmesine etki eden temel bir unsur olabilir miydi? O zaman beni yabancılaştıran şey beni kirleten şey olur ki bu da kendimi kurtarmanın bir yolunu bulmama yardımcı olur.

Hafızam sanki biraz hareketlenmiş gibiydi. Düşünme ona iyi gelmişti. Bazı şeyleri anımsamaya başlamıştı. İlk yabancılaşmayı duyumsadığı zaman hissettikleri onu sarsmıştı. Bir yanlış yapmayı ve o yanlışı yaptığı için kendini suçlamayı bırakmak için kendine mazeret üretmesi ve ona yaslanması üzerine normalliği sağlarken kendinden uzaklaştığını çok derinde şöyle bir hissettiğini ve üzerinde durmayarak bu hissi yok saydığı için normalleştiğini kavradı. Bu kavrayış, onu derinden etkiledi. Aslında kendisinden başka bir şeyi suçlama yarışına girdiği andan itibaren kişi kendisine karşı yabancılaşıyormuş da farkına varamıyormuş, bunu şimdi daha yüksek düzeyde anlamaya başlamıştı. Yani çevresel faktörlerin etkisi ile içsel faktörlerin etkisini bir değerlendirmeye tabi tuttuğunda artık biliyordu ki cevabı, el hak, içsel faktörlerin belirleyici olduğu idi. Dışsal faktörlere yöneltilen her suçlama kişinin kendisini temize çıkarmasına neden olup onu biraz daha kendisine yabancılaşmasına ve kirlenmesine neden oluyordu. İşte bu gerçek, güneşin aydınlığı gibi apaçıktı. Bu durumun kendisinde bir aydınlanma oluşturduğunu idrak etti. Suçu başkasına atarak arınmanın imkânı yoktu. O zaman suçu kendisinde bulacak ve suçu işlemesine neden olan şey ne ise onu bulup düzeltmesi gerektiğine kani olarak zihnini toparlamaya başladı.

Artık nereden başlaması gerektiği konusunda kafası netti. Bu netlik ona yeni bir hatırayı hatırlattı. Hiçbir şey düz bir çizgi gibi ilerleyip durmuyor, bilakis, bir döngüsellik içinde sürekli birbirini tamamlayarak devam ediyordu. İster kavramı, ister olayı, ister olguyu dikkate alsın, döngüsel hal üzerinden meseleyi ele alarak adım adım kirlenen şeyin arınmasını sağlayabilirdi. Bu bakışa ulaşınca ve idraki yeniden harekete geçince, o zaman şunu kavradı; suçlu ben isem, benim kendimi ıslah etmem ve yeni yanlışlara, kirlenmelere muhatap olmamam lazım diyerek kendine bir kayıt getirdi. Bu da düşünme ameliyesini daha bir üst seviyeye taşıyarak kendisini düşünmenin kollarına bırakmanın derin hazzına ulaştırmaya ramak kaldığını hissettirdi. İşte hisleri de harekete geçmiş ve canlanmıştı. Artık bazı şeyleri daha derinden düşünebilirdi.

Yabancılaşmanın koyulaşması, kirlenmenin koyulaşmasını ve kirlenmenin koyulaşması ise nefes almayı zorlaştırdığı için boğucu bir atmosferi yaşamak zorunda bıraktığını idrak etti. O zaman yapması gereken ilk adımın bu boğucu havayı sağlayan atmosferin dışına çıkmayı irade etmekti. Ne kadar zor olsa da bu boğucu ortamın dışına çıkmalı ve kendisini şöyle rahat nefes alacak bir pozisyona ulaştırmalıydı. Bunun yolu ise, kendisini bu duruma taşıyan bütün unsurları topyekun bir şekilde reddetmek ve onun dışında kalarak yeni bir imkanı bulmayı sağlayacak yeni bir durum, olgu, olay üzerine yeni bir gerçekliği inşa etmekti. İşte bu gerçekliği inşa edebilirse içinde var olduğu bu onu kirleten, yabancılaştıran ve boğan atmosferin oluşturduğu gerçekliği yıkabilir ve yeni bir gerçekliği, onu arındıracak olan gerçekliği inşa edebilirdi. Bu yüzden tekil olaylar yerine bütünü doğru okuma ve idrak etmeye konu edinmesi gerektiği içine doğdu. Bu inşirah onu bir anda sahip olduğu ve kendisini kirleten yargılara taşıdı. Kendisine zarar vermeyen ama başkalarına zarar veren şeyin kendisini ilgilendirmediği algısını hatırladı. Merkeze kendisini aldığını ve kendisinin dışındaki her şeye kendi çıkarı çerçevesinde baktığını anımsadı. Ve çok utandı. Nasıl böyle birine dönüşmüştü. Bu kadar bencilce davranmayı kendisine yakıştıramadı. Ama bencil olmuştu. Ve bu onu mutlu etmek yerine kendi mutsuzluğunu belirginleştirmesine yaramıştı. İşte bu farkındalık onu yeni bir aydınlanmaya taşımıştı. Zihni açılmış ve hatıraları birer birer sökün etmişti. Bir anda neye uğradığını şaşırdı. Sanki hatıraları onu sarmalıyor ve nefes almasını engelliyordu. Ama bu nefessizlik havanın boğuculuğundan değil, fazla oksijenin birden boca edilmesinden mütevellit, ilk temiz havanın insanı zorlaması gibiydi. Bu durum onu biraz daha sükûnete taşıdı.

Sükûnet iyi gelmişti ona…

Her şey daha yerli yerine oturmaya başlamıştı zihninde, düşünmesi güçlenmiş ve kolaylaşmıştı. Artık, daha özgüvenli bir şekilde neyin ne olduğuna dair bakışı netlik kazanıyordu. Artık anlamıştı ki onun o ön yargılarına ulaşmasına sahip olan bir düşünce vardı. Ve o düşünce, kültürü belirleyerek her kişinin o kültüre göre davranışlar sergilemesine neden oluyordu. O zaman bu düşüncenin varlığının hangi zemine yaslandığını ve insanı bu kadar bencilleştiren ve kirlenmesine neden olarak onu yabancılaştıran bu kültürü reddetmenin makul bir zemini bulunmalıydı. İşe oradan başlamalıydı.

Birden bir dine olan mensubiyetini hatırladı. Ben Müslüman’ım ya dedi kendi kendisine, yüksek sesle… Müslüman olmak bana zaten bazı yükümlülükler yüklemişti. Ve ben bu süreçte bu yükümlülüklerimi unutmuşum; namaz, oruç, zekât, hac, sadaka, fakir, fukaraya, ihtiyaç sahibine, yolda kalmışa yardımcı olmak ve her zaman iyimser olmak, kötü düşünmemek, suizandan sakınmak ve güzel olanı sahiplenmek gibi…

Bu hatırlayış, onu bir anda derin bir vecde taşıdı. Sanki kendisini yeniden bulmuş gibiydi. İçi öyle bir heyecan kasırgasına kapılmıştı ki birden korktu, kalbi bu heyecanı taşıyamaz diye… Ama artık öğrenmişti ki hayatını düzenleyen bu temel ilkeleri, hayatından çıkardığı gün yabancılaşmıştı kendisine, eşyaya, varlığa, Yaratıcıya, Kitaba, ahlaka ve erdeme…

Artık biliyordu, kendisini bu hale getiren nedeni… Ve bir şeyi daha öğrendi, kurtuluş, kendisine dikte edilen kültürün kodları üzerinden hayatı yaşamak değil, bilakis bu kültürel kodlardan kurtulmayı başarmaktır. O zaman topyekûn bir kurtuluş, ancak topyekûn bir reddetme ile varlık kazanır.

Bizi nasıl ağır ağır farkına vardırmadan zehirledilerse, onu, bizde vücudumuzdan aynı şekilde atmayı öğrenmeli ve bunu bir gerçeklik zemini üzerine kurmalıyız. İşte o zaman insan kendi anlamını bulacak ve kirlenmeye karşı korunaklı olacaktır. Yabancılaşmaya ve boğucu bir atmosfere maruz kalma gibi bir zorunluluğumuz yoktur. Bu düşünceler kafasında dönüp dururken, kendi zihni yapısının çalıştığını ve düşünmeye başlayarak bir plan dâhilinde artık hayatına çeki düzen vermeye başlayabilirdi…

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş